Ebureyhan Biruni’nin “Asar-ul bakiye” adlı hacim
kitabını bu gün bitirdim. Büyük bir bilim adamı olmuş Biruni. Ama Biruni’nin
açtığı bilimsel yol sonraki çağlarda devam ettirilmemiştir. Kitapta değişik
bilimsel konular incelenmiştir. Özellikle değişik devirlerde, halkların,
toplulukların tarihle ilgili yaklaşımları, tarih bilgi ve bilinçleri
irdelenmiştir. Hicri, şemsi, miladi, Yahudi, Sasani, Mısır, Yunana tarih
hesaplamaları ayrıntılı biçimde araştırlımıştır. Türklerin tarih bilgilerine ve
tarih hesaplamalarına da işare etmiş, ama ayrıntılı bilgi yok. Babilde uzay
araştırmaları üzerine yazılan kitaplar hakkında konuşuyor Biruni. Yılın 12 aya
bölünmesinin Keldani’lerdeki
bilimsel dayankları açıklanıyor. Yunan bilgesi Aristotelin “Gök ve dünya” adlı
kitabını irdeleyen Biruni Aristotelin “Yunan bilimi Keldani’lerden
etkilenmiştir” gibi ifadelerine yer veriyor. Yahudileri esir alan Keldani’lerin
bu devirde bilimleri ileri düzeydedir. Kitapta alkolün bulucusu ateist alim
Zekerya Razi hakkında da ilginç bilgiler var. Kitapları yok edilen Razi bütün
dinleri kişi usunun önünde engel olarak görmüş, ama Mani öğretilerine eğilimli
olmuştur. Ne var ki, Mani öğretileri düşünebilen seçkin insanlar için daha
elverişli olanaklar sunuyormuş. Arap ve Arap olmayan halkların günün başlaması
hakkındakı yaklaşımları ilgi çekicidir. Arapların hicri tarihlerinde gün (24
saat) günüşin doğumuyla değil, güneşin batımıyla başlar. Yani Araplarda gün
gece başlar ve bir sonraki gece de sona erer. Çünkü Arap inancına göre karanlık
ışıktan üstündür. Karanlık var olan, ışık ise birden kendisini gösterip yok
olan bir olgudur. Bu inançları yüzünden karanlığın başlamasını günün evveli
gibi algılarlar. Araplar bu inan,laröndan dolayö hareketsizliği devinime
üstünbilmişler. Çünkü onlara göre beden sakin ve harektsiz olduğunda rahattır. Hareketsizlik
içinde hareket bir istisnadır. İnsan yalnız tualete uğramak, yemek, ... gibi
ihtiyaçlarını gidermek için hareket eder. İhtiyaç dışında hareket zaruret gibi
karşımıza çıkmaz. O zaman karanlık hareketsizlik ve ışık istisna olan
hareketliliktir. Bir başka delilleri de şu ki, hareketsizlik unsurlarda devam
ederse fesat meydana getirmez. Lakin hareketlilik maddenin özelliği olursa
fesat oluşturur. Nitekim deprem, gasırga, taşkın, ... fesat meydana
getirmektedir. Ama Arapların düşünüş tarzına ters olarak Rumlular ve diğer
halklar günün başlamasını güneşin doğumuyla eş zamanda hesap ederler. Güneşin
bir doğuşundan başlayıp ikinci doğuşuna kadar devam eden süre bir gün hesap
olunur. Arapların düşünüşüne göre karanlık ışıktan üstün olsa da, günün
başlamasını güneşin doğumuyla eş zamanda gören uluslara göre, ışık karanlıktan
üstündür. Bu uluslara göre ışık varlık ve karanlık yokluktur. Işığı karanlıktan
üstün bilenler hareketin hareketsizlikten üstün olduğunu da yeğlerler. Onlara göre
hareket değil, hareketsizlik fesat türetir, nitekim bir göl hareketsiz
kaldığında kokumaya başlar. Çünkü hareket varlık ve hareketsizlik yokluktur,
hareket hayat ve hareketsizlik ölümdür. Nitekim akar su hayat belirtisidir.
Biruni gün üzerine çoğu
uluslardaki durumu inceledikten sonra Kuranın gün anlayışını irdeliyor. Kuranda
gündüzün sonu ve gecenin evveli üzerine bilgi yoktur. Çünkü gecenin başlaması
beşer için bilinin bilgidir. Ancak Tanrı günün başlamasını tan yerinin sökülmesiyle
(fecrin doğumu ile) tanımlar. Ama gündüzün sonu hakta bilgi yok. Kuranda geçen
“Tan yerinde ak iplikle kara iplik belli oluncaya kadar yeyip için” ayetine de
hadislere dayanarak açıklama veren Biruni şöyle devam eder: kara iplikten amaç
gecenin kendisi ve ak iplikten maksat da gündüzdür. Fecir (tan yeri) ise burada
karinedir, yani geceyle gündüze eşit uzaklıktadır. Sonra da bu ayeti anlamak
için insanların eline kara ve ak iplik almalarına gerek olmadığını, doğaya
bakmalarının yeterli olduğunu belirtir. Bilge Biruni fakihlerin zaman
tanımlamaları konusundaki cehaletlerini uzun uzun anlatır. Onların hatalarını
birbir ilmi yöntemle açıklar.
Biruni alemin başlanma tarihi ile
gili değişik din ve inançlardakı bilgileri de aktarmaktadır. Bunları okuduğumuzda
beşerin ve dinlerin ne denli cahil oldukları da ifşa ediliyor. Zerdüşt’e göre alem ondan üç bin yıl önce
yaradılıpmış. Yahudilere göre Musadan 2500 yıl önce yaradılmış. Diğer dinlerde
de buna benzer bilim dışı kestirmeler.
İslam tarihinde hicri tarihinin
yaranma sebeplerini de açıklıyor Biruni. İkinci Halife Ömer zamanında Hicri
tarihi tedvin edilir. Ömer sahabilere bir tarih düzenlemelerini söyler. Peygamberin
doğum günüyle ilgili ortak ve dakik bilgi yok idi. (Günümüzde 1400 yıl sonra
Peygambere doğum günü kutlamaları geçirseler de, Peygamberin vefatından iki yıl
sonra O’nun doğum gününü bilen kimse yok! G. G) Peygamberin bi’seti
(peygamberliğe yükselişi) üzerine de dakik bilgi olmamıştır. Ama Peygamberin
Mekkeden Medineye hicreti her kes tarafından biliniyordu. Peygamberin
savaşları, zaferleri ve diğer bu gibi İslam sonrası olaylar Mekkeden Medineye
hicretten sonra daha kolay hesaplanıyordu. Böylece Ömer hilafeti döneminde Hicret
müslümanların tarih anlayılşına dönüştü.
Biruni Hint ve Yunan ilmini karşılaştırarak
Yunan matematik ilminin Hint matematik biliminden daha sistemli ve anlaşılan
olduğunu da belirtir. Bazı ırmakların yazda kuramak yerine neden daha dolu sulu
olduklarının da sebebini açıklar. Çünkü o ırmakların kaynağı havası soğuk olan
dağlardadır. Dağların karı eridiği için yazda ırmakların suyunun azalmasına
değil, artmasına tanık oluruz. Hindistanın bir zamanlar denizin altında olduğu
bilgisini şöyle temellendirir: Yüksek dağlardan denizlere taraf gittikçe dağlar
kayalara dönüşür. Daha sonra küçük taşlar, deniz yaklaştıkça taşlar daha da küçülmeye
başlar ve verimli topraklar artar. Denize ulaştığımızda sadece verimli
topraklarla karşılaşırız. Bu da şimdiki Hindistanın bir zamanlar denizin
altında olduğunu gösterir. Biruninin bu tezini modern jeoloji ispatlamıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder