27 Eylül 2018 Perşembe

Put nedir


Sözcükleri tarihsel öz geçmişinden ve evrim yatağından ayırıp bir akımı incelerken doğru sonuca ermek olanaksız. Kürtçe-Persçe sözcüklerin İslamdan önce yüzyıllara dayanan sergüzeştleri vardır. O sözlerle Arap tarihsel kültürünü irdemelek doğru değildir. Bu yanlışlık üzerine müslüman ülkelerinde şeyhler ve mollalar heykeltaraşlığın Tanrıya şerik koşma olduğunu duyuruyorlar. Oysa put (but) arapça sözcük değil ve araplarda buna vesen denmiştir. Kuranda geçen de vesen. İslam kürtlere ve perslere hoşgörüyle gelmedi, soykırım uygulayarak yerleşti. Buna karşılık olarak arapça dinsel kavramlara özellikle persler kendi dillerinde karşılık sözler kullandılar. Türkler de yüzyıllar boyunca perslerle bir yerde yaşamış ve söz alış verişinde bulunmuşlardı. Türkler ve Araplar hiçbir devirde halk düzeyinde kültürel alış-verişte ve iletişimde bulunmadılar. Bu yüzden Persçe ve Türkçedeki dinsel ritüelleri bildiren sözler Persçe. Bu sözlerle Arap kültürünü anlamak imkansız. Yani put ve vesen aynı uygulamayı ve niyyeti ifade etmezler. Kuranda da put sözü yok, "vesen" sözü var. Put ve vesen farklı bir kültür kodlarını temsil ederler. Put Farsçada ibadet etmek ve ona tapınmak için yontanan bir heykel değildir. Fars edebiyatında böyle bir şey olmamıştır. Arapların da yonup tapındıkları put değil vesen. Put estetik bir kavram olmuştur. Bir taş parçasına insanın emeği, sanat anlayışı ve estetik zevki eklenerek ondan zevk alma imkanı meydana getirmiştir. Put sözü öz geçmişinde ona tapınma gibi bir sergüzeşt segilemez. Estetik olmayan nesnelere estetik görüntü ve kimlik kazandırmanın adı put. Öreneğin Nizami Gencevi "Xusrev ve Şirin" eserinde Ferhat macerasını anlatır. Ferhat Şirin uğruna dağları deliyor. Ama bir sorun var. Dağ nasıl delinecek? Delinebilir mi? Çünkü dağların taşlarını söktükçe aynı taşlar yuvarlanıp başka tarafta yeni dağ oluşturuyordu. Zaten Husrev de bunu bildiğinden dağın delinmesini istemişti. Söktüğü taşlar yine de yeni dağ olacaktı. Ferhat bunun üzerine güzel bir şey düşündü. Dağdan söktüğü her taş parçasının üzerine Şirinin putunu yondu. Her taş parçasını Şirinin bir heykeli haline getirdi. Dağ eteklerinden sefer eden yolcular Şirinin muhteşem heykeli karşısında şaşırdılar. Güzel bir kadının vucudunu sergiler olmuştu taşlar. Yolcular bu güzel heykelleri evlerine taşıyıp ve sanat eseri gibi bir yere yerleştirdiler. Baktıklarında gözleri güzellikle buluşuyordu. Böylece artık sökülen taşlar yuvarlanarak başka tarafta yeni dağ oluşturmuyordu. Şimdi bu öyküde put sözünün dinsellikle ne alakası var? Baştan sona kadar fedakarlık ve sanat estetiğini açıklar. Bu yüzden put sözünü böyle sevimsiz hale getirmenin anlamı yok. Hint sebki şiirlerde de put sözü güzellik ifade eder. Var olan kaba bir nesneyi sevimle hale getirmenin adı. Burada put sözünün sebimsiz anlam ifade etmesinin sebebi Arap kültürünü bu söze yüklemekle meydana çıkmıştır. Yani sözün tarihsel anlarını katl etmişler. Bu zihniyetle Arap dışı estetik tarihi anlamak da olanaksızlaşmıştır.

Hiç yorum yok: