Sözcükleri tarihsel
öz geçmişinden ve evrim yatağından ayırıp bir akımı incelerken doğru sonuca
ermek olanaksız. Kürtçe-Persçe sözcüklerin İslamdan önce yüzyıllara dayanan
sergüzeştleri vardır. O sözlerle Arap tarihsel kültürünü irdemelek doğru değildir. Bu yanlışlık üzerine
müslüman ülkelerinde şeyhler ve mollalar heykeltaraşlığın Tanrıya şerik koşma
olduğunu duyuruyorlar. Oysa put (but) arapça sözcük değil ve araplarda buna
vesen denmiştir. Kuranda geçen de vesen. İslam kürtlere ve perslere hoşgörüyle
gelmedi, soykırım uygulayarak yerleşti. Buna karşılık olarak arapça dinsel
kavramlara özellikle persler kendi dillerinde karşılık sözler kullandılar.
Türkler de yüzyıllar boyunca perslerle bir yerde yaşamış ve söz alış verişinde
bulunmuşlardı. Türkler ve Araplar hiçbir devirde halk düzeyinde kültürel
alış-verişte ve iletişimde bulunmadılar. Bu yüzden Persçe ve Türkçedeki dinsel
ritüelleri bildiren sözler Persçe. Bu sözlerle Arap kültürünü anlamak imkansız.
Yani put ve vesen aynı uygulamayı ve niyyeti ifade etmezler. Kuranda da put
sözü yok, "vesen" sözü var. Put ve vesen farklı bir kültür kodlarını
temsil ederler. Put Farsçada ibadet etmek ve ona tapınmak için yontanan bir
heykel değildir. Fars edebiyatında böyle bir şey olmamıştır. Arapların da yonup
tapındıkları put değil vesen. Put estetik bir kavram olmuştur. Bir taş
parçasına insanın emeği, sanat anlayışı ve estetik zevki eklenerek ondan zevk
alma imkanı meydana getirmiştir. Put sözü öz geçmişinde ona tapınma gibi bir
sergüzeşt segilemez. Estetik olmayan nesnelere estetik görüntü ve kimlik
kazandırmanın adı put. Öreneğin Nizami Gencevi "Xusrev ve Şirin"
eserinde Ferhat macerasını anlatır. Ferhat Şirin uğruna dağları deliyor. Ama
bir sorun var. Dağ nasıl delinecek? Delinebilir mi? Çünkü dağların taşlarını
söktükçe aynı taşlar yuvarlanıp başka tarafta yeni dağ oluşturuyordu. Zaten
Husrev de bunu bildiğinden dağın delinmesini istemişti. Söktüğü taşlar yine de
yeni dağ olacaktı. Ferhat bunun üzerine güzel bir şey düşündü. Dağdan söktüğü
her taş parçasının üzerine Şirinin putunu yondu. Her taş parçasını Şirinin bir
heykeli haline getirdi. Dağ eteklerinden sefer eden yolcular Şirinin muhteşem
heykeli karşısında şaşırdılar. Güzel bir kadının vucudunu sergiler olmuştu
taşlar. Yolcular bu güzel heykelleri evlerine taşıyıp ve sanat eseri gibi bir
yere yerleştirdiler. Baktıklarında gözleri güzellikle buluşuyordu. Böylece
artık sökülen taşlar yuvarlanarak başka tarafta yeni dağ oluşturmuyordu. Şimdi
bu öyküde put sözünün dinsellikle ne alakası var? Baştan sona kadar fedakarlık
ve sanat estetiğini açıklar. Bu yüzden put sözünü böyle sevimsiz hale
getirmenin anlamı yok. Hint sebki şiirlerde de put sözü güzellik ifade eder.
Var olan kaba bir nesneyi sevimle hale getirmenin adı. Burada put sözünün
sebimsiz anlam ifade etmesinin sebebi Arap kültürünü bu söze yüklemekle meydana
çıkmıştır. Yani sözün tarihsel anlarını katl etmişler. Bu zihniyetle Arap dışı
estetik tarihi anlamak da olanaksızlaşmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder