24 Eylül 2018 Pazartesi

Kuran üzerine düşünmeler


İslam peygamberi 40 yaşına kadar Orta Doğuyu tümüyle dolaşmış, ticaret hayatıyla uğraşmıştı. Geceler kaldığı kervansaralarda Orta Doğuda yaygın olan bütün Nuh fırtınası gibi söylenceleri duymuş bilgisine eklemişti. Çocukluğunda Mekke pazarlarında şairlerin şiirle birbirlerine meydan okumalarını yüzlerce kez dinlemiş ve Arapça, bütün şiirsel derinlikleriyle vucudunun bir parçası olmuştu. İşte Orta Doğu gezisinde duyup özümsediği bilgileri mukemmel Arapçasıyla beyan etmiştir. Beyan ederken de Arapçada yaygın olan şiir yöntemlerinden yararlanmıştır. Örneğin huruf-i mukattada müslümanlar gizem ararlar. Oysa bu, o devir Arap şiirinin özelliği. Türkçe musikili sözlerde "ay aman", "yar aman", ... gibi ön değimler olduğu gibi mukatta harfler de Arap şiir ve musikisinin özelliği idi ve mukatta hurufta hiçbir gizem yok. Kuranın kendisine göre gizem olmamalı. Çünkü Kuran diyor ki, ayetleri fasıl fasıl aydın bir şekilde beyan ettik. Kuranın bir adı mubin. Yani açıkça beyan eden. O zaman mubinse, bu mukatta ne? Hiçbir şey, bir Arap şiir geleneği. Doğru, Kuranda ciddi çelişkiler var. Bir yandan ayetleri açıkça beyan ettiğini ifade ederken, bir yandan da muteşabih ayetleri Allahtan başka kimsenin bilemeyeceğini söyler! O zaman bu nasıl fasıl fasıl açıklama oldu? Böyle çelişki mi olur? Müteşabihatı Allah bilecekse, o zaman beşerin ona ihtiyacı yok. Çünkü beşer onu bilmesi için Allah olmalı. İlimde muhkem olanlar da bilirmiş. İlimde muhkem olmanın ölçüsü ne? Ama 1400 yıllık tarihte bir alim yetişip ve muteşabihatın ne anlama geldiğini açıklamamış. Bir de tehdit var. Müteşabihatla kalbinde şühpe olanlar uğraşırmış! BU müteşabihat kime lazım acaba? Yani açıkça sorgulamaya karşı çıkıyor. Sonuç olarak Peygamber, kendisinden önce Orta Doğu kültüründe var olan bilgileri Arapçada açıkça beyan etmiş, bazı şeyleri anlaşılan kendisi de anlamamıştır. Çünkü 23 yıl boyunca müteşabihatın ne anlamı geldiği konusunda Peygamberin hiçbir açıklaması yok. Çünkü onu Allah bilir, Peygamber değil. İslam siyasi iktidarı ele geçirdikten ve yerleştikten sonra cahiliye olarak nitelediği muhteşem şiir yapıtlarını yok ettiler. Çünkü o şiirlerin çoğu sanat ve estetik yapı bakımından Kurandan güçlüydü. Ayrıca, mukatta ve diğer bu gibi günümüzde sırr olarak bilinen çoğu bilgiler o şiirlerde açıklanmıştı. İşte o yapıtların yok oluşu Kuranın da anlaşımını çetinleştirdi. Çünkü Kuran dilsel bir yapıt olarak o devir Arap dilinin ve sanat anlayışının ürünüdür. Arapça evrilip varsıl bir dil olmasaydı, Kuran diye bir kitap ortaya çıkabilir miydi? Hayır. O zaman Kurandan önce Arapçanın evrilişinin göstergesi olan edebi metinler nerede? Yaktılar, yok ettiler. Estetik ve sanatsal açıdan Kuranla yarışacak hiçbir eser bırakmadılar. O devirden yalnızca Kuran kalmıştır. Kuran hacmi kadar şiirsel bir metin kalmadı.

Hiç yorum yok: