21 Haziran 2021 Pazartesi

Ne mutlu Türküm diyene

"Ne mutlu Türküm diyene" Türkün daha bilge, daha uygar olduğu ve tarihte uygarlıklar tesis ettiği anlamında değildi. Kesinlikle böyle değildi. Müslüman Türk saldırganlığının ve vahşetinin tarihte yıkmadığı, yok etmediği ugarlıklar nerdeyse kalmamıştır. Nitekim kahraman Viyana halkı Osmanlı vahşetini def etmeseydi, şimdi Viyana ve Avrupada bu denli ussal gelişmeler de olmaz, her taraf cami, mescit yapımıyla seciyelenirdi. "Ne mutlu Türküm diyene" Osmanlının "etrak-i biidrak" (aptal Türk) ve "eşek Türk" tutumuna ve islam peygamberi Muhammetin "Yecuc mecuc türklerdir" gibi hadisine karşı Türklerin de eşek değil, adam olduklarını savunmak için bir duruş idi. Dolayısıyla Gazneli, Selcuklu ve Osmanlı islam uygulamalarıyla dehumanize edilmiş, şahsiyetsizleştirilmiş, onursuzlaştırılmış Türkleri de insan gibi görmek için bir vizyon idi. Niye "Ne mutlu türküm" denildi de başka ulus denilmedi? Çünkü Osmanlıda ve Muhammet hadislerinde aşağılanarak yerin dibine sokulan yalnızca Türkler idi. "Uktulut Turke ve lev kane ebaa-Baban da ölsa Türkü öldü!" hadisi Türkler hakkında idi. Dolayısıyla "Ne mutlu Türküm diye" söylemi ırkçılık ve sırf Türkleri değerlendirme amacı taşımamaktaydı. 1000 yıl boyunca aşağılnan türkleri başka ulusların seviyesine taşıma ve dehumanize edilmiş türklerde insani şeref sağlamak idi. Türklerin şerefsiz olmadıklarını ve "islamla şereflendikleri" gibi alçakça ve murdarca bir söylemi çürütmek amacı taşımaktaydı. İslamla şereflenme böyle mi oluyor? Gerçeklerin göstergesi şu ki, islamdan sonra Türklerde şeref ve namus diye bir şey kalmamıştır. Çünkü islam sonrası Türk arabın edepsiz köleleri olmuştur. Kölenin şerefi ne ölçüde olabilir? Çünkü islamdan sonra, özellikle Selcuklu ve Osmanlıda Türk aşağılık yaratık olarak nitelenmiştir. Yaratılışı dolayısıyla insan olan, ama insanlığı elinden alınan bir ulusu değerlendirerek insan olduğunu hatırlatma humanist duruştur. Türkçeyi yükseltme de aynı niyetle meydana çıkmıştır. 16. yy Osmanlı münşisi (Özel kalem müdiri) "Nushat-us selatin" kitabında "Türkçe diken dildir, İstanbulda konuşulmasına izin vermek yanlıştır" diye yazar. Aynen Selcuklunun resmi ideolojisi olan "Türk köpeği şehre girdiğinde Farsça ürür" tutumuna benzemiyor mu? İslamiyet böyle mi şereflendirmiş Türkleri? Nerede o şereflendirme beıge ve bilgisi. İslam sonrası Türkün ne dili, ne edebiyatı, ne felsefesi, ne ilmi, hiçbir şey yok. Tam tersine islamdan sonra ne zaman türk ve arap iktidarı ele geçirmişlerse uygarlıklar yok edilmiş, bilim ve felsefe yasaklanmıç. Selcuklu öncesi Buveyh oğulları Orta Doğuda iktidfardaydı. Onlar eski Yunan bilgelerini Muhammet seviyesinde görür, akıl-vahiy çatışmasında Yunan bilgelerinin akıl algısını yeğlerlerdi. Bunun üzerine bilim gelişti, matematik kutsandı, İbn-i Heysem gibi matematikçiler Empedoklesin terisi üzerine büyüteci keşfettiler. Sonrasında Arap-islam köleleri Selcuklu karanlığı geldi. Selcuklunun medlerselerinde Arap karanlığından başka hiçbir şey tedris edilmedi, Yunan uygarlığının yetiştirdiği Farabi ve İbn-i Sina giboi bilgeler tekfir edildiler. matematik yasaklandı. Görüyor musunuz müslüman türkün insanlık uygarlığının başına getridiği felaketleri. Selcuklu paradigması Osmanlı karanlık başılaları tarafından da devam etti. 16. YY Rönesans çağı. Tam bu çağda meleklerin bacak araları gözükür diye Osmanlı şeyhlerinin fetvaları ve Osmanlı pislik sultanının emri üzerine Konistantinapolisteki rasathane (gök gözlem evei) top ateşine tutularak yerle bir edildi. İşte müslüman Türkün yok ettiği uygarlıklardan örnekler. Düşünün, Türkler islamiyetle "şeref"lenmeseydi, şimdi Orta Doğu ve dünya ne denli barış ve rifah içinde olurdu. Aslında insanlık tarihinde iki uygarlık düşmanı ulus olmuştur, Arap ve Arap kölesi Türkleri. Arap ve Türkün nefesi dokunan yerde uygarlıklar söndürülmüştür. Bin yılların uygarlık yurdu olan Anadoluda şimdi ne var? Hiçbir şey, sular, ırmaklar, göller kuruyor ve müslüman Türkün nefesi yüzünden mamara gibi denizler ölüyor. Evet, böylesine bir Osmanlı edepsizliğine, Osmanlı terbiyesizliğine karşı aşağılık kompleksinin derinliğine gömülmüş miskin bir ulusu ancak "ne ne mutlu türküm" diyerek başka toplumlar düzeyine getirilebilirdi. Ama 600 yıl Türkleri yerine dibine sokan alçak ve edepsiz Osmanlı hanedanının şu an adları köprülere falan verilmiyor mu? Bu ne edepsizlik, bu ne ayıp? Osmanlı kirliliği idealize edilmiyor mu? Osmanlının "eşek türk" sloganları sevilmiyor mu? "Reklam dönemi kapanıyor ve Osmanlı eşekliğine geri dönüyoruz" denilmiyoir mu? Bir Osmanlı edepsizi, Osmanlı vahşilerinin yaşamları üzerine sahte, yalan dizi çektirip, halkın cibini soyarak yalan bir tarih algısını toplumun bilinçaltına yerleştirmiyor mu? Türklerin İslamdan sonra tarihi mi olmuş? Nedir tarih? Tarih soyut bir kavramdır. Somutlaştırdığında şöyle olur: Felsefe tarihi, bilim tarihi, sanat tarihi, şiir tarihi, müzik tarihi, ekonomi tarihi, mimarlık tarihi ki, bunların hiçbiri islamdan sonra bizde yoktur ve savaş tarihi, .... Bunlar soyut tarih kavramının somut alanlarıdır. İslam sonrası Türk kışlalarda savaş robotları gibi dünyadan habersiz yetiştirilen ve dünya uygarlıklarını tarihten silmekle görevlendirilen ölüm makinesi gibi kullanılmış, Arap-islam kanlı ideolijisinin soykırımcıları gibi yetiştirilmişler. Sadece savaş tarihi var. Diğerleri yok, hem de hiç yok. Binlerce kitap okudum, ama karşılaşmadım. Karşılaşan var mı? İslam ve Osmanlı tarafından edepsizıleştirilen, kabalaştırılan, Arap kölesi yapılarak kendisine güveni elinden alınan bir değersiz leş topluma "ne mutlu türküm" demek ona Osmanlı edepsizi olduğu yerine, insan olduğunu anımsatmak ahlaki bir tutum değil de nedir? Ama 1000 yıllık Gazneli, Selcuklu, Osmanlı, Safevi, Kacar süreci kısa zaman değil. Bu yüzden türkün eşek olmadığını ispatlamak için bir Atatürk yetemedi. Gözlerimizin önünde yine de bir Osmanlı edebsizi tekraren Türklerin Osmanlı eşekleri olduklarını açıkça dünyaya sergilemektedir. Yani yine de Türk kitlesini molla, şeyh, devşirme kölesi yapma edimleri gözlerimizin önünde uygulamaya konulmaktadır.

 


Hiç yorum yok: