İhvancı
zihniyetin uzantısı olan AKP Türkiyedeki kazanımlardan yararlanarak iktidarı ele
geçirdi. Erdoğanın da açıkça dediği gibi demokrasi amaç ve değer değil, araçtı.
Neyin aracı? Hangi amaca ermenin aracı? Cennete erme aracı mı? Şeriat düzeni
kurma aracı mı? Neyin aracıdır acaba? hangi niyetin? Ali Şeriati de böyle
düşünüyordu. Laik-demokratik toplumları şeriata karşı Batı tuzağı olarak olarak
görüyordu. AKP belirlediği amaca ermek için de Suriyeyi karıştırdı. Sünnici bir
görüşle kendi komşularının mahfoluşuna olabak sağladı. Türkiye sınırları şu
anki gibi kapsaydı, Suriyeye o denli terörist geçebilir miydi? Bunların hepsi
işte demokrasiyi amaç ve değer olarak değil, araç olarak algılayan zihniyetinin
hazırladıklarıydı. İranın sünnici savaşçıları bile gelip Türkiyeden rahatça
geçerek İŞİDe katılabiliyorlardı. Oysa ki, modern dünyada ve modern sosyolojide
demokrasi bir metot değil, kendisi bir değerdir de. Demokrasiyi değer değil de
metot ve araç olarak görme islamcı kesimin ortak görüşü. Çünkü demokrasi değer
olarak algılandığında onlara göre islam değer olmaktan çıkıyor. İslam değer
olmaktan çıktığında da yaşam felsefelerini ve vizyonlarını kaybetmiş oluyorlar.
Tarihsel din baskısıyla zamirleri parçalanıyor. İtirazları ve eleştirileri
toplumsal sorunların çözümü doğrultusunda değil, şeriatin zarar görüp
görmemesine göre şekilleniyor. İşte müslüman ve demokrasi arasındaki sorun da
budur. İslamın değer olmaktan çıkmasını kabul edemiyorlar. Oysa ki, bir kişi
islama inanmayarak onu bireysel yaşamında değer olmaktan çıkrma hakkına
sahiptir. Tabii islamdan çıkanın cezası ölüm olduğunda islam da zorunlu bir
değer haline getirilir ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Oysa ki,
existensialism görüşünün felsefeden hukuka taşınmasıyla demokrasi, yalnızca ve
sadece olarak değerlerin uygulanma metodu ve aracı değildir, kendisi de değer
olarak saptanmıştır. Çünkü demokratik seçim ve seçenek ortamında kişi kendisi
için özgürce kimlik ve mahiyet tesis edebilir. Existence hukuk öncesi mahiyet
vücuttan üstündü. Hırıstyan, islami, budist, ... mahiyetler içinde yaşamak bir
zorunluluktu. Ama existence düşünce mahiyetin önemsiz ve vücudun önemli
olduğunu gösterdi ve modern hukuk da bunu onadı. Çünkü değerler değişilebilir,
uçurula ve yeniden kurulabilir, ama ya vücut? Bir insanı yaratmak nasıl mümkün
olabilir? O zaman insanın vücudu, mahiyetinden üstündür. Bu mahiyet islami olup
olmaya da bilir. Vücudun yaşam hakkı var. En büyük ve değerli değer vücuttur,
yani hayat hakkıdır. Bu hayat hakkı ortamında kişi kendi mahiyetini özgürce
tesis edebilir. İşte bu bağlamda mahiyet ikinci plana edilmiş olurken vücut ve
yaşam hakkı ön plana çıkar. Dinci görüş bu özgürlük felsefesini kabullenemediği
için demokrasiyi de kabullenemiyoir. Çünkü demokrasi de bir değer olarak
vücudun mahiyete üstün olduğunu sergileyen tek olanaktır. Başka olanak yoktur.
Tabii demokrasi işin bir ayağı, diğer de laikliktir. Laiklik ve demokrasi ikisi
bir yerde beşeriyetin binyıllara dayanan ideallerinin nesnelleşmiş biçimidir.
Yani üstün değerlerdirler. Dini değerler de doğal olarak laik-demokratik
ortamda yaşam hakkına sahib olurlar. Modern Avrupadaki gibi. Çünkü din bir
vücut ve hayat değil, bir mahiyettir. Olsa da olur, olmasa da. Nitekim islamdan
önce de insanlar yaşamışlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder