11 Temmuz 2019 Perşembe

AKP ihvan


İhvancı zihniyetin uzantısı olan AKP Türkiyedeki  kazanımlardan yararlanarak iktidarı ele geçirdi. Erdoğanın da açıkça dediği gibi demokrasi amaç ve değer değil, araçtı. Neyin aracı? Hangi amaca ermenin aracı? Cennete erme aracı mı? Şeriat düzeni kurma aracı mı? Neyin aracıdır acaba? hangi niyetin? Ali Şeriati de böyle düşünüyordu. Laik-demokratik toplumları şeriata karşı Batı tuzağı olarak olarak görüyordu. AKP belirlediği amaca ermek için de Suriyeyi karıştırdı. Sünnici bir görüşle kendi komşularının mahfoluşuna olabak sağladı. Türkiye sınırları şu anki gibi kapsaydı, Suriyeye o denli terörist geçebilir miydi? Bunların hepsi işte demokrasiyi amaç ve değer olarak değil, araç olarak algılayan zihniyetinin hazırladıklarıydı. İranın sünnici savaşçıları bile gelip Türkiyeden rahatça geçerek İŞİDe katılabiliyorlardı. Oysa ki, modern dünyada ve modern sosyolojide demokrasi bir metot değil, kendisi bir değerdir de. Demokrasiyi değer değil de metot ve araç olarak görme islamcı kesimin ortak görüşü. Çünkü demokrasi değer olarak algılandığında onlara göre islam değer olmaktan çıkıyor. İslam değer olmaktan çıktığında da yaşam felsefelerini ve vizyonlarını kaybetmiş oluyorlar. Tarihsel din baskısıyla zamirleri parçalanıyor. İtirazları ve eleştirileri toplumsal sorunların çözümü doğrultusunda değil, şeriatin zarar görüp görmemesine göre şekilleniyor. İşte müslüman ve demokrasi arasındaki sorun da budur. İslamın değer olmaktan çıkmasını kabul edemiyorlar. Oysa ki, bir kişi islama inanmayarak onu bireysel yaşamında değer olmaktan çıkrma hakkına sahiptir. Tabii islamdan çıkanın cezası ölüm olduğunda islam da zorunlu bir değer haline getirilir ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Oysa ki, existensialism görüşünün felsefeden hukuka taşınmasıyla demokrasi, yalnızca ve sadece olarak değerlerin uygulanma metodu ve aracı değildir, kendisi de değer olarak saptanmıştır. Çünkü demokratik seçim ve seçenek ortamında kişi kendisi için özgürce kimlik ve mahiyet tesis edebilir. Existence hukuk öncesi mahiyet vücuttan üstündü. Hırıstyan, islami, budist, ... mahiyetler içinde yaşamak bir zorunluluktu. Ama existence düşünce mahiyetin önemsiz ve vücudun önemli olduğunu gösterdi ve modern hukuk da bunu onadı. Çünkü değerler değişilebilir, uçurula ve yeniden kurulabilir, ama ya vücut? Bir insanı yaratmak nasıl mümkün olabilir? O zaman insanın vücudu, mahiyetinden üstündür. Bu mahiyet islami olup olmaya da bilir. Vücudun yaşam hakkı var. En büyük ve değerli değer vücuttur, yani hayat hakkıdır. Bu hayat hakkı ortamında kişi kendi mahiyetini özgürce tesis edebilir. İşte bu bağlamda mahiyet ikinci plana edilmiş olurken vücut ve yaşam hakkı ön plana çıkar. Dinci görüş bu özgürlük felsefesini kabullenemediği için demokrasiyi de kabullenemiyoir. Çünkü demokrasi de bir değer olarak vücudun mahiyete üstün olduğunu sergileyen tek olanaktır. Başka olanak yoktur. Tabii demokrasi işin bir ayağı, diğer de laikliktir. Laiklik ve demokrasi ikisi bir yerde beşeriyetin binyıllara dayanan ideallerinin nesnelleşmiş biçimidir. Yani üstün değerlerdirler. Dini değerler de doğal olarak laik-demokratik ortamda yaşam hakkına sahib olurlar. Modern Avrupadaki gibi. Çünkü din bir vücut ve hayat değil, bir mahiyettir. Olsa da olur, olmasa da. Nitekim islamdan önce de insanlar yaşamışlar.


Hiç yorum yok: