Martin Heiddeger´in Hölderlin yapıtları üzerine tevilleri ve
anlatıları vardır. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü metinşünaslık ve
hermenöitik yorum ve algı açısından bu kitap okuruna çok yardımcı olabiliyor.
Estetik ve sanatsal bir yapıtın nasıl değerlendirilmesi gerektiği üzerine
bilimsel ve mantıksal derinliği olan bilgiler sunuyor. Yeni açar (anahtar) elde
ediyor okur. Estetik bir eser ve eski şiirsel örütler (metinler) nasıl
değerlendirilmelidirler? Hölderlinin şiirleri kendisinden sonra tüm felsefi
görüşleri etkilemiştir. Hegelle aynı zamanda yaşasa da Hegeli ve özgürlük
risaleleri yazan Şellingi de etkilemiştir. Bunları bilgi olsun diye yazıyorum.
Ama anlatmak istediğim konu şu: Heidegger Hölderlini "valık-insan"
iletişimi bağlamında yorumluyor. Bir sanat adamı her istediğinde büyük bir
yapıt yazamaz. Bunun için varlığın o özneye yaklaşması gerekir. Varlık
yaklaşarak belli bir kimlikte kendisini açığa çıkarır, kendisini gösterip
kaybolur. İşte varlığın bu kendisini açıklatma eylemi ve açıklayanın da bu
açıklamaya uyumlu ruh haline sahip olması bir sanat yapıtının doğuşuna olanak
sağlar. İnsan doğasındaki ile insan dışındakinin örtüşerek dile yansıma oluşumu
ve olgunlaşımı ortaya çıkar. Dilsel yapıtın örülmesi. İçimizden mi, yoksa
dışımızdan mı ses duyuyoruz? Bunu nasıl söyleyebiliriz? Sesin içimizden
geldiğinini nasıl söyleyebiliriz. Dışımız olmadığını belirten ölçü nedir? Yani
iç-dış özdeşleşmesinin esin (ilham-vahy) kaynağı olduğu söz konusu. İşte bu,
bir an meselesidir. Varlık bizi içimizden ve dışımızdan kuşatır. Sonra bizi
terk eder. İşte o an. O an bir daha asla tekrar olunamaz. Çünkü varlık durgun
değildir, varlık hep ve durmadan oluş ve yenilenme sürekliliği içindedir. Bu
açıdan aynı kişi o anda yazdığı eseri bir süre sonra asla yazamaz. Çünkü o eser
belli bir anın içinde varlığın kendisini göstermesidir. Bu yüzden Muhammet de
asla Mekkedeki gibi barış ayetlerini beyan etmemiştir. Çünkü Mekkede varlık o
şekilde kendisinin açıklanmasını istemiştir. Medinede ise soykırım ayetleri
beyan edilmiştir. Çünkü Medinede agresifleşen Muhammetin doğası değişmiş ve
varlığın barış çığlıklarını onun gönül kulakları duymaz, gözleri görmez
olmuştur. Bu "gönül" kavramını açıklayacağım. Doğasında saldırganlık
ve şehvet dalgaları uyanan Muhammet, varlığın deprem, felaket, korku seslerini
duymuştur. Bu yüzden zayıf ve zarif yaratık olan kadınları çok kolayca
cariyeleştirmek için ayetler beyan edebiliyor. Muhammet Mekkede kadın gibi,
Medinde sadist sadırgan erkek özne gibi davranmıştır. Bu bakımdan Hölderlinin "yıllar
önce yazdığım şiirlerimi şimdi istesem de yazamam" demesi anlaşılandır.
Muhammetin de kendisine "Mekkedeki gibi bir kitap getir!"
söylenseydi, "getiremem" derdi. "O zaman Kuran gibi bir kitap
getirin!" demek denli saçma ve ilkel bir söylem olamaz. Ben Kant´ın
"Ebedi barış" kitabının Kurandan binlerce kez üstün olduğu
kanısındayım. Çünkü beşerin ebedi barış dileği üzerine yazılmış. Oysa Kuran
ebedi savaş, ebedi cihat, ebedi yağma, dinin yeryüzünde berkarar olduğu ana
kadar öldürüşmeyi beyan eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder