Ortadaki
saptama gerçek dışıdır diye düşünüyorum. Cumhuriyet Osmanlının asla devamı
değil, osmanlıdan tam olarak kopuştur. Osmanlı ümmetçi paradigmasına
antitezdir. Bence Ömer Faruk Topal bu konuda Ziya Gökalp´in değerlendirmelerini
okursa sağlıklı bir sonuca ermiş olur. Gökalp¨e göre Osmanlı 1838 yılına denli
bir İran devletidir. Çünkü aristokrasinin dili, sarayda okunan makamlarının,
musikisinin, şiirin, minyatürün, ... dili Farsça, tarih kitaplarının dili
Farsça. Tenzimatla bu İrani kimlikten kopuş başlar Gökalp´e göre. Bu kopuşu
sağlayan da Osmanlının kendi içindeki sosyolojik dönüşümler değildir. Bu kopuşu
tedricen ve yavaş yavaş sağlayan Batı uygarlığının etkileri, esintileri.
Tenzimat ve Atatürk arasındaki gelişmelerin Osmanlının geleneksel paragidmasıyla
hiçbir ilişkisi yok. Değişimlere Osmanlı zorlanmıştır, isteyerek değişim
rüzgarına teslim olmuştur. Çaresizlikten. Çünkü binlerce genç adam batıda
okuyup aydınlanmıştılar. Atatürk ve çevresi Osmanlıya antitez olarak ortaya
çıkan paradigmanın içinde yetişip olgunlaşmışlardı. Dolayısıyla Cumhuriyetin
Osmanlıyla alakası yok ve Osmanlının yaptığı suçları, soykırımları da
Cumhuriyete yüklemenin anlamı yok. Osmanlı ilk olarak Türk soykırımı yapmış ve
40 yaşın altında 40 bin alevi türkmeni katl etmiştir. Cumhuriyeti Osmanlı
devamı olarak görmek Osmanlının yaptığı soykırımları da sahiplenmek anlamında
olur. Oysa hilafet kurumu kurulduğu günden beri soykırım yapmıştır.
Söz
konusu hutbeler değil. 18 yıl boyunca ezanın Türkçe okunması tarihin din
esaretinden kurtulma ve Türkçenin özgürlüğü yolunda en büyük devrim niteliği
taşımıştır. Er-geç bu kural geri dönecek ve Türkçe Arapçanın esaretinden
kurtulacaktır. Yalnızca ezanın Türkçe okunması kendi başına Osmanlının tüm
paradigmasına ve din algısına karşı büyük baş kaldırıydı. Tabii burada
Atatürkün Osmanlı hakkında söyledikleri de vardır. Cumhuriyetin kurucusu
Osmanlıyı naıl tanımlamıştır?
Amaç
neden batılıllaşma değildir? Batılılaşmanın kötü olan tarafı ne? Atatürk
zihniyet olarak tamamen Batı uygarlığının yetiştirdiği bir kişiliktir.
Batılılaşmak nedir? Aklı kullanma ve içine gömüldüğün sorunları geleneksel
aklın yöntemiyle değil, modern aklın yöntemi ve çözgebilimiyle çözmek.
Einistein "hiçbir sorun o sorunu yaratan bilinç düzeyiyle
çözümlenemez" der. Doğru diyor. Bizim geleneksel din odaklı aklımız sorun
çözemezdi ve çözemiyor. Çünkü onun tarihsel deneyimi sorun çözme yolunda değil,
sorun yaratma yolunda. Zaten tüm sorunları o yaratmış. İşte modern akıl bu
bağlamda batıda doğdu ve Atatürk onu özümsedi. Atatürkün özümseyip uygalaya
koyduğu akıl sorun çözen eleştirel akıldır.
Şapka
olayının nasıl bir devrim olduğunu en iyi şekilde Antoine de Saint-Exupéry
"Küçük prens" adlı küçük romanında açıklamış. Osmanlı kıyafetiyle
Avrupada kimseyi bilim odaklarına bırakmıyor, masgara ediyorlardı. Osmanlıdan
bir bilim adamı uzayda bir gezegen keşfeder. Pariste bu gezegeni bir bilimsel
konferansta anlatmak isterken herkes onun komik ve çağ dışı giyimiyle alay
eder. Kimse ciddiye almaz. Yazar şöyle devam eder: Sonra bir kişi çıktı ve
toplumunu çağdaşlaştırarak modern kıyafetle tanıştırdı. Aynı bilim adamı aynı
gezegen hakkında bilgi vermek için Parise davet edildi. Bu kez kimse onu
masgara etmedi, bilimsel söylentilerine dikkatle kulak astılar. Evet Fransız
yazar küçük yapıtında şapka devriminin ne olduğunu böyle açıklamış ve hatta
kitapta masgara Osmanlı kıyafeti ve modern Atatürk ülkesinin de kıyafetleri
resimle verilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder