Egzistansialist
felsefenin hukua yansımasıyla Batı medeni yasaları insanların inançsal
kimliklerini önemsemez oldu. Bu felsefeye göre insanın vucudu mahiyetinden
önemli ve üstündür. Mahiyet bireysel ve tercihseldir, ama vucut hakikattır.
İnsanın vucuduna saygı göstermek gerekir. Onun hangi dine mensup olmasının
önemi yok. Çünkü bir vucudu yaratmak imkansız, ama mahiyeti insan kendisi yaradıp
değiştire de biliyor. Değerli olan insanın vucududur, mahiyeti değil.
Mahiyetleri kendi mahiyet, din ve görüşlerimizle bağlaştıramamız olabilir, ama
vucudu kabul etmek zorundayız. Kabul etmezsek dünyaya barış gelmez. Yani müslüman
ülkelerinde olduğu gibi vucuda göre değil, mahiyyete göre bir hukuk ilkeleri
belirtilirse, asla insan hürriyetine kavuşamaz, barış yüzü görmez. Laiklik de
vucudun mahiyetten üstün olması düşüncesinden doğdu. Yani insan din için
yaşamamalıdır. Dinler insan içindir. Toplum din için değil, din toplum içindir.
İşte hukuka yansıyan bu ilkeler ve vucudun mahiyetten üstün olma düşüncesi
olmasaydı, çağımızda Avrupada, Kanadada, Avustralyada, ABD-de yaşayan 60 milyon
Çin, 5 milyon İran, milyonlarca diğer despot yasalarla yönetilen müslüman
ülkeleri yurttaşları idam edileceklerdi. Çünkü bu mültecilerin çoğu son 80
yılda düşünce suçlusu olarak yurtlarını terk etmişler. Ama bu düşünce suçlusu
olarak ülkelerini terk edenlere Batı ülkeleri modern ve ya ehzistansial yasaları
insanca hak tanımış, kendi yurttaşlarına tanınan hakları aynen onlara da
tanımışlar. Çoğu bu insanların millet vekili, universitelerde porf-lar, ...
olmuşlar. Bu kadar düşünce suçlusu müslüman ülkelerinde yaşam hakkı kazanabilir
mi? Kazanamaz. İşte mesele de budur. İrfan ve ya tasavvuf da egzistansializmin
eski ve ilkel varyantı. İnsanları dinine göre sınıflandırmak, mahiyetsel
yaklaşmadır. İnsanları vucuduna, sırf insan olduğuna göre sevmek, haklarını
tanımak lazım. İşte Ebulsait Ebulhayır da "kim olursan ol da gel beraber
yaşayalım" demiş. Mevlanada modern şekliyle olmasa da, toplumsal
ilişkilerde Allahı bir yana bırakıp değerlerin merkezine insanı yerleştirme
düşüncei var. Allah olarak nitelediğimiz varlık göze görünmüyor, ama her
işimize de karışıyor. Hem de kendisi karışmaz, onun avukatları molla-şeyh Allah
adına bütün sosyal ilişkilere burunlarını sokarlar. Bu mudahale ortadan
kaldırılmadıkça modernite öncesi Batıda olduğu gibi müslüman doğusunda da Allah
çok kanlar akıtacak. Nitekim günümüzde gördüğümüz akıtılan kanlar hele başlangıçtır.
... Bu açıdan bakıldığında İrfan İslamı daha insancıldır. Fetvalarla el-kol
keserek kassaplık etmeyi yeğlemez. Bağışlama var. Merhamet ve sabır var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder