Büyük bir düşünçe ve bilim adamı olan Behmenyar yine
de Doğunun büyük bilgesi olan İbn-i Sinanın öğrencisi olmuş. Ustat ve öğrenci
arasında şöyle bir rivayet okumuştum. "Behmenyar hocası İbn-i Sinanın ilim
ve irfanına hayret edermiş. Bir gün Behmenyar ustadına "ya şeyh, her kes
senin ilim ve irfanına hayran. İnsanlara da çok iyilik ediyorsun. Acaba, neden
kendini Peygamber olarak duyur muyorsun? Böyle olursa, bilgilerini de halka
kolayca iletebilirsin" demiş. İbn-i Sina öğrencisinin bu sorusunu yanıtlamamış.
Susmuş. Sonra fasıllar değişmiş ve Hemedanın sert kış günleri başlamış. Çok
soğuk gecelerin birinde sabaha kadar ustat- öğrenci bilimsel çalışmalarını
sürdürmüşler. Camiden sabah ezanı duyulmaya başlamış. Bu zaman İbn-i Sina
öğrencisi Behmenyara "Behmenyar, Farabinin "büyük musiki kitabı"
iki sokak o tarafta bulanan kütüphanede kalmış. Unutmuşum kitabı yanımda
getirmeyi. Acaba varıp da kitabı getirebilir misin?" diye sormuş.
Behmenyar "hocam, şimdi tükürürken tükürük havada donuyor. Ayrıca,
yorulmuşuz ve namaz sonrası uyuyacağız. Şimdi getirlmesine ne gerek var?
Uyuyalım, hava ısınsın da gün ortalarında getiririm" demiş. İbn-i Sina
israrla "hayır, okitabı şimdi getirmeni istiyorum" demiş. İbn-i Sina
ne kadar israr etse de, Behmenyar bahane uydurarak gitmek istememiş. Bu sırada
İbn-i Sina ona "peki Behmenyar, bir zaman sen bana neden kendimi Peygamber
olarak duyurmuyorum diye bir soru sormuştun, hatırlıyor musun?" dediğinde
Behmenyar da "evet, hatırlıyorum ve sen de susmuş, yanıtlamamıştın"
demiş. İbn-i Sina "O soruya şimdi cevap vermek istiyorum. Şu an ezan
sesini duyuyor musun?" diye sormuş ve o da "evet duyuyorum"
demiş. İbni-Sina "bak Behmenyar, sen benim öğrencimsin, senin üzerinde
öğretmenlik hakkim var. Sana git kitabı getir diye israr ediyorum ve sen hava
soğuktur diye bahane uyduruyorsun, gitmiyorsun. Yani kendi ustadının sözlerine
bile uymuyorsun. Ama 500 yıl önce Muhammet sabah namazı kılın ve ezan olsun
diye bir söz demiş, o sözü soğuğa aldırış etmeden müslümanlar dinlemiş, hala da
tükürüğün havada donduğu bu soğukta müezzin çıkıp minarede ezan söylüyor. Neden
şunu söylüyorum Behmenyar biliyor musun? Çünkü doğru sözü söylemek de tek
başına önemli değil, bir de bu sözü kimin söylediği ve bu sözün hangi iç
mekandan geliyor olması da çok önemli. Muhammetin batınından gelen söz 500 yıl
sonra da dinleniyor. Ama benim sözümü kendi öğrencim bile dinlemiyor. Şimdi
neden kendimi peygamber olarak duyurmuyor olmamın nedenini anladın mı
Behmenyar?" der. Behmenyar da "evet, anladım ustadım" der. Neden
şu uzun öyküyü anlattım? Ali konusu da bana göre aynen buradaki konuya
benzemektedir? Ali batınından çıkan sözlere o devrin insnaları aldırış
etmemişler. Nasıl olur da Hz. Muhammet söylemi ruhları fethederken Ali söylemi
toplum tarafından kabul görmemiştir. Çünkü adaletli söylemde bulunmak lazım,
ama yeterli değil. Bir de bu sözün hangi iç mekandan çıkması önemli. Çünkü her
adaletli söylem kabul görmez. Buna güncel hayatımızda da tanık oluyoruz. Aynı
sözü kaç kişiden dinlesek de birininkini önemsiyoruz. Ali söylemleri toplum
tarafından asla önemsenmemiştir. Hatta kendi kardeşi Akil bile onu terk ederek
Aliye karşı Muaviyeye katılmıştı. Bunu sadece Muaviyeden maddi imkan kazanmak
için yapmıştır gibi sığ savla savunmak doğru değil ve bir şii söylemi. Daha
derin sebepler var. İnsan kendi ailesiyle bağlarını böyle kolayca koparamaz.
Burada başka bir gerçeklik var. Ali karakteri ve agresifliği o devir
müslümanlarının çoğu tarafından kabul edilmemiştir. Nitekim kendi ordusu bile
parçalandı ve havariç başka yöne yöneldi. Alinin kadınlar hakkında aşağılayıcı
sözler söylediği sırada, havariş kadınların da imam ve halife olabileceği
görüşünü savundu. İran-Safevi şiiliğinin Ali hakkında uydurmaları Fars-milli
kimliğinin İslam içinde farsize edilmiş bir kişilik uydurma çabasından başka
bir şey değildir. Şiiliğin uydurduğu Ali mitoljidir, tarihte öyle bir kişilik
asla olmamıştır. Ali'de devletin birinci adamı olacak karakter asla olmamıştır.
Akılllı olmak devletin ve yönetimin birincisi olmak anlamında değildir, bunun
için başka devlet adamlığı nitelikleri de gerekir. Aynıyla Hasan ve Hüseyin de.
Ne Hasan, ne de Hüseyin söylemi toplum içinde etkili olmamıştır. Şöyle ki,
Hüseyin yalnız bırakıldı. Ali, Hasan ve Hüseyinde toplumsal heyecan ve
seferbelik oluşturacak liderlik özelliği olmamıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder