2 Eylül 2018 Pazar

Türkçeye geçmiş çirkin söz olarak "fetih"


7. yy sonlarına kadar tarihte Arap ulusu ve kimliği diye bir kimlik yok. Hep aşağılanmış bir toplum olan Araplar İslamdan sonra örgütlenebildiler. Çevreye öfke, nefret, ölüm saçan vahşı iklimin toplumu vahşetine "fetih" adı taktı. Halbuki, müslümanlar gittiği yerlere karanlıktan başka bir şey götürmediler, götüremezdiler. Onların tarihsel belleklerinde uygarlıktan iz ve belirti yoktu. Tarihlerinde olmayanı nasıl başka ülkelere taşıyabilirlerdi? Geniş coğrafyada beşeriyetin yerli tarihsel deneyimlerini yok ettiler. Oysa ki, "fetih" sözünün savaşla hiçbir ilgisi yok. Günümüzde "demokrasi" götürme güçlü devletler için ideolojik bir açıklama olduğu gibi "fetih" de saçma ve nefret çağrıştıran söz olarak Arap vahşetinin adı idi. Fetih adı altında ülkelere soykırım, kölelik, nefret, Arap cehaleti ve karanlığı götürdüler. Arap vahşetinin bu çirkinliğini daha sonra Türkler devraldıklarında aynı korku ve öfkeyi vardıkları yere götürdüler. Arabın agresif ve köleleştirme ideolojisini bu kez Türk vahşeti çevreye yaymaya başladı. Demokrasi ile fetih atrasındaki fark ise büyük. Avrupa güçleri vardıkları ülkelere modern bilgi, düzen, ussalcılık, temizlik, sağlık araçları ve bilgileri, modern okul, ... götürdüler. Kimsenin dinine dokunmadılar. Tam tersine, Hindistan gibi 90-100 yıl Batı ülkeleri işgalinde bulunan ülkeler Batı metodolojisi ile tanışarak tarihlerinin en büyük bilimsel devrimlerini yapar oldular. Nitekim çağımızda Hindistan uzay bilimi alanında çok ilerilerde. Ama islamcı katiller, vardıkları ülkelere bilim değil, Arap kültür ve hurafelerini taşıyarak ayak bastıkları ülkeleri korkunç karanlığa gömdüler. Ülkelerin namuslarına, ırzlarına tecavüz ettiler. Kızlarını cariye, erkek çocuklarını köle edip, ciziyeye bağladılar. Bu vahşetin adını da adalet koydular. Beşer tariihi islamcı işgaller gibi bir korku ve tecavüz vahşeti ile asla karşılaşmamıştır. İslamcı işgal tarihinden bir tanecik bilimsel kitap kalıtım olarak kalmamış. Ne fizkik, ne kimya, ne hendese, ... hiçbir yapıt yok. Var olanlar da Yunan etkisinin müslüman olmayanlar üzerindeki etkisi. Çünkü bilim Arap nefret ideolojisi ile çatışan bir olgu. Bu yüzden Mısırda, İstanbulda, .... ne kadar bilim odakları vardısa, yok ettiler. Kitapları yaktılar.
***
Medine surelerindeki Allah
Medeni surelerdeki Allah Mekke surelerindeki Allahla çok farklı, hiçbir bezerlikleri yok. Medeni surelerdeki Allah şuna benzer: Güçlü birisi sokakta zayıf birinin elini-kolunu, bacaklarını kesiyor, mal-mülkünü zabtediyor, sonra da "Hadi, Allaha emanet ol, esen kal ve benim adaletime şüphe etme!" diyor.
Medeni surelerdeki Allah da öyle. Saldır, köle ve cariye et, sonra da "Allah merhametli ve adaletlidir" söyle!

Hiç yorum yok: