“Vahiy” bir sözcük
olarak somut bir anlam ifade etmez, soyut anlam ifade eder. Vahiy Allahın ve
şeytanın insanla irtibat biçimidir. Hem Allah, hem de şeytan vahiyle uyarır.
Kuran şeytanın da vahiy yolladığını beyan eder. O zaman vahiy bir amaca doğru
iç uyarıştır. Bu vahiysel irtbatın adını Allah-insan-şeytan diyaloğu olarak adlandırmak mümkün. İyilik ve
kötülüğün de sebebi bu ilişkiler yumağında saklı. Aslında ise bunların hepsi
algı. Gerçeğin ne olduğunu bilmiyoruz. Gerçek olan şu ki, Allah ve şeytan asla
sözel ilişkiye girmez. Kuran da bir halin Peygamber tarafından söze
dönüştürülüşüdür. Yani Kuran vahiy değil, vahiy adlanan uyarışın maddileşmiş
dilsel ürünüdür.
Cebrail, mikail, ...
bunlar dilsel varlıklar. Allah da dilsel varlık. Dilin dışında varlıklarını
ispatlamak olanaksız. Diğer nesneler gibi, dilinin dışında orada var olan bir
varlık değiller. Yokluğa nominalistik yaklaşım zamanı Allah, cebrail, melek,
şeytan, azrail, ... gibi sözler üretmiş insan. Yani Allah kendisi varlık
gösterip ve bana "Allah", "Tanrı", "God", “Yumala”
söyleyin diye bir duruş sergilememiş. Bunları, bu sözleri insan yokluğa anlam
kazandırmak için üretmiştir. İnsanın esas sorunu varlık değil yokluk. Varlık
da sonsuzdur. Lakin sonsuz olsa da, varlıkla düşünsel ve ussal ilişki kurmak
mümkün. Ama ya yokluk? Yoklukla nasıl ilişkiye girilecek? Yoklukla insan oğlu
yalnızca inanç yoluyla ilişkiye girer, ya da ilişkide olduğunu sanar. Bu yüzden de "biliyorum" ve
"inanıyorum" arasındaki fark bu ortamda ortaya çıkar. Varlıkla
bilgisel ve beyinsel ilişki mümkün. Yoklukla ilişkiye girmek için insan kendi beyninin
karanlık bölümünü kullanıyor, varlık bilinir, yokluğa inanılır. Yokluk
varlıktan daha kapsamlı. Yokluk tam bir karanlık ve belirsizlik. İnanç da
karanlık ve belirsizlik. Şehadete inanarak ölümü seçen kişinin beyninin
aydınlık katmanı çalışmaz. Bu yüzden de dinler insan beyninin, ya da insan
bünyesinin karanlığına hıtap eder. Aydınlık bölüm hep dinle çelişir. Aydınlanma
demek de sırf bu yüzden din-akıl ilişkisi bağlamında ortaya çıkar.
Yokluk belirsizdir,
korkunç, sarsıdıcı. Bazen umutsuz anlarımızda yokluk içinde burkulmuşluğumuz
olur. Çevre, sevgi, nefret, aşk, baba, anne, ..., bizi yaşama bağlayan her şey
içimizi terk eder. Kafkanın ruh hali gibi. Büyük bir sarsılış ve iç burkulmuşluk. Sonra o yokluktan varlığa
doğru dönüş olur. Varlık ve yokluk yaşantı olarak içimizde vardır. Ama yokluk
korkunç ve dinlerin korkutarak inandırmaya çalışması da buradan kaynaklanmakta,
yokluktan gelmektedir. Yokluk boşluğundan uzak durmak için beşer oğlu her şeye
inana biliyor.
Bu bağlamda din
üzerine 3 yaklaşım biçimi tarih boyunca ortaya çıkmıştır. 1- Sürünün, kitlenin
yokluktan kolektif korkmasının ritüellere dönüşmesi. Bütün kilse, cami, tapınak
kolektif ibadetleri sürünün kolektif korksunun göstergesi. Bu sosyal varlığın içinde korkudan arınmış
birey yetişemez. Birey korkudan arınmış kişidir. Sürü dininin adı maişet
dinidir. Burada doğruları aramaya gerek yok, yalana ve tezahüre, riyaya gerek
var. Yani sürünün ritüellerini yerine getir, sonra istediğin kadar şerefsiz olup
hayattan zevk alabilirsin. Maddi sıxıntın olmaz. Yalana inananlar çabuk
örgütlenirler. Çünkü tek korkuları yalanın ötesi olan doğrular. 2- Marifet
olarak din. Marifet olarak din nedir? Bu anlamda dini irdelemek için ona
inanmaya gerek yok. Örneğin bir batılı da islamşünas olabilir. En doğru yol da
önce tarafsız olarak dini irdelemektir, inanmadan önce. 3- Hakikat olarak din.
Dinin cevheri ve hakikati ne? 3-cü yol kolay değil, tehlikelidir. İslam tarihinde
asla üçüncü yolun yolcularına izin verilmemiştir. Öldürülmüşler. Din insan
yaşamıyla ilintili bir olguysa, o zaman diğer bilimlerle de irtibatta olmalı. Matematik,
kimya, fizik, bioloji, ... Allah sadece din öğretilerinin içinde mi saklı ve
mahpus, yoksa kainata da mı serpilmiş. Bu yüzden İslam tarihi karanlık. Sert
karanlık. Türklerin ve Arapların iktidarda oldukları devirlerde asla
aydınlanmaya izin verilmemiş, matematik bile yasaklanmıtır.
Bu açıdan dinlerin
hepsi, özellikle islam tarihi öylesine sert karanlıkla örülmüş ki, nefes almak
imaknsız. Tek kurtuluş yolu şeriat yasalarının geçersizliğini laik
uygulamalarla ispatlamaktır. Yoksa insanlar, özellikle kadınlar çok azap ve acı
çekecekler. Tarihte 3 hunhar din olmuştur: Budism, hırıstyanlık, islam. Seküler
uygulamalarla budism ve hırıstyanlığın hunharlığı durdurulmuştur. Şimdi sıra
islamın hunharlığını durdurmaya gelmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder