16 Temmuz 2019 Salı

Karşı cins


Hiçbir kadın tam olarak kadın değil, hiçbir erkek de tam olarak erkek değil. Her kadın kendi içinde bir erkek taşır. Her erkek de bir kadın. Belli olgunluktan sonra bu içteki erkek ve ya kadın kendi nesnel varlığını arar. Arar ve bulamaz. Evlilikle ve hatta sevmekle de bu sorun çözülmez. Kadının içindeki erkeklik onun yaşam dürtüsü, yaşam iç tepisi ve yaşam içgüdüsüdür. Bu, varlığı, hayatı görme ve sezme güdüsü gibi. Erkekte de öyle. Bu yüzden de bir erkekten, ya da bir kadından hoşlanmak yeterli olmaz. İçimizdeki saklı olan karşıt cinsi ikna etmez, edemez, başkalarını arar. Aradıklarımızın çoğu binyıllar önce yaşamış, ya da binyıllar sonra gelmiş olabilirler. Yaratılışın cevheri ve tözüdür bu. Bunu algılayaman, ya da algılamaya yetisi olmayan her kdının içinde bir fahişe var der. Ama erkeğe çapkın demek kültürümüzde sevimli bir yaklaşım. Çünkü kültürlerin ve dinlerin çoğu erkek eksenli. Kadın görünürde dişil olsa da, onun tinsel, cinsel yapısında yüzde 20 civarında erkeklik var. Hayattan zevk almanın, acı çekmenin de sebebi bu. Erkeklerde de öyledir. Bu yüzden kişi aradığı karşıt cinsi asla bulamıyor. Çünkü bu, insan doğasına da aykırıdır. Bulunmamak üzerine içimizde yerleşmiş. Uykuda, rüyalarımızda bile onu ararız. Tam olarak sizi ikna edecek, düşlerinizi tümüyle süsleyecek erkeğinizi bulamazsınız. Eski çağlardan beri bu, böyle olmuş. Bu yüzden klasik yapıtlarda asla iki seven kişiyi buluşturmaz, kavuşturmazlar. Sonları katastrofla biter. Çünkü kavuştuklarında içlerinde başka kadın ve erkek sureti uyanmaya başlar. Her bir kavuşma yeni suret doğrurur içimizde. Kimyasal benzeşimler %100 gerçek olamaz. Kimyasal benzeşimler olmadıkça da düşlerimiz içimizde gizemli olarak saklı bulunan karşıt cinsi arayıp durur. Bu, varlığı kavramamız için de içimizde ve kavrayışımızda bir olanak sağlar.
Kişinin kendisiyle sevişmesi, kendi kendisini orgasm etmesinin de sebebi bu. Orgasm zamanı onu görürüz. Ama gözlerimizle değil. Başka sezimseyiş güdülerimizle. Mutlak zevkin doğruğu olan orgasmda kişi yanında kimin olduğunu unutur. İçinde saklı olan karşıt cins uyanıp kendisini gösterir. O, kendisini göstermedikçe de orgasm olmaz. Orgasm ona ulaşmanın yoludur.
Anne baba olma dürtüsü başkaca bir olgu, sevişmeyle de ilgisi yok. Sevişme, içtepki olarak içimize sıkıştırlmış olan enerjiyi harekete geçirmektir. O enerjinin uyanışıyla içimizde saklı bulunan karşıt cinsin aktivitesi başlar. Zaten böyle olmasa da yaşayamayız da. Sevdiklerimiz ölse de, içimizdeki o surat bizi sakinleştiriyor. Birini sevmek demek içimizdeki karşıt cinse karakter olarak daha yakın olan birini bulmak demektir.
Büyük sanat adamlarının içinde karşıt cinsin yüzdesi yüksek olabiliyor. Yüksek olması sanata yansıyor. Her büyük sanat eserinin arkasında duran bu gerçeliktir. Aşk şiirlerinin, hüzünlü, lirik simfonilerin, romanların meydana gelmesinin de esas nedeni yazarının doğasındaki karşıt cinsin uyanmışlığı ve bir sanat eserinde kendisini sergileme eğilimi olur genelde. Seks düşükünü kadınlar ve erkeklerde de bu durum görülmüştür. Nitekim içinde karşıt cinsin uyanıklığı olmayan erkeklerde ve kadınlarda cinsel eğilimin sönük olduğu görülmüştür.
Din psikolojisinde de bu konu üzerine değinilmiştir. Cennetteki huriler aslında asla bulamayacağımız içimizdeki saklı karşıt cinsi orada bulma umududur. Ancak boşuna bir umut.

Hiç yorum yok: