Hiçbir kadın
tam olarak kadın değil, hiçbir erkek de tam olarak erkek değil. Her kadın kendi
içinde bir erkek taşır. Her erkek de bir kadın. Belli olgunluktan sonra bu
içteki erkek ve ya kadın kendi nesnel varlığını arar. Arar ve bulamaz.
Evlilikle ve hatta sevmekle de bu sorun çözülmez. Kadının içindeki erkeklik onun yaşam
dürtüsü, yaşam iç tepisi ve yaşam içgüdüsüdür. Bu, varlığı, hayatı görme ve
sezme güdüsü gibi. Erkekte de öyle. Bu yüzden de bir erkekten, ya da bir
kadından hoşlanmak yeterli olmaz. İçimizdeki saklı olan karşıt cinsi ikna
etmez, edemez, başkalarını arar. Aradıklarımızın çoğu binyıllar önce yaşamış,
ya da binyıllar sonra gelmiş olabilirler. Yaratılışın cevheri ve tözüdür bu.
Bunu algılayaman, ya da algılamaya yetisi olmayan her kdının içinde bir fahişe
var der. Ama erkeğe çapkın demek kültürümüzde sevimli bir yaklaşım. Çünkü
kültürlerin ve dinlerin çoğu erkek eksenli. Kadın görünürde dişil olsa da, onun
tinsel, cinsel yapısında yüzde 20 civarında erkeklik var. Hayattan zevk
almanın, acı çekmenin de sebebi bu. Erkeklerde de öyledir. Bu yüzden kişi
aradığı karşıt cinsi asla bulamıyor. Çünkü bu, insan doğasına da aykırıdır.
Bulunmamak üzerine içimizde yerleşmiş. Uykuda, rüyalarımızda bile onu ararız.
Tam olarak sizi ikna edecek, düşlerinizi tümüyle süsleyecek erkeğinizi
bulamazsınız. Eski çağlardan beri bu, böyle olmuş. Bu yüzden klasik yapıtlarda
asla iki seven kişiyi buluşturmaz, kavuşturmazlar. Sonları katastrofla biter.
Çünkü kavuştuklarında içlerinde başka kadın ve erkek sureti uyanmaya başlar.
Her bir kavuşma yeni suret doğrurur içimizde. Kimyasal benzeşimler %100 gerçek
olamaz. Kimyasal benzeşimler olmadıkça da düşlerimiz içimizde gizemli olarak
saklı bulunan karşıt cinsi arayıp durur. Bu, varlığı kavramamız için de
içimizde ve kavrayışımızda bir olanak sağlar.
Kişinin
kendisiyle sevişmesi, kendi kendisini orgasm etmesinin de sebebi bu. Orgasm
zamanı onu görürüz. Ama gözlerimizle değil. Başka sezimseyiş güdülerimizle.
Mutlak zevkin doğruğu olan orgasmda kişi yanında kimin olduğunu unutur. İçinde
saklı olan karşıt cins uyanıp kendisini gösterir. O, kendisini göstermedikçe de
orgasm olmaz. Orgasm ona ulaşmanın yoludur.
Anne baba olma
dürtüsü başkaca bir olgu, sevişmeyle de ilgisi yok. Sevişme, içtepki olarak
içimize sıkıştırlmış olan enerjiyi harekete geçirmektir. O enerjinin uyanışıyla
içimizde saklı bulunan karşıt cinsin aktivitesi başlar. Zaten böyle olmasa da
yaşayamayız da. Sevdiklerimiz
ölse de, içimizdeki o surat bizi sakinleştiriyor. Birini sevmek demek
içimizdeki karşıt cinse karakter olarak daha yakın olan birini bulmak demektir.
Büyük sanat
adamlarının içinde karşıt cinsin yüzdesi yüksek olabiliyor. Yüksek olması
sanata yansıyor. Her büyük sanat eserinin arkasında duran bu gerçeliktir. Aşk
şiirlerinin, hüzünlü, lirik simfonilerin, romanların meydana gelmesinin de esas
nedeni yazarının doğasındaki karşıt cinsin uyanmışlığı ve bir sanat eserinde
kendisini sergileme eğilimi olur genelde. Seks düşükünü kadınlar ve erkeklerde
de bu durum görülmüştür. Nitekim içinde karşıt cinsin uyanıklığı olmayan erkeklerde
ve kadınlarda cinsel eğilimin sönük olduğu görülmüştür.
Din
psikolojisinde de bu konu üzerine değinilmiştir. Cennetteki huriler aslında
asla bulamayacağımız içimizdeki saklı karşıt cinsi orada bulma umududur. Ancak
boşuna bir umut.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder