Norveçte yaşayan bir arkadaşım vardı. Çok değerli bir kitap
yazıp yayımlattıktan sonra intihar etti. Geceler konuştuğumuzda Türk tarihinin
hiçliğinden kaynaklanan umutsuzluğun tüm vucudunu sardığını görürdüm. Kitabında
neden Türk tarihi böyle hiçlikten ibaret diye can yakıcı sorular sorar. Bir
kitap yok, felsefi, ilmi, sanatsal, etik ve estetik hiçbir yapıt yok bu
tarihte. Böyle bir tarih kime lazım? Hep kaba güç, yağma, savaş ve talan.
İntihar etmek için Ankaraya gitti ve orada kendisini köprüden atarak öldürdü.
**************
İrandaki her bir Türk milliyetçisinin psikolojisi aynen geçen yüzyılın evvelerinde Osmanlıdaki milli aydınların psikolojisine, ruh haline benzemektedir. Geçen yüzyıl başlarında Türk gençleri Anadoluda benzer intihar duygularını yaşıyorlardı. Özellikle Avrupada eğitim alıp geri dönenler ve ya ülke içinde kendilerini yetiştirenler Osmanlı tarihinin hiçliği, kitapsızlığı, felsefesizliği karşısında şaşkına dönerek içlerinde intihar duygusu yaşarlardı. Sadece Osmanlıda Türk gençleri değil, Türkistanda ve Kafkazlarda yaşayan İsmail Gaspirali, Hüseyin Cavit gibi Türkçüler de Osmanlıya uğrayıp oradaki karanlığın sertliği ile karşılaştıklarında intihar duyguları yaşamış, yaşantılarını "Osmanlı karanlığı devam ettikçe kurtuluş yok, biri çıkıp da bu karanlığı bir azcık aydınlatmazsa kurtuluş yok" gibi beyanlarda ifade ederlerdi.
**************
İrandaki her bir Türk milliyetçisinin psikolojisi aynen geçen yüzyılın evvelerinde Osmanlıdaki milli aydınların psikolojisine, ruh haline benzemektedir. Geçen yüzyıl başlarında Türk gençleri Anadoluda benzer intihar duygularını yaşıyorlardı. Özellikle Avrupada eğitim alıp geri dönenler ve ya ülke içinde kendilerini yetiştirenler Osmanlı tarihinin hiçliği, kitapsızlığı, felsefesizliği karşısında şaşkına dönerek içlerinde intihar duygusu yaşarlardı. Sadece Osmanlıda Türk gençleri değil, Türkistanda ve Kafkazlarda yaşayan İsmail Gaspirali, Hüseyin Cavit gibi Türkçüler de Osmanlıya uğrayıp oradaki karanlığın sertliği ile karşılaştıklarında intihar duyguları yaşamış, yaşantılarını "Osmanlı karanlığı devam ettikçe kurtuluş yok, biri çıkıp da bu karanlığı bir azcık aydınlatmazsa kurtuluş yok" gibi beyanlarda ifade ederlerdi.
**************
Osmanlı´dan kalan dinsel örütlerin (metinlerin) ortak özelliği "adamı nasıl öldürme?" yönünde. Osmanlı şeyhul islami Ebusuut Efendi´ye bir talebesi "Buhari´nin "Sahih"inde geçen hadislerin hepsi doğru mu, yoksa bazılarına şüphe edebilir miyiz?" diye sorar. Ebusuut Efendi "sorduğun soru küfür çağrıştırıyor, hemen tevbe etmelisin, tevbe etmezsen öldürülmelisin. Ama sorunun dinden çkmayı gösteren küfür (kafirlik) yükü ağır olduğundan, tevbe etsen de öldürülmelisin" der. (kaynak: Ebusuut Efendi "Maruzat")
Osmanlı´dan kalan dinsel örütlerin (metinlerin) ortak özelliği "adamı nasıl öldürme?" yönünde. Osmanlı şeyhul islami Ebusuut Efendi´ye bir talebesi "Buhari´nin "Sahih"inde geçen hadislerin hepsi doğru mu, yoksa bazılarına şüphe edebilir miyiz?" diye sorar. Ebusuut Efendi "sorduğun soru küfür çağrıştırıyor, hemen tevbe etmelisin, tevbe etmezsen öldürülmelisin. Ama sorunun dinden çkmayı gösteren küfür (kafirlik) yükü ağır olduğundan, tevbe etsen de öldürülmelisin" der. (kaynak: Ebusuut Efendi "Maruzat")
************
İranın bedbahtlığının
sebebi Osmanlı oldu. Osmanlı "eşek Türkler" diye nitelediği
kalabalığı kovalayarak İrana soktu. Onların ehlileşmesi, oturaklaşması,
medenileşmesi için hiçbir girişimde bulunmadı. Çünkü Osmanlı, Türkleri ve
Türkçeyi tehdid olarak görüyordu. Tam tersine Türklerin anlayamayacağı,
yalnızca mangurtlaştırılmış devşirmelerin anladığı yapay bir dil geliştirdi.
Türkistanın susuz çöllerinden gelip de Anadolunun bozkırlarına yerleşen ve
hiçbir medeni tecrübesi olmayan kızılbaşlaşan Aleviler İrana tepilip oradaki yerleşik
medeniyeti yok ettiler. Hem Fars, hem de 600 yıllık Türk varlığını yerlebir
ettiler. Şehir hayat tecrübeleri olmadığından şehir medeniyeti olarak ne varsa,
sıfırlaştırdılar. Sünni İranı soykırım türeterek şiileştirdiler. Anadoludan
Türk akını gelmediği sürece indiki İran İslam Dünyasının en medeni merkeziydi.
Çoğu düşünürler bu merkezde yetişiyordu. Kızılbaşlaşan Türk akını Safevi
devletini kurduktan sonra ne Türkçe, ne de Farsçada edebi oluşum gelişdi. Mersiye
ve Kerbela yalanı her iki dilin belini kırdı, her iki dili yalan dili etti. İranda
Farsçanın Hafız, Mevlana, Nizami, Hakani, Attar, ... gibi büyük yazarları hepsi
Safevi öncesine ait. Safevi sonrası, sanki yer delindi ve tüm Farsça yazabilen
zihniyetleri sömürüp yok etti. Türkçede de Hebibi, Kişveri, Dede Korkut,
Nesimi, Füzuli, ..., gibi ne kadar metinler varsa, hepsi Safevi öncesine ait.
Safevilerin yaptığı genosit ve etnosit sonucu Farsların bütün sünni-müslüman
aydınları ülkelerini terk ederek Hindistana firar ettiler. Orada Fars dilinde
edebiyatta “Hindi sepki” diye bir ekol tesis ettiler. Bu sekpin en son büyük
yazar ve şairi İkbal Lahuri. Safeviler şu anki şii rejiminin temelini
Anadoludan akın edip gelen saldırgan ve henuz tarihe girmemiş insan sürüsü
hesabına kurdular. Devletin kurulma süreci bittikten sonra Anadoludan gelen
Türklerde medeniyet yok, davranış bozuklukları var diye hepsini devlet düzeninden
uzaklaştırıp “şahseven” adı takarak susuz çöllere bıraktılar. Hala küçük
çeşmeler, kurak çöllerde köy ve göçebe yaşamı sürmekteler. Artık Anadoluya da
geri dönemezdiler. Oradaki yaşam yerlerini kaybetmiştiler. Sadece 80 yıl sonra
Varsaklar nasıl büyük yanlışlılk yaptıklarını anlayarak kör-pişman geri döndüler.
Şah İsmail zamanından başlayarak günümüze kadar İranda safevizede Türkler
rejimlerin ölüm saçan, hayat söndüren işkence makinaları gibi kullanılmışlardı.
1987 yılında Kürdistanın merkezi olan Senendec şehrinde tutuklanıp hapsedildim.
Bir tek Türkün olmadığı Kürdistan zindanlarının tüm soruşturucu ve işkenceci
memurları safevizede kaba türklerden oluşuyordu.
************
Necip Türkçü diye bir genç geçen yüzyılın başında Osmanlının zindalarında iken kitap okumak ister. Ama Türkçe hiçbir şey yok. Osmanlı´da Türkçe, edebbiyatı, bilgisi olmayan ölü dildir. Osmanlı aristokrasisi Emevi Arap ırkçılarının "cennetin dili Arapça olacak" yalanına uyarak Türkçeyi tarihten silip dünyanın da dilini Arapça etmeye çalışıyorlardı. Necip Türkçü kendi başına öğrendiği Farsçada ve Fransızcada okur. Türk tarihi ile ilgili bir yerde de olumlu bir görüşle karşılaşmaz. Yunan medeniyeti, musikisi karşısında neyimiz var diye kendi kendine sorar Osmanlı zindanlarında. Bütün tarih zaman kaybı. Çünkü dil yoktu. Dilsiz bir tarih nasıl olabilir? Roman, felsefe, ilim yazılacak grameri bulunan dil olmadığından Osmanlının Türk gençleri romanlarını Fransızca yazıyorlardı. Aynen günümüz İranı gibi idi Osmanlı. Günümüz İrandaki Türklerin durumu ile Osmanlıdaki Türklerin durumu aynı. Her ikisi de hiçlik.
Necip Türkçü diye bir genç geçen yüzyılın başında Osmanlının zindalarında iken kitap okumak ister. Ama Türkçe hiçbir şey yok. Osmanlı´da Türkçe, edebbiyatı, bilgisi olmayan ölü dildir. Osmanlı aristokrasisi Emevi Arap ırkçılarının "cennetin dili Arapça olacak" yalanına uyarak Türkçeyi tarihten silip dünyanın da dilini Arapça etmeye çalışıyorlardı. Necip Türkçü kendi başına öğrendiği Farsçada ve Fransızcada okur. Türk tarihi ile ilgili bir yerde de olumlu bir görüşle karşılaşmaz. Yunan medeniyeti, musikisi karşısında neyimiz var diye kendi kendine sorar Osmanlı zindanlarında. Bütün tarih zaman kaybı. Çünkü dil yoktu. Dilsiz bir tarih nasıl olabilir? Roman, felsefe, ilim yazılacak grameri bulunan dil olmadığından Osmanlının Türk gençleri romanlarını Fransızca yazıyorlardı. Aynen günümüz İranı gibi idi Osmanlı. Günümüz İrandaki Türklerin durumu ile Osmanlıdaki Türklerin durumu aynı. Her ikisi de hiçlik.
***************
Orta okulu Osmanlı döneminde okumuş, daha sonra 10 yıl Türk Dil Kurumunun başkanlığını üstlenmiş filozof Macit Gökberk "universiteye girdiğimizde Anadoluda Osmanlıdan önce Selcuklunun da olduğunu yabancı kaynaklardan öğrendik. Hiçbir bilgi kaynağımız yoktu. Sanki Osmanlı ezelden varmış gibi bir tarih bilgisi ile çocuklar yetiştiriliyordu" der.
Orta okulu Osmanlı döneminde okumuş, daha sonra 10 yıl Türk Dil Kurumunun başkanlığını üstlenmiş filozof Macit Gökberk "universiteye girdiğimizde Anadoluda Osmanlıdan önce Selcuklunun da olduğunu yabancı kaynaklardan öğrendik. Hiçbir bilgi kaynağımız yoktu. Sanki Osmanlı ezelden varmış gibi bir tarih bilgisi ile çocuklar yetiştiriliyordu" der.
***************
Bir önder çıkıp sıfırdan ve yokluktan başlayarak kimlik yaratmaya başladı. Bu yüzden sıfırdan yaratıcı olan Mustafa Kemal´in haykırışları umutsuzluk içinde aşağılık ve intihar duygusu yaşayan gençlere yeni umut müjdeledi. Yeni ufuk açtı. Modern bir dil oluştu. Geçmişin karanlık Arap-Osmanlı kafasıyla tüm ilişkilerini koparmış güzel bir dil. Yüzyıllar Türkçenin yazgısı açısından zaman yitkisinden başka hiçbir şey değildi. 80 yıl gibi kısa zaman diliminde dil evrenselleşti, kendi gramerini buldu, kendi kökeni ve yapısı üzerinde gelişti. Dünya medeniyeti ile tanıştı, dilde üretim başaladı ve dünya medeniyeti dile tercüme edildi. Türk halklarının ve yabancıların da anlayabileceği bir dil.
Bir önder çıkıp sıfırdan ve yokluktan başlayarak kimlik yaratmaya başladı. Bu yüzden sıfırdan yaratıcı olan Mustafa Kemal´in haykırışları umutsuzluk içinde aşağılık ve intihar duygusu yaşayan gençlere yeni umut müjdeledi. Yeni ufuk açtı. Modern bir dil oluştu. Geçmişin karanlık Arap-Osmanlı kafasıyla tüm ilişkilerini koparmış güzel bir dil. Yüzyıllar Türkçenin yazgısı açısından zaman yitkisinden başka hiçbir şey değildi. 80 yıl gibi kısa zaman diliminde dil evrenselleşti, kendi gramerini buldu, kendi kökeni ve yapısı üzerinde gelişti. Dünya medeniyeti ile tanıştı, dilde üretim başaladı ve dünya medeniyeti dile tercüme edildi. Türk halklarının ve yabancıların da anlayabileceği bir dil.
****************
Böylece sıfırdan yaratıcı olan Mustafa Kemal, yalnızca ve sadece olarak Anadoluda değil, tüm Türk ülkelerinde aşağıllık kompleksi ve intihar duygusu içinde kıvrılan Türk insnalarının derdine çözge (çare) buldu. Üstinsanlar sadece toplumun değil, tarihin de kurtarıcıları olur, aysız-yıldızsız karanlık tarihe de ışık saçarlar.
************
İdeolojiler insanın düşünme yetisini yok eder. Çünkü ideolojilerin ontolojisi olmaz, olamaz. Osmanlıcılığı bir ideolojiye dönüştüren kesim, sadece kendi düşünme yetilerini toprağa gömmüyorlar, çevrelerini de karanlığa gömüyorlar. Ve de Osmanlı hakkında bir paragraflık bilimsel bilgiye sahip olmadan. Çünkü Osmanlıca denilen yapay dil bilmecesinden hiçbir şey anlayamazlar. Anladıklarında da ömürlerini hiçliğe adadıklarını görür, kaybettilleri ömürlerinden dolayı pişman olur, kendilerinden iğrenirler.
Böylece sıfırdan yaratıcı olan Mustafa Kemal, yalnızca ve sadece olarak Anadoluda değil, tüm Türk ülkelerinde aşağıllık kompleksi ve intihar duygusu içinde kıvrılan Türk insnalarının derdine çözge (çare) buldu. Üstinsanlar sadece toplumun değil, tarihin de kurtarıcıları olur, aysız-yıldızsız karanlık tarihe de ışık saçarlar.
************
İdeolojiler insanın düşünme yetisini yok eder. Çünkü ideolojilerin ontolojisi olmaz, olamaz. Osmanlıcılığı bir ideolojiye dönüştüren kesim, sadece kendi düşünme yetilerini toprağa gömmüyorlar, çevrelerini de karanlığa gömüyorlar. Ve de Osmanlı hakkında bir paragraflık bilimsel bilgiye sahip olmadan. Çünkü Osmanlıca denilen yapay dil bilmecesinden hiçbir şey anlayamazlar. Anladıklarında da ömürlerini hiçliğe adadıklarını görür, kaybettilleri ömürlerinden dolayı pişman olur, kendilerinden iğrenirler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder