Einstein "hiçbir sorun o
sorunu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez" der. Doğru söylüyor. Doğu
toplumlarının sorunu da bu. yüzyıllar boyunca hiçbir sorunu çözemeyen, sadece
sorun üreten aynı bilinç düzeyiyle sorun çözmeye çalışıyorlar. Oysa ki, bu
aklın deneyimi ve alışkanlıkları vardır. Bu bilinç düzeyi onun dışına çıkanları
afetmez. Bu bilinç düzeyi kendi düşlerini, fantazilerini, nesnel çıkarlarını
korumak için bir hileli yöntemler geliştirerek gizemli biçimde bilincimize ve
bilinçaltımıza yerleştirmiştir. Sadece sorun üreten bu bilinç düzeyi biz
bilincinde olmadan kendisini korumak ve vücut yapımızdan, davranışlarımızdan,
söz dağarcığımızdan şəkmamak için planlar hazırlar. Ütopyalarımız bile onun
tarafından yönlendirilir. O zaman nasıl olacak bu iş? İşte aydınlanma
(inlightment) olayı bu ortamda ortaya çıkmıştır. Sorun üreten bilinç düzeyine
karşıt bilinçdüzeyi geliştirmek. Bunu savlamak ve savunmak kolay olabilir. Ama
bu bilinçdüzeyini oluşturmak kolay değil, bu doğrultuda hiçbir tarihsel
deneyimimiz yok. Bu bilinç düzeyini yaratabilmek için beynimizde yuvalanan eski
alışkanlık, düşünme geleneğini tümüyle söküp atmalıyız. Nasıl olur bu iş? Bir
kuşağın eylemleriyla oluşamaz. batıda 500 yıl sürdü: rönesans, Ussalcılık
(rasyonalizm), intelektüelizm, siyantizm, ... hir bir evre çağlar boyunca
sürmüştür. Tarihsel dinci akıl düzeyine seçenek akıl bizde doğmamıştır. Doğması
için beyin arınması olmamıştır. Dini kavramlarla o bilinç düzeyini oluştumak
olanaksız. Çünkü o kavramların çağrıştıdıkları imgeler var. O kavramlar
gözüktüğünde okurun usunda nelerin çağrışımlar yaptığı hemen belli oluyor. O
kavramlar bir yazar yeni anlamlar yükleyemez. Atatürk bunun bilincinde erdiği
için dil devrimini gerçekleştirdi. osmanlıca denilen kaba ve dil bilgisi dille
ve saçma kavramlarla dinsel usun alternatif usunu geliştirmek olanaksızdır.
Örneğin "devinim" yerine, "hareket" yazdığınızda o seçeneği
oluşturamazsınız. Alternatif usu oluşturma evreılidir. Yüzyıllar boyunca
arapçadan arınmış sözcüklere ve kavramlara anlamlar yükleyerek bir ev inşa
edilir. Zaman alır. Kant buna beyin yıkınması der. Beyin yıkanması olmadan
tarihin esaretinden kopmak olanaksız. Avrupanın beyin yıkama politikasını önce
müslümanlar uguladılar. Ama mülsmünlar kabaca. Çünkü bilgi ve denyimleri,
düşünce aristokrasileri olmamıştır, yoktur. Çağımızda batı beyin yıkaması, yani
İslam doğusunun gömüldüğü karanlığın etkilerini yok ederek, bilimsel düşünme
deneyimi olmayan bu sürüleri fizikle, biolojiyle, matematikler, uzay bilimiyle
tanıştırmaktır. Kant beyin arınmasını şöyle açıklar: Bir sebette çürük
elmalarla saf elamalar bir yerdeyse, sebetteki çürük ve saf elmaları nasıl
ayırt edebiliriz? Etmezsek çürük elmalar saf elmaları kısa sürede çürütecekler.
Bilge Kant şöyle yanıtlar soruyu: İki yol yoktur, sadece bir tek seçenek var:
Sebeti tümüyle boşaltmalıyız. Çürük elmaları yerde bırakıp ve aralarında saf
elma bulunursa, ki, bulunması kolay değil, o elmaları sebete geri almalıyız.
Bunun dışında başkaca seçenek yok. Kantın bu yöntemi aydınlanma denilen olgunun
özetleyişidir. Bana göre müslüman toplumun beyin sebetindeki tüm elmalar çürük
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder