15 Eylül 2019 Pazar

Kant sebet


Einstein "hiçbir sorun o sorunu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez" der. Doğru söylüyor. Doğu toplumlarının sorunu da bu. yüzyıllar boyunca hiçbir sorunu çözemeyen, sadece sorun üreten aynı bilinç düzeyiyle sorun çözmeye çalışıyorlar. Oysa ki, bu aklın deneyimi ve alışkanlıkları vardır. Bu bilinç düzeyi onun dışına çıkanları afetmez. Bu bilinç düzeyi kendi düşlerini, fantazilerini, nesnel çıkarlarını korumak için bir hileli yöntemler geliştirerek gizemli biçimde bilincimize ve bilinçaltımıza yerleştirmiştir. Sadece sorun üreten bu bilinç düzeyi biz bilincinde olmadan kendisini korumak ve vücut yapımızdan, davranışlarımızdan, söz dağarcığımızdan şəkmamak için planlar hazırlar. Ütopyalarımız bile onun tarafından yönlendirilir. O zaman nasıl olacak bu iş? İşte aydınlanma (inlightment) olayı bu ortamda ortaya çıkmıştır. Sorun üreten bilinç düzeyine karşıt bilinçdüzeyi geliştirmek. Bunu savlamak ve savunmak kolay olabilir. Ama bu bilinçdüzeyini oluşturmak kolay değil, bu doğrultuda hiçbir tarihsel deneyimimiz yok. Bu bilinç düzeyini yaratabilmek için beynimizde yuvalanan eski alışkanlık, düşünme geleneğini tümüyle söküp atmalıyız. Nasıl olur bu iş? Bir kuşağın eylemleriyla oluşamaz. batıda 500 yıl sürdü: rönesans, Ussalcılık (rasyonalizm), intelektüelizm, siyantizm, ... hir bir evre çağlar boyunca sürmüştür. Tarihsel dinci akıl düzeyine seçenek akıl bizde doğmamıştır. Doğması için beyin arınması olmamıştır. Dini kavramlarla o bilinç düzeyini oluştumak olanaksız. Çünkü o kavramların çağrıştıdıkları imgeler var. O kavramlar gözüktüğünde okurun usunda nelerin çağrışımlar yaptığı hemen belli oluyor. O kavramlar bir yazar yeni anlamlar yükleyemez. Atatürk bunun bilincinde erdiği için dil devrimini gerçekleştirdi. osmanlıca denilen kaba ve dil bilgisi dille ve saçma kavramlarla dinsel usun alternatif usunu geliştirmek olanaksızdır. Örneğin "devinim" yerine, "hareket" yazdığınızda o seçeneği oluşturamazsınız. Alternatif usu oluşturma evreılidir. Yüzyıllar boyunca arapçadan arınmış sözcüklere ve kavramlara anlamlar yükleyerek bir ev inşa edilir. Zaman alır. Kant buna beyin yıkınması der. Beyin yıkanması olmadan tarihin esaretinden kopmak olanaksız. Avrupanın beyin yıkama politikasını önce müslümanlar uguladılar. Ama mülsmünlar kabaca. Çünkü bilgi ve denyimleri, düşünce aristokrasileri olmamıştır, yoktur. Çağımızda batı beyin yıkaması, yani İslam doğusunun gömüldüğü karanlığın etkilerini yok ederek, bilimsel düşünme deneyimi olmayan bu sürüleri fizikle, biolojiyle, matematikler, uzay bilimiyle tanıştırmaktır. Kant beyin arınmasını şöyle açıklar: Bir sebette çürük elmalarla saf elamalar bir yerdeyse, sebetteki çürük ve saf elmaları nasıl ayırt edebiliriz? Etmezsek çürük elmalar saf elmaları kısa sürede çürütecekler. Bilge Kant şöyle yanıtlar soruyu: İki yol yoktur, sadece bir tek seçenek var: Sebeti tümüyle boşaltmalıyız. Çürük elmaları yerde bırakıp ve aralarında saf elma bulunursa, ki, bulunması kolay değil, o elmaları sebete geri almalıyız. Bunun dışında başkaca seçenek yok. Kantın bu yöntemi aydınlanma denilen olgunun özetleyişidir. Bana göre müslüman toplumun beyin sebetindeki tüm elmalar çürük

Hiç yorum yok: