Bir
Koreli cerrahın anılarını okumuştum. Çok büyük bir cerrah. Bu koreli cerrah 10
yaşında çocuğuyla ABD-ye göçüyor. Kısa sürede oğlu ingilizceyi ana dili gibi
öğreniyor. Ama kendisi asla öğrenemiyor. Çünkü 40 yaşların içindedir. Bu yüzden
yanına bir tercümeci almak zorunda kalıyor. Ama cerrahlık biliminde bu denli
başarılı olmasına karşın neden ingilizceyi öğrenemedi sorusu cerrahı terk
etmiyor. Böylece "öğrenim olgusu ve beyin" üzerine bilimsel
araştırmalarına başlıyor. Şöyle sonuca eriyor: Çocukluk evrelerinde ve gençlik
çağlarında öğrenim sürecinde beynin ön kısmı aktiftir ve arka kısmı öğrenimleri
depoluyor. Gennçlik süresi dolduktan (20-ler) sonra beynin ön kısmı öğrenime
kapanıyor ve beynin arka kısmı aktifleşmeye başlıyor. Bu kez beynin ön kısmı depoya
dönüşüyor. Beynin ön kısmının öğrenim hızı olağanüstü yüksek ve arka kısmının
öğrenim hızı çoook düşük. Bu yüzden de çocukluk ve genclik yıllarında öğrenme
hızı ve niteliği olağanüstü yüksek seviyyededir.
*******
Bunu
neden anlattım? Çünkü müslüman ülkelerinde doğmak zaten kendiliğinden bir geri
kalmışlık. Çocukluk ve gençlik yıllarında doğru eğitim sistemi olmadığından o
yüksek hızla öğrenme şansını kaybediyoruz. Beynimizde matematik, dirimbilim,
fizik, ... bilimlerinin verileri yoktur. Bu yokluklarla sonsuz olan varlığı
anlamaya çalışıyoruz, anladığımızı sanıyoruz. Bir halde ki, o varlğı irdeleme
tekniklerini gençliğimizde, beynin ön kısmı aktifken elde etmemişizdir. Böyle
olduğunda beynimizi boş bırakıp hayatın ileriki evrelerine geldiğimizde
beynimizdeki boşluklar karanlıkları çok kolay özümsüyor. Ve o beyin
boşluklarını çok tatlı ve kapsayıcı bir yalanla dolduruyuz: İman etmek. Bu iman
etmek artık beynin bütün işlevselliğini söndürerek onun bilimsel çalışmalarını
yok ediyor, sorgulama kabiliyetini felç ediyor. Baksanız İslam tatrihinde
tefsir yazanlara içlerinde bir matematikçi, fizikçi, bilog yok. Çünkü bu
bilgilerle aydınlanmış beynin açıklamalarını kabul etmek kolay olmaz. Bu yüzden
biz gençliğimizde bilimi bırakıp dinle uğraşırken, artık tüm fırsatları geri
bırakıp ilerliyoruz. Açıklamalarımızda bilimsel derinlik olamıyor, çünkü böyle
bir eğitim sürecinden geçmemişizdir. İmam hatip öğrencisi, çocukluk ve genclik
yıllarında beynini kokuşmuş Arap kültürüyle doldurup karanlığa gömerek hayata
giriyor. Toplumuzdaki egemenm dinsel baskılar beynimizin işlevselliğine karşı.
Sizce neden acaba müslüman ülkelerinde sürekli ve durmadan beyin kaçışı var?
Şöyle ki, artık modern sosyolojide "beyin kaçısı" diye bir dal
gelişti. Çünkü islamize edilmiş bir toplumda insan beyni çalışamaz. Bu toplumun
yapısı beyninin doğasına ve çalışma niteliğine karşıdır. İşte teologlar
müslüman ülkesinde Darvin (kendisi teolog) gibi bir bilimsel araştırma seyrine
çıkmazlar. Çünkü imlediğiniz tarih, toplum ve din baskıları buna fırsat
tanımaz.
***
Çünkü
beyinlerinin ön kısmı çalıştığı vakitte anlamsız ve insanlığa yararı olmayan
bilgileri beyinlerinde depolamışlar ve bu bilgilerle doğruları bulmak
olanaksız. Bunu anladığımızda da geç oluyor, çünkü bu zaman beynimizin ön kısmı
artık işlevselliğini bırakmış ve beynin arka kısmının işlevselliği başlamıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder