İmam Hüseyin
hakkındaki gerçekler ve uydurulan çarpık ideolojik tarih
*********
Ali hilafeti Muaviyeye kaptırdıktan ve öldürüldükten sonra Muaviye Alinin oğlu Hasanla bir antlaşma imzaladı. Hasan Muaviyenin hilafetini bir koşulla kabulleniyordu: Muaviyenin ölümünden sonra hilafet Hasana geşecekti. Muaviye Hasan için arada bir kaç fahişeleştirdiği (cariyeleştirdiği) kadın hediye olarak gönderiyordu. İmam Hüseyin için de kadın pazarlıyordu. Şöyle ki, imam Hasanın 70-ten çok cariyesi vardı. Bu cariyelerden sonucusu çok güzelmiş. Muaviye bu güzel cariyeye Hasanı zehirleyip öldürüceği takdirde onu özgür bırakacağına ve bolca da mal mülk verceğine dair söz veriyor. Cariye de bir kaç kere Hasanla yattıktan sonra onu öldürüp özgürlüğünü kazanıyor ve Muaviyeden mal-mülk alıyor. Muaviye hayatta olduğu sürece imam Hüseyinin ona karşı çıkmışlılğı yok. Bu konuda hiçbir bilgi yok. Muaviye oğlu Yezidi varis olarak tayin ettiğinde de Hüseyinden bir itiraz yok. Yalnız Muaviye ölmeden önce oğlu Yezide diyor ki, Hüseyine ve Zubeyr oğlu Abdullaha dikkat et! Bunlardan biat alsan saltanatına zaval olmaz. Muaviye öldükten sonra Yezid Medine valisine mektup yazarak Hüseyinden bait almasını ister. Bunun üzerine Medine valisi Hüseyini valiliğe davat eder ve Yezidin mektubunu gösterek biat etmesini ister. Hüseyin valiliğe girmeden önce bir kaç genç akrabasını silahlandırıyor. Onalara diyor ki, beni biat için davet etmiş. Biat etmek istemiyorum. Öğle namazına kadar valilikten çıkmazsam hemen içeri girip valiyi öldürün, sonra Medineden kaçarız. Ailesini ve çevresini de bu durum için hazır duruma getiriyor. Develere yüklenecek sefer malzemeleri hazır durumda...
Vali Hüseyin´i davet etmek için silahlı asker göndermemişti. Hüseyinin aklında olanları vali bilseydi, onu valilikten bırakmazdı. Hüseyin valiliğe giriyor. Vali Hüseyin´i çok büyük saygıyla karşılıyor. Biat konusu konuşulduğunda Hüseyin "sakıncası yoksa yarın biat için gelirim" diyor. Vali de bunu hoşgörüyle karşılıyor ve Hüseyini uğurluyor. Hüseyin eve döner dönmez sefer hazırlıkları yapılıyor ve akşam çöktüğünde karanlıktan yararlanıp yola çıkıyor. 10 günlük seferi bu şekilde başlıyor. Önce Mekkeye gidiyor. Mekkede cübbelerinin altında silah taşıyan adamların olduğu haberini alıyor ve Kufeye gitmeye karar veriyor. Kufeye de Müslim adında amcası oğlunu durum değerlendirmesi için yollamış. Müslim ona mektup yazarak Kufeye gelebileceğini yazıyor. Lakin Müslim mektubu yolladıktan sonra yakalanıp öldürülüyor. Hüseyin Kufeye doğru yola çıkarken Kerbela çölünde önü kesiliyor. Orada Hüseyinden biat etmesini isterler. Hüseyin onlara iki seçenek sunar: 1- İzin verin Horasan´a gideyim- bunu kabul etmezler. 2- O zaman izin verin Yezidin yanına Şama gideyim ve orada Yezidin kendisiyle konuşayım. Biat gerekirse orada biat ederim- Bunu da kabul etmezler.
Hüseyin onu kuşatan ordu komutanlarını tanıyor. Ya babaları, ya abileri ve amcaları Hüseyinin babası tarafından öldrülmüştü. Onlar bu fırsatı değerlendirip öc almak istiyorlardı. Bu yüzden Hüseyin orada biat etseydi de, biatnameyi yırtıp atarak yine de Hüseyini öldürecektiler. Çünkü bu öc alma fırsatını kaçırmak istemiyorlardı. Hüseyin kendisini ıssız bir çölde tuzağa düşürmüştü. Ne Yezidin haberi olacaktı, ne de başkalarının. Ölüm haberi bile aylar sonra belli olacaktı. Çünkü Yezid Hüseyinin öldürülmesiyle ilgili emir vermemişti. Biat alınması için emir yollamıştı. Hüseyin bu gerçeği orada anladı. Anladı ki, biat etse de, biatnameyi yırtıp onu yine de öldürecekler. İşte Hüseyin burada direndi ve biat etmeyeceğini söyledi ve eşit olmayan bir savaşta kaddarca kendisi ve akrabaları öldürüldü.
Olayın özü budur. Daha sonraki çağlarda, özellikle Ali Şeriati gibi iftiracılar "Hüseyni inkılap" diye bir kavram üretti. Ne inkılabı? Hüseyinin hiç savaşmak amacı yoktu. Savaşan kişi yurdunu terk edip belirsiz bir sefere mi çıkar? O zaman savaşan kişi ya Medineyi ele geçirmeliyidi, ya Mekkeyi, ya da Şamı. Bunların hiçbirinde yandaşı da yoktu. Hayatı boyunca Hüseyinin böyle bir amacı ve planı olmamıştı. Bu amacı ölümünden sonra şii ekol ona yüklemiştir. Savaşan kişi Medineden firar edip kendisini tuzağa düşürmezdi. Yani Hüseyinin doğru bir stratejisi de olmamıştır.
Hüseyinin ölümünden sonra bacısı Zeynebin guya Yezidin sarayında inkılabi nutuklar söylediği de iftira ve yalan. Yani Yezit bir kadının böyle cesurca onun saltanatını sarsacak nutuk söylemesine izin verir miydi? Vermişse, o zaman Yezit insaflı kişi olmamış mı? Yani Zeynep sarayda konuşuyor. Peki bu konuşmayı protokollaştırıp tarihe ötüren de Yezidin yanındaki katipler olmalı o zaman. Öyle değil mi? Zeynebin nutuk söylediğine dair kaynak ne? Bu nutkun Emevi sarayının dışına çıkmasına kim izin verirdi? Kimse izin vermezdi. O yüzden tüm bunlar sonradan uydurulmuş çarpıtılmış ideolojik tarih değil mi?
Gerçek olan tarih budur. Arapların iç kavgası. Gerisi mollaların ceplerine hizmet eden ideolojiden başka bir şey değildir. Nitekim İmam Hüseyinin oğlu şianın 4. imamı Zeynelabidin Yezide biat etmiştir.
*********
Ali hilafeti Muaviyeye kaptırdıktan ve öldürüldükten sonra Muaviye Alinin oğlu Hasanla bir antlaşma imzaladı. Hasan Muaviyenin hilafetini bir koşulla kabulleniyordu: Muaviyenin ölümünden sonra hilafet Hasana geşecekti. Muaviye Hasan için arada bir kaç fahişeleştirdiği (cariyeleştirdiği) kadın hediye olarak gönderiyordu. İmam Hüseyin için de kadın pazarlıyordu. Şöyle ki, imam Hasanın 70-ten çok cariyesi vardı. Bu cariyelerden sonucusu çok güzelmiş. Muaviye bu güzel cariyeye Hasanı zehirleyip öldürüceği takdirde onu özgür bırakacağına ve bolca da mal mülk verceğine dair söz veriyor. Cariye de bir kaç kere Hasanla yattıktan sonra onu öldürüp özgürlüğünü kazanıyor ve Muaviyeden mal-mülk alıyor. Muaviye hayatta olduğu sürece imam Hüseyinin ona karşı çıkmışlılğı yok. Bu konuda hiçbir bilgi yok. Muaviye oğlu Yezidi varis olarak tayin ettiğinde de Hüseyinden bir itiraz yok. Yalnız Muaviye ölmeden önce oğlu Yezide diyor ki, Hüseyine ve Zubeyr oğlu Abdullaha dikkat et! Bunlardan biat alsan saltanatına zaval olmaz. Muaviye öldükten sonra Yezid Medine valisine mektup yazarak Hüseyinden bait almasını ister. Bunun üzerine Medine valisi Hüseyini valiliğe davat eder ve Yezidin mektubunu gösterek biat etmesini ister. Hüseyin valiliğe girmeden önce bir kaç genç akrabasını silahlandırıyor. Onalara diyor ki, beni biat için davet etmiş. Biat etmek istemiyorum. Öğle namazına kadar valilikten çıkmazsam hemen içeri girip valiyi öldürün, sonra Medineden kaçarız. Ailesini ve çevresini de bu durum için hazır duruma getiriyor. Develere yüklenecek sefer malzemeleri hazır durumda...
Vali Hüseyin´i davet etmek için silahlı asker göndermemişti. Hüseyinin aklında olanları vali bilseydi, onu valilikten bırakmazdı. Hüseyin valiliğe giriyor. Vali Hüseyin´i çok büyük saygıyla karşılıyor. Biat konusu konuşulduğunda Hüseyin "sakıncası yoksa yarın biat için gelirim" diyor. Vali de bunu hoşgörüyle karşılıyor ve Hüseyini uğurluyor. Hüseyin eve döner dönmez sefer hazırlıkları yapılıyor ve akşam çöktüğünde karanlıktan yararlanıp yola çıkıyor. 10 günlük seferi bu şekilde başlıyor. Önce Mekkeye gidiyor. Mekkede cübbelerinin altında silah taşıyan adamların olduğu haberini alıyor ve Kufeye gitmeye karar veriyor. Kufeye de Müslim adında amcası oğlunu durum değerlendirmesi için yollamış. Müslim ona mektup yazarak Kufeye gelebileceğini yazıyor. Lakin Müslim mektubu yolladıktan sonra yakalanıp öldürülüyor. Hüseyin Kufeye doğru yola çıkarken Kerbela çölünde önü kesiliyor. Orada Hüseyinden biat etmesini isterler. Hüseyin onlara iki seçenek sunar: 1- İzin verin Horasan´a gideyim- bunu kabul etmezler. 2- O zaman izin verin Yezidin yanına Şama gideyim ve orada Yezidin kendisiyle konuşayım. Biat gerekirse orada biat ederim- Bunu da kabul etmezler.
Hüseyin onu kuşatan ordu komutanlarını tanıyor. Ya babaları, ya abileri ve amcaları Hüseyinin babası tarafından öldrülmüştü. Onlar bu fırsatı değerlendirip öc almak istiyorlardı. Bu yüzden Hüseyin orada biat etseydi de, biatnameyi yırtıp atarak yine de Hüseyini öldürecektiler. Çünkü bu öc alma fırsatını kaçırmak istemiyorlardı. Hüseyin kendisini ıssız bir çölde tuzağa düşürmüştü. Ne Yezidin haberi olacaktı, ne de başkalarının. Ölüm haberi bile aylar sonra belli olacaktı. Çünkü Yezid Hüseyinin öldürülmesiyle ilgili emir vermemişti. Biat alınması için emir yollamıştı. Hüseyin bu gerçeği orada anladı. Anladı ki, biat etse de, biatnameyi yırtıp onu yine de öldürecekler. İşte Hüseyin burada direndi ve biat etmeyeceğini söyledi ve eşit olmayan bir savaşta kaddarca kendisi ve akrabaları öldürüldü.
Olayın özü budur. Daha sonraki çağlarda, özellikle Ali Şeriati gibi iftiracılar "Hüseyni inkılap" diye bir kavram üretti. Ne inkılabı? Hüseyinin hiç savaşmak amacı yoktu. Savaşan kişi yurdunu terk edip belirsiz bir sefere mi çıkar? O zaman savaşan kişi ya Medineyi ele geçirmeliyidi, ya Mekkeyi, ya da Şamı. Bunların hiçbirinde yandaşı da yoktu. Hayatı boyunca Hüseyinin böyle bir amacı ve planı olmamıştı. Bu amacı ölümünden sonra şii ekol ona yüklemiştir. Savaşan kişi Medineden firar edip kendisini tuzağa düşürmezdi. Yani Hüseyinin doğru bir stratejisi de olmamıştır.
Hüseyinin ölümünden sonra bacısı Zeynebin guya Yezidin sarayında inkılabi nutuklar söylediği de iftira ve yalan. Yani Yezit bir kadının böyle cesurca onun saltanatını sarsacak nutuk söylemesine izin verir miydi? Vermişse, o zaman Yezit insaflı kişi olmamış mı? Yani Zeynep sarayda konuşuyor. Peki bu konuşmayı protokollaştırıp tarihe ötüren de Yezidin yanındaki katipler olmalı o zaman. Öyle değil mi? Zeynebin nutuk söylediğine dair kaynak ne? Bu nutkun Emevi sarayının dışına çıkmasına kim izin verirdi? Kimse izin vermezdi. O yüzden tüm bunlar sonradan uydurulmuş çarpıtılmış ideolojik tarih değil mi?
Gerçek olan tarih budur. Arapların iç kavgası. Gerisi mollaların ceplerine hizmet eden ideolojiden başka bir şey değildir. Nitekim İmam Hüseyinin oğlu şianın 4. imamı Zeynelabidin Yezide biat etmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder