25 Eylül 2018 Salı

Vahiy, varlık-yokluk ve korku üzerine


“Vahiy” bir sözcük olarak somut bir anlam ifade etmez, soyut anlam ifade eder. Vahiy Allahın ve şeytanın insanla irtibat biçimidir. Hem Allah, hem de şeytan vahiyle uyarır. Kuran şeytanın da vahiy yolladığını beyan eder. O zaman vahiy bir amaca doğru iç uyarıştır. Bu vahiysel irtbatın adını Allah-insan-şeytan diyaloğu olarak adlandırmak mümkün. İyilik ve kötülüğün de sebebi bu ilişkiler yumağında saklı. Aslında ise bunların hepsi algı. Gerçeğin ne olduğunu bilmiyoruz. Gerçek olan şu ki, Allah ve şeytan asla sözel ilişkiye girmez. Kuran da bir halin Peygamber tarafından söze dönüştürülüşüdür. Yani Kuran vahiy değil, vahiy adlanan uyarışın maddileşmiş dilsel ürünüdür.
Cebrail, mikail, ... bunlar dilsel varlıklar. Allah da dilsel varlık. Dilin dışında varlıklarını ispatlamak olanaksız. Diğer nesneler gibi, dilinin dışında orada var olan bir varlık değiller. Yokluğa nominalistik yaklaşım zamanı Allah, cebrail, melek, şeytan, azrail, ... gibi sözler üretmiş insan. Yani Allah kendisi varlık gösterip ve bana "Allah", "Tanrı", "God", “Yumala” söyleyin diye bir duruş sergilememiş. Bunları, bu sözleri insan yokluğa anlam kazandırmak için üretmiştir. İnsanın esas sorunu varlık değil yokluk. Varlık da sonsuzdur. Lakin sonsuz olsa da, varlıkla düşünsel ve ussal ilişki kurmak mümkün. Ama ya yokluk? Yoklukla nasıl ilişkiye girilecek? Yoklukla insan oğlu yalnızca inanç yoluyla ilişkiye girer, ya da ilişkide olduğunu sanar. Bu yüzden de "biliyorum" ve "inanıyorum" arasındaki fark bu ortamda ortaya çıkar. Varlıkla bilgisel ve beyinsel ilişki mümkün. Yoklukla ilişkiye girmek için insan kendi beyninin karanlık bölümünü kullanıyor, varlık bilinir, yokluğa inanılır. Yokluk varlıktan daha kapsamlı. Yokluk tam bir karanlık ve belirsizlik. İnanç da karanlık ve belirsizlik. Şehadete inanarak ölümü seçen kişinin beyninin aydınlık katmanı çalışmaz. Bu yüzden de dinler insan beyninin, ya da insan bünyesinin karanlığına hıtap eder. Aydınlık bölüm hep dinle çelişir. Aydınlanma demek de sırf bu yüzden din-akıl ilişkisi bağlamında ortaya çıkar.
Yokluk belirsizdir, korkunç, sarsıdıcı. Bazen umutsuz anlarımızda yokluk içinde burkulmuşluğumuz olur. Çevre, sevgi, nefret, aşk, baba, anne, ..., bizi yaşama bağlayan her şey içimizi terk eder. Kafkanın ruh hali gibi. Büyük bir sarsılış ve iç burkulmuşluk. Sonra o yokluktan varlığa doğru dönüş olur. Varlık ve yokluk yaşantı olarak içimizde vardır. Ama yokluk korkunç ve dinlerin korkutarak inandırmaya çalışması da buradan kaynaklanmakta, yokluktan gelmektedir. Yokluk boşluğundan uzak durmak için beşer oğlu her şeye inana biliyor.
Bu bağlamda din üzerine 3 yaklaşım biçimi tarih boyunca ortaya çıkmıştır. 1- Sürünün, kitlenin yokluktan kolektif korkmasının ritüellere dönüşmesi. Bütün kilse, cami, tapınak kolektif ibadetleri sürünün kolektif korksunun göstergesi. Bu sosyal varlığın içinde korkudan arınmış birey yetişemez. Birey korkudan arınmış kişidir. Sürü dininin adı maişet dinidir. Burada doğruları aramaya gerek yok, yalana ve tezahüre, riyaya gerek var. Yani sürünün ritüellerini yerine getir, sonra istediğin kadar şerefsiz olup hayattan zevk alabilirsin. Maddi sıxıntın olmaz. Yalana inananlar çabuk örgütlenirler. Çünkü tek korkuları yalanın ötesi olan doğrular. 2- Marifet olarak din. Marifet olarak din nedir? Bu anlamda dini irdelemek için ona inanmaya gerek yok. Örneğin bir batılı da islamşünas olabilir. En doğru yol da önce tarafsız olarak dini irdelemektir, inanmadan önce. 3- Hakikat olarak din. Dinin cevheri ve hakikati ne? 3-cü yol kolay değil, tehlikelidir. İslam tarihinde asla üçüncü yolun yolcularına izin verilmemiştir. Öldürülmüşler. Din insan yaşamıyla ilintili bir olguysa, o zaman diğer bilimlerle de irtibatta olmalı. Matematik, kimya, fizik, bioloji, ... Allah sadece din öğretilerinin içinde mi saklı ve mahpus, yoksa kainata da mı serpilmiş. Bu yüzden İslam tarihi karanlık. Sert karanlık. Türklerin ve Arapların iktidarda oldukları devirlerde asla aydınlanmaya izin verilmemiş, matematik bile yasaklanmıtır.
Bu açıdan dinlerin hepsi, özellikle islam tarihi öylesine sert karanlıkla örülmüş ki, nefes almak imaknsız. Tek kurtuluş yolu şeriat yasalarının geçersizliğini laik uygulamalarla ispatlamaktır. Yoksa insanlar, özellikle kadınlar çok azap ve acı çekecekler. Tarihte 3 hunhar din olmuştur: Budism, hırıstyanlık, islam. Seküler uygulamalarla budism ve hırıstyanlığın hunharlığı durdurulmuştur. Şimdi sıra islamın hunharlığını durdurmaya gelmiştir.


Hiç yorum yok: