İslam
peygamberi 40 yaşına kadar Orta Doğuyu tümüyle dolaşmış, ticaret hayatıyla
uğraşmıştı. Geceler kaldığı kervansaralarda Orta Doğuda yaygın olan bütün Nuh
fırtınası gibi söylenceleri duymuş bilgisine eklemişti. Çocukluğunda Mekke
pazarlarında şairlerin şiirle birbirlerine meydan okumalarını yüzlerce kez
dinlemiş ve Arapça, bütün şiirsel derinlikleriyle vucudunun bir parçası
olmuştu. İşte Orta Doğu gezisinde duyup özümsediği bilgileri mukemmel
Arapçasıyla beyan etmiştir. Beyan ederken de Arapçada yaygın olan şiir
yöntemlerinden yararlanmıştır. Örneğin huruf-i mukattada müslümanlar gizem
ararlar. Oysa bu, o devir Arap şiirinin özelliği. Türkçe musikili sözlerde
"ay aman", "yar aman", ... gibi ön değimler olduğu gibi
mukatta harfler de Arap şiir ve musikisinin özelliği idi ve mukatta hurufta
hiçbir gizem yok. Kuranın kendisine göre gizem olmamalı. Çünkü Kuran diyor ki,
ayetleri fasıl fasıl aydın bir şekilde beyan ettik. Kuranın bir adı mubin. Yani
açıkça beyan eden. O zaman mubinse, bu mukatta ne? Hiçbir şey, bir Arap şiir
geleneği. Doğru, Kuranda ciddi çelişkiler var. Bir yandan ayetleri açıkça beyan
ettiğini ifade ederken, bir yandan da muteşabih ayetleri Allahtan başka
kimsenin bilemeyeceğini söyler! O zaman bu nasıl fasıl fasıl açıklama oldu?
Böyle çelişki mi olur? Müteşabihatı Allah bilecekse, o zaman beşerin ona
ihtiyacı yok. Çünkü beşer onu bilmesi için Allah olmalı. İlimde muhkem olanlar
da bilirmiş. İlimde muhkem olmanın ölçüsü ne? Ama 1400 yıllık tarihte bir alim
yetişip ve muteşabihatın ne anlama geldiğini açıklamamış. Bir de tehdit var.
Müteşabihatla kalbinde şühpe olanlar uğraşırmış! BU müteşabihat kime lazım
acaba? Yani açıkça sorgulamaya karşı çıkıyor. Sonuç olarak Peygamber,
kendisinden önce Orta Doğu kültüründe var olan bilgileri Arapçada açıkça beyan
etmiş, bazı şeyleri anlaşılan kendisi de anlamamıştır. Çünkü 23 yıl boyunca
müteşabihatın ne anlamı geldiği konusunda Peygamberin hiçbir açıklaması yok.
Çünkü onu Allah bilir, Peygamber değil. İslam siyasi iktidarı ele geçirdikten
ve yerleştikten sonra cahiliye olarak nitelediği muhteşem şiir yapıtlarını yok
ettiler. Çünkü o şiirlerin çoğu sanat ve estetik yapı bakımından Kurandan
güçlüydü. Ayrıca, mukatta ve diğer bu gibi günümüzde sırr olarak bilinen çoğu
bilgiler o şiirlerde açıklanmıştı. İşte o yapıtların yok oluşu Kuranın da
anlaşımını çetinleştirdi. Çünkü Kuran dilsel bir yapıt olarak o devir Arap
dilinin ve sanat anlayışının ürünüdür. Arapça evrilip varsıl bir dil olmasaydı,
Kuran diye bir kitap ortaya çıkabilir miydi? Hayır. O zaman Kurandan önce
Arapçanın evrilişinin göstergesi olan edebi metinler nerede? Yaktılar, yok
ettiler. Estetik ve sanatsal açıdan Kuranla yarışacak hiçbir eser bırakmadılar.
O devirden yalnızca Kuran kalmıştır. Kuran hacmi kadar şiirsel bir metin
kalmadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder