Dinler
kendileri de öyle söylemez mi? Möminler için cennet tasvir edilmez mi? Bunu
insnalar kendileri uydurmamışlar ki. Din tüccarlarının eline bu ticaret
nesnesini veren din kitapları kendileri.
Hinditsan
dinlerinde cennet-cehennem yok. Direk Tanrı katına yükselme var. Neden? Çünkü Hindistan
zaten cennet. Cehennem olan Arabıstan ve Orta Doğu iklimidir. Orta Doğu
halkları için meyve ve yeşillik olan yer cennet.
Merkezi
Asya, Orta Doğu ve Aferika iklimleri için cennet tek umut, hayat umudu. Çünkü
tam bir cehennemde yaşamaktalar.
Arabıstanın kumlu çöllerinin Arapları,
Türkistanın kurak ikliminin türkleri Hindistanda İslamı yaymak için ne kadar
soykırım yaptılar, kanlar akıttılar. Hİndistanın Merkezi Asya ve Arabıstana
benzeyen Pakistan gibi iklimleri İslamı kabul ettiler, ama Hindistanın bolluk iklimi soykırıma
uğrasalar da, kabul etmediler. Arap-Türk vahşetinin tasvir ettiği İslam
anlayışının cenneti ve güzellikler, zaten Hindistanın bolluk ikliminde vardı.
Hİndistan halkları cennet söylemini algılayamıyorlardı. O tatlı meyveler, akar
duru sular, ... hepsi zaten Hindistanda ve Çinde vardı. Bunu başka dünyada
aramalarına gerek yoktu. Kuranın tasvir ettiği cennet Arap ve Türk yağmacılar
için geçerliydi. Hindistandaki meyvelerin çoğunun adları bile Arapça ve
Türkçede yok, hele tatları bir yana dursun.
Yağmur
duası olan iklimde umutsuzluk artık orada yaşayan toplumların iliklerine kadar
işlemiş. Yokluktan umut bekleme psikolojisi kurgusal cennete gereksinim duyar.
Ama Hindistanda, Avrupada, Japonyada, Çinde yağmur duası yok. Neden yok? Çünkü
doğa düzenli, yağmur yeterince. Umutsuzluk yok. “Bütün canlılar sudan
yaratıldı” derken bol su da o bölgelrrde olmuştur.
Milletlerin
töreleri ve din algılayışları onların iklimsel olanaklarından esinlenir.
Doğanın ve iklimin tanımadığı imkanı milletler hayal ederek yaşarlar. Cennet de
İslamdan önce Arapçada Arabıstanın dışındaki tüm yeşil iklimlere denirdi. Kuran
onu insan nefsi ile açıklamaya çalıştı. Nefs-i emmareyi cehenneme, levvameyi berzaha,
nefs-i mutmeinneyi cennete benzetti.
Şu an Arabıstan bölgesi ve Merkezi Asya en
zengin petrol yataklarına sahip. Bu, ne demek oluyor? Petrol nedir? Petrol yer
altında kalan, defnedilen bol ormanlıkların uzun süreli dönüşüm sonucu var olan
bir tebdilattır. Yani şu anki Arabıstan ve Merkezi Asya yer küresinin bir önceki tarihi evresinde
ormanlık ve yeşillik olmuş. Yerkürüsindeki tebadülat sonucu alt-üst olmuş.
Ormanlıklar yerin altına gömülmüş, çöl yaygınlaşmış. Bu yüzden o güzlliğin
üzeri örtülmüştü. Cennet de üzeri örtülmüş bahçe ve ormanlık alan demektir.
Yeşillik alanın üzeri örtülmüş ve doğa cehennemleşmiştir. Cehennemde doğan,
orada büyüyen insan da cehennem psikolojisini, yani güvensizliği, itibarsizliği
kendi kişiliğinin bir parçası yapmıştır. Bu yüzden bu toplumları eğitmek
olanaksızdır. Eğitmenin tek yolu Arabıstanı, Mısırı, İranı, Afganistanı,
Türkistanı modern imkanlardan yararlanarak yeşilleştirmek ve yaşanılır hale
getirmektir. Çocuk güzellikler içinde dünyaya göz açmalı. Ama bunu kim edecek?
Bütün müslümanlar bilim düşmanı.
"Cihat" kavramı neden
önemli oldu? Kuaranı neden tersine tertip ettiler? Böyle şey görülmüş mü? Bir
kitabı evvelden sona doğru tertip etmezler mi? Peygamber sonrası ilk fırıldak
zaten Kuranın tertibinde yaşandı. Kuranın evvelden sonra doğru değil, sondan
evvele doğru tertip ettiler! Neden? Çünkü üretim nedir bilmeyen Araplar için
ganimet yoluyla varsıllaşmak gerekirdi. Savaş çığırtkanlığı yapan sureleri öne
çektiler, barış ve merhamet çağrıştıran Mekki sureleri en sona yerleştirdiler.
Çünkü o devir için dağınık yaşayan arapları bir çatı altında bütünleştimek ve
bir millet inşa etmek için Kuranı bir ideoloji olarak kullandılar. Tüm sayıları
100 bini geçmeyen Araplar 50 yıl sonra milyonları aştılar. Bu nasıl oldu? Yağma
ve cariye toplamakla. Kurandan haberi olmayan, yazıp okuması olmayan Arap
savaşçılarının yüzlerce kadınları oldu. Hepsi de savaş ganimetleri. Her kadın
hep doğurdu ve Arap nufusu arttı. Arap nufusu patlak verdi. Mısır, İranın
merkzi tamamen araplaştı. Şimdiki İrak eski İranın başkendi ve orta arazisi
idi. Orada herkes araplaştı. Şu an bile arap. Arap Kuranı böyle anladı ve böyle
anlattı. Bu yüzden hala Kurandan anlaşılan ilk söz cihat ve
"müslüman" olmayanı öldürmek. "Ölsen şehit, öldürsen gazi
olursun” diye de faşistik ve barış karşıtı bir slogan yaygınlaştı. Oysa bu
slogan barışa ve Kuranın niyyetine karşı geliştirilen bir söylemdir. Yani dünya
hiçbir zaman müslümanların bu söylemi yüzünden barışın ne olduğunu
deneyemeyecektir. Güçlü olan müslüman "gavur"a saldırmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder