Türkler asla doğulu olmak
istememişler. Yaşam biçimleri doğulu olmayı onaylayamazdı. İslama girişleri de
Batılı olmak içindi. Çünkü türk ulusunun yaşadığı coğrafı doğrultuya göre islam
bir Batı olayıydı. Arap harfleri de yine de batı olgusu sayılmaktadı. Doğuda
yerleşmek türklerin amacı olmamıştır. Hunlardan beri. Çünkü Doğuda su yok,
hayat kaynakları kısıtlı. Doğu cehenneminde ve cehennem dini fanatizminde
burkulup kalacaktıksa, o zaman niye geldik bu bölgeye? Dolayısıyla doğulu olma
özelliğini türk toplumsal psikolojisi hiçbir zaman kabul etmemiştir. Nitekim
Medeniyet Batısında en çok kalabalık türklere özgü. Almanyada türkler denli
başka hangi ulustan var? Türk ulusunun uygarlık tesis etmeye ne imkanı, ne
niyeti, ne de yeteneği olmuştur. Nitekim Göktürk imparatorluğunun parası
olmamış, çünkü para basımı kolay değil, bilim gerektirir. Türk de asla bilimle
uğraşmaz. Bilimle uğraşmak sabır, bilgi kurumları ve eğitim gerektirirdi. Türk
asla kendisini eğitmek gibi amaç taşımamıştır. Bunu iklim koşulları olanak sağlamazdı.
Türkün ve arabın bilim ve felsefe tarihinde yeri olmamıştır. Göktürkler Çin
parasını kullanmışlar. Türkler olarak uygarlık tesis etme yerine, uygarlaşmayı
yeğlemişiz. Beşer tarihinde medeniyete dair bir tek izimiz yok. Ortalıkta
dolaşan tüm savların hepsi yalan ve iftira. Coğrafyamız buna imkan veremezdi.
İslamı kabul edişimizin de sebeplerinden biri buydu. İslam da biz Türklerin çöl
psikolojisi gibi nerede uygarlık görmüşse yok etmiştir. İslam uygarlıkları yok
etmenin teorisi, biz Türkler de uygulayıcısı olmuşuzdur. "Türk islamın
kılıcı" gibi saçma ve ahlak dışı bir ifade de böylesine doğmuştur. Çünkü
islamın uygarlıkları yok etme teorisi ve mesajını Türkler çok iyi uygulamışlar.
Baksanız müslüman türkün nefesi dokunan ülkelere, tüm eski uygarlıklar yok
edilmiş. Bütün 1000 yıllık islam sonrası tarihimizde eski uygarlıklar hakkında
bir ensklopedik çalışmamız yok. Çünkü buna gerek yoktu. 400 yıl Yunan Osmanlı
işgali altında inledi Yunan felsefesi, bilimi, dili üzerine bir tek yapraklık
çalışma yoktu. Çünkü islamın uygarlık düşmanı terosi böyle gerektiriyordu.
Nitekim İslam öncesinden var olan medeniyetlerin hepsi yok edilmiştir, şimdi
arkeolojik kazantılarla keşfediliyor. Dolayısıyla Avrupalaşma yolunda İslam
türk için hayatının bir kısmını adamış olduğu devirdir. Bu devir de geçilmeli.
Latin damgalarına (harflerine) geçiş İslamla olan bağları kopararak
uygarlaşmaktan başka bir şey değildir ve Atatürkün amacı da buydu. Bunu açıkça
dile getirmiş ve uygarlaşmak için Batı medeni yaşam biçimini ve hukuk düzenini
adres göstermiştir. Bir kerecik de islam doğusunu örnek göstermemiştir. Türkçe
seküler doğasına göre asla islamla barışamaz. Bu yüzden bunu anlayan Osmanlı
ümmetçiliği dilimizin belini kırarak şuurlu şekilde arabize ettiler. Sahte bir
dil oluşturdular. Sahte bir alfabe oluşturdular. Çünkü türkçe ve arapça yapı ve
dil bilgisi olarak ters kutuptalar. Cumhuriyet döneminde dilimizin kendi yapısı
üzerine genişlenmesine özenmek islam-Osmanlı esaretinden kurtuluştan başka bir
amaca hizmet etmemiştir. Nitekim modern türkçe ve latin harfleriyle şeriat
düzeni kurmak, arap saçmalıklarını yaygınlaştırarak bilim ve felsefe düşmanlığı
yapmak olanaksız. Osmanlı döneminde Arabın kirli alfabesini çocuklar 11 yıla
öğreniyorlardı. Ama kendi ilkeleri üzerinde büyüğen modern türkçenin
damgalarını 1 ayda çocuk öğrenebiliyor. Bu denli kolay. Bu kolaylığı bırakıp
Arap kirliliğine sığınmak geri zekalılık olur. Modernitenin diline, düşünme
tarzına uygun bir dil ve yazı imleri gelişti. Bu da İslam evresini bırakıp
Avrupalaşmaya devam etmenin tarihsel süreğenliğidir. Biz doğulu toplum değiliz.
Ya Merkezi Asyanın çöllerine geri döneceğiz, ya da Avrupalaşacağız. İstanbul
gibi bir Avrupa kentinde Arap saçmalıklarına yer olmamalı.
Geçen yüzyılın başlarında S.
Abdulhamit tümüyle Osmanlıca adlandırdıkları ve içinde kaç tane türkçe fiil
bulunan dili de iptal edip devletin resmi dilini Arapça etmeye kalkıştı. Ancak
bu devirde İttihat ve Terakki güçlendiğinden başaramadı, tahtından oldu.
Abdulhamitin böyle girişimde bulunması doğru olmayabilir, uyduruk bilgi de
olabilir. Abdulhamit devri batının hızla yükseldiği devirdi. Günümüzde olduğu
gibi islam ülkeleri bu yükselişe uyum sağlayamarak kendi gömüldükleri
çukurlarında Batıya karşı öfke besliyorlardı. Osmanlı halifesi de bu psikoloji
içinde sadece Batıyı düşman göstermekle yetiniyor, rahatlıyorlardı. Aynen
günümüzdeki islamcı Abdulhamitçiler gibi. Oysa Batı paradigması kendi
toplumlarını sürekli yükseltme proje ve vizyonunu yakalamış. Bu gelişmeye
müslümanın uyum sağlaması olanaksızdır. Müslümanın her gün 5 kere kıldığı namaz
süresi denli batıda, ya da Japonyada kitap okunur, fazla değil. Bu denli okumak
bile kişinin ve toplumunun beyin ve düşünme şeklini etkiler. Hal bu ki, Batıya
yerleşen gerçek bir müslüman bile Batı koşullarında toplumsal statü kazanma
eylemlerine uyum sağlayamaz, imanı buna izin vermez. İmanı onun uyum
sağlamasını engeller. Batıdaki terörist müslümanların ortaya çıkışlarının
sebebi de bu. Çünkü batı modernitesi karşısında çoka uğruyorlar. Atatürkün
alfabe devrimi türk toplumunda bu uyumu sağlama eylemiydi. Arap alfabesiyle
modern insan olunamaz. Günümüzde türkiyede Cemil Meriç saçlamalıklarına
sığınarak alfabe değişimini facıa sayan yetkililer bilim ve felsefe ölçüsüyle
duruma, tarihe, bilime, uzaya, aya, yıldıza ve dile bakmazlar, bakamazlar.
Bakamazlar, çünkü çıkarları yalan ve cehalet paylaşmakla özdeşleşmiştir. Bir
gecede cahil bırakıldıklarını savunurlar. Okuyacağınız felsefe, bilim,
matematik mı vardı Osmanlıda? Ne var? O alfabeyi ben çoook iyi biliyorum.
Okuyacağım bir yapraklık bir bilgiyle karşılaşmadım. Ayrıca, olsaydı böyle bir
bilgi Avrupalı araştırmacılar onu hemen bulup kendi dillerine tercüme
ederlerdi. Nasıl olur da 2700 yıl bundan önceki Yunan uygarlığının kitaplarını
irdeleyip kitaplaştırıyorlar da, Osmanlıya bigane kalıyorlar* Bilim adamı bir
yerde bilim varsa ona bigane kalır mı? Kalamaz. Peki neden böyle? Çünkü
Osmanlıda bilim, felsefe, tarih kitabı diye hiçbir şey yoktur. İnsanlık tarihi
açısından kaypıtır. Dedenin mezarını okuyamaz olmuşsunsa, o zaman git Arap
alfabesini öğren. Öğrenemezsin, çünkü kolay değil. Marks ve Engels gibi dahiler
öğrenmeye özenip ve öğrenemedikten sonra "İslam doğusunun tek facıası arap
alfabesidir" derken nasıl olur da beyni çalışmayan bir Osmanlıcı bu
harfleri öğrenebilir? Cemil Meriçin bütün Ömründe müslüman doğusunun kitapları
üzerine okumuşluğu yok. Fransızca biliyordu ve tüm okudukları batı
uygarlığıydı. Bütün kitapları Batı uygarlığının değerlendirmesi yönünde. Doğu üzerine
bir kaç cümle dışında hiçbir şey yazmamış. Bir tek kitap yazmış. O da islam
doğusu üzerine değil, Hindistan uygarlığı üzerinedir. Çünkü İslam doğusunda
uygarlık olmamış, yoktur ve olamaz. İslam insan aklının bütün işlevselliğini
susturan ve söndiren bir ideolojiken nasıl olurdu uygarlık? Dolayısıyla C.
Meriçin "dil namustur, namusumuzu Atatürk lekelemiştir" gibi
saçmalıklarda bulunmnası terörist bir kafanın söylemi. Çünkü Meriç sonunda
terörü desteklemiştir. Ali Şeriati terörizm ideasının kurucusudur ve Meriç de
Şeriatici. Oysa ki, Atatürkün Anadolu halkını nasıl bir kililikten kurtardığını
bunlar anlayabilecek kapasitede değiller. Alfabe değişimi tarihimizde en büyük
intelektüel ve uygarca devriminin temelidir. Hele 2500 yıl önce bilge
Konfutsi´ye "devletin başına gelseydiniz, ilk yaptığınız reform ne
olurdu?" diye sorulduğunda bilge "ilk olarak dili düzenlerdim, yanlış
dil yanlış düşünmeye yol açar, yanlış düşünce yanlış davranışa ve böylece
toplum kargaşı içine girer" demişti. Atatürkün alfabe devrimi, Türkleri
Arap kirliliğinden kurtarmak içindi. Araplarla olan ortak bağları koparmaktı.
Yağmadan ve soygundan başka geçmişi olmayan bir toplumu uygarlaştırmaktı.
Uygarlığın da lokomotivi dildir. Dil olmasa uygarlık oluşamaz. Dil için de
fonetik bir alfabe lazım. batı uygarlığının, özellikle eski Yunan uygarlığının
doğuşunu çoğu araştırmacılar dile uygun fonetik bir alfabenin keşfiyle
açıklamaktadırlar. Arap harfleri fonetik değil ki. Kuran bile fonetik harflerle
yazılmamış. Günümüzde ellerde bulunan Kuranı Farslar noktalı, secaventli
yaptılar. Mesela osmanlıcada e, ö, ü, o, harfleri yok. Yok, çünkü Arapçada bu
harfler yok. Bu yüzden ağızda deniliyor, ancak yazılı bir imi yoktu. Türk
diline ermenilerin çok büyük hizmetleri geçmiş. Nitekim ilk Avrupa romanlarını
Türkçeye çevirenler ermeniler olmuşlar. Ancak arap harfleriyle değil ermeni
harfleriyle Türkçeye çevirmiştiler. Çünkü Osmanlıcanın saçma ve kirli
harflerine modermn psikolojik romanları çevirmek olanaksızdı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder