Tasavvuf insan odaklı hiçbir siyasi felsefesi
ve görüşü olmayan, bilim düşmanlığı ve akıl karşıtlığı zemininde gelişmiştir. Tasavvuf
edebiyatı tarihten silinse, insanlık medeniyeti hiçbir şey kaybetmez. Asosyal
insan yetiştirdi tasavvuf. Bazen kimi mürşitler 40 yıl inzivada yaşamış. 40 yıl inzivada yaşayan
adamın topluma, bilime, medeniyete ne yararı olabilir? Sabahtan akşama
"Allah" deyip zikreyle ve bunu Allaha yolculuk olarak nitele!? Saçmalık
tasavvufta bir değil iki değil. Orta Doğunun geri kalmasının bir nedeni de
tasavvuf. Mürşüdüne kalben bağlı insanlar yetiştiriyordu. Felsefe ve bilim
düşmanlığı yapıyordu. Tafavvufun tanınmış adlanrından Ferideddin Attar ve
Celaleddin Rumi. Bütün eserleri felsefe düşmanlığı. Felsefe derken şu anki
felsefe müfredatı düşünülmemeli. O devirlerde felsefe positif bilimleri
kapsıyordu. Matematik, fizik, kimya, uzaybilim, yerbilim, hendese, ... hepsi
felsefenin içinde yer alıyordu. Bu yüzden felsefe düşmanlığı tüm bu bilim
dallarına karşı çıkmak anlamındaydı. Tasavvuf tarihinde bir tane fizikçi,
matematikçi yok. Attar diyor ki, felsefenin bir gözü kör. Peki o kör olmayan
gözünü kullandılar mı? Hayır, onu da kendileri kör etti. Celaleddin Rumi diyor
ki, bilimden uzak dur ve sebepleri öğrenme. Sebepleri öğrensen hayretin söner.
Hayretin sönerse, Allaha gerek kalmaz. Çünkü Allah hayret makamında özümseniyor.
İşte bu öğretiler yobazlık tebliğatından başka ne yapabilir? Benim hayatımın
büyük kısmı tasavvuf safsatalarını okumakla geçti. Çünkü başka edebiyatımız
yok. Bildiğim dillerde bu edebiyat vardı. Ne okuyacaktım sanki? Felsefe mi
olmuş? Son evrenselleşme, daha doğrusu avrupalaşma süreci İslam Orta Çağ Karanlığına
aydınlık getirdi. Avrupayla düşünsel temasa girmeden okuyabileceğimiz bir şey
yoktu. Orta Doğu dilleri çöldür ve düşünceye hətap edecek yapıtlar yok düzeyinde. Ne varsa, hepsi hurafat. Ya biri bu hurafat
sandıklarıyla ilgilenmiyorsa, ne okumalı? Okunacak bir şey yok. Bütün İslam
tarihi metinlerini bir yere toplasanız, bilimsel değeri eski Yunanın bir 50
yılına bedel değildir. İslam tarihinde ne denli İbn-i Sina, Farabi, İbn-i
Heysem, ... yetişmişse, hepsi Yunan uyugarlığının etkisi. İslamın öyle bir
bilge yetiştirme olanağı ve kapasitesi olmamıştır ve yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder