İnanışın
ötesinde bir de bilim diye bir alan var. Şeytan diye bir yaratık yok, ama bir
sözcük var. Şeytan sözünün anlamı karşı geldiğinden atılan demektir. Bütün
dinlerde toplumsal yaşam biçimine karşı gelen bireylere şeytan denilmiştir,
yani karşı gelen. Hırıstyanlığı kabul etmeyenleri şeytandır diye yaktılar
kilsenin hükümleriyle. İslam tarihinde binlerce düşünce adamını şeytandır diye
öldürdüler, derilerini soydular. Böyle şeytan-allah kavramsallaştırması aslında saçmalıktan başka bir şey değildir. Çünkü ikisi de dilsel
varlık olma dışında hiçbir şey değiller. Yani iki tanecik sözük olan
"allah" ve "şeytan" yalnızca dilin içinde vardırlar. Dilin
dışında ne allah var, ne de şeytan. Tanrı "katında"ki toplantıda
şeytanın secde etmemesi de akıl karşıtlığı. Yani Tanrı aklını kullanan şeytanı
sevmiyor. Çokluğun bireyi susturması için dinsel kaynak oluşturmasıdır. Aslında
ise bu toplantıda en akıllı olan ve sorgulayan şeytandır. Düşünmeye davet eden
simge olan şeytan, kötü olarak gösterilir. Oysa şeytan ne yapıyor ki? Sadece
"neden?" diye soru soruyor. İşte dinlerin ve inanışların en korktuğu
da bu "neden?" sorusudur. Bu korku islam tarihinde "hikmetten
sual edilmez" şeklinde formulize edilmiştir. Bu, feodalite devirlerinde
düşünceyi susturmak için ona dinsel kaynak oluşturmaktan başka bir eylem
olmamıştır. Ama şeytan diye nitelenen varlık, yalnızca sözün etimolojik
anlamındaki manayı ifade etmez. Tüm kötülüklerin kaynağı olarak gösterilir.
Kötülük yapmaktan, sadist olmaktan zevk alır. Aynen medeni ayetlerdeki gibi.
Bunlar hepsi masal. Bu masal yok olduğunda insanlar düşünce ve akıl zemininde
humanizm eksenli dostluk ve kardeşilik geliştirbilirler. Hepsi saçmalık yani.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder