17 Ocak 2020 Cuma

Hayyam varlık ve yokluk


Hayam´a göre şimdiki zamanda yaşama hüneri olmayanlar yaşamdaki fırsatları kaçırırlar. Hayat herkese verilmiş en büyük fırsattır ve bu fırsatı elimizden çıkarmak için din ve iman bir tuzaktır. Şimdiki zaman ömür süresinin tümüdür. Yani doğduğumuz günden öleceğimiz güne denli sürenin adı şimdiki zamandır. Hayatımızın öncesi geçmiş, sonrası gelecek zamandır. Bu açıdan geçmişi ve geleceği düşünmenin bir anlamı yok. Çünkü düşüncenin konusu hiçlik değildir, hiçlik olsa da, hiçlikte hayretler içinde donup kalmak değildir. Hiçlikten varlığa bir oluş sağlamak düşüncenin amacı olmalı. "Allahdan gelmişiz allaha gideriz” zihniyetiyle yaşayanlar akıllarını iman ve inanclarının içinde hapsetmiş kişilerdi. Çünkü bunu ispatlayacak hiçbir bilgi ve belgeleri yok, sadece imanları var. Psikolojik anlamda bir nev uyuşturuculuk rolü üstlenen bir inanc ve iman. Bilgi düzlem ve düzeyinde varlıkla bağlarını koparmış insan türü. Allahtan başlayıp allaha giden bu yolculuğun ussal (akli) dayanağı nedir? Tabii, böyle bir iman olduktan sonra kişi şimdiki zamanda yaşayamadan fırsatları kaçıracaktır. “Oradan gelmişiz ve oraya döneceyiz” doğruysa, niye gelmişiz? Orada kalmak daha iyi olmaz mıydı? O zaman bu hayatta bizim hiçbir misyonumuz yok mu? Oradan geliyor ve oraya dönmek için dinin ahlak ölçülerine göre yaşamalıymışız! Bu, aklın iman karanlığına gömülüşü değil midir? İman demek şimdiki zamanda yaşamak istemeyenlerin beyinlerine vurulmuş bir kilit değil mi? Çünkü şimdiki zamanda yaşamak bilgi, cesaret ve uğraşı ister. Bu uğraşılar bütünü kendiliğinden geçmiş ve gelecek zamanı unutturur. Bu uğraşılar olmadığında hiçlik, yani geçmiş ve gelecek hakkındakı can yakıcı kaygılar ve kabuslar aklımızı işgal ederek onun işlevselliğini çökertir. Korku kabusu içinde insan psikolojisi kendisi için bir dayanak ve güven noktası arar ki, iman sözünün de anlamı güvenlik demektir. Yani psikolojik kabusların baskısı karşısında güvenlik aramak. Çocuklarımızı da sever ve bizden sonra onlara yaşanılır bir dünya miras bırakmak istersek, şimdiki zamanda yaşamak yükümlülüğündeyiz. Çünkü şimdiki zamanın varisi olan bu alemdir, öteki “alem”ler değildir. Bu alemde aklımızın devingenliğinin ve aramalarının kazanımları miras olarak kalırsa, evladlarımız için de güzel bir yaşam miras bırakmış oluruz. Yok, akıl yerine, hiçbir belgeli dayanağı olmayan aşırı bir iman kültürü miras bırakır ve cennet va´dleriyle yaşarsak, bu, yalnızca kendi şimdiki zamanımızın (ömür süremizin) iman karanlığına gömülüşü anlamında olmaz, evladlarımız için de gözel bir yaşantı miras bırakmamak, onları ussal deneyimlerimizden yoksun bırakmak anlamında olur. Bizden önce de var olan iman eksenli gelenek ve kokuşmuş saçma kültür mirasını sonraki çağlara ve kuşaklara intikal ettirmek demektir. Yokluk ve hiçlikle karşılaşan akıl onları yenemezse, içlerinde tutuklu olarak kalır. Karanlıkta hapis hayatı yaşar. Yokluk ve hiçlik aklı kavurub, yakıp savurarak yerini imanla doldurur. İki seçenek ortaya çıkar: Allah (cennet) ve şeytan (cehennem). Ömür bu saçmalıklarla çürütülerek fırsatlar kaçırılır. Düşünce odağında insanın durması seçeneği ve fırsatı yok edilir. Çünkü bu iki seçenek insan seçeneğinin yok edilmişliği üzerinde var olur. Şimdiki zamanda yaşamak ise insan seçeneğini, yani humanizm seçeneğini düşünmek anlamındadır. İnsanın özgülüğünü, hayattan zevk alma olanaklarını genişletmek demektir. Akıl bu seçenek üzerinde kendisini ve aktivite meydanını onaylar. Yokluk ve hiçlik iman konusu olduğunda hayattan zevk alınamaz, değer üretilemez. Nitekim Hiçbir din ve iman insanın refahı, özgürlüğü, rahat  ve barışçıl yaşamı doğrultusunda değer üretememişdir. Çünkü din ve iman varlığı değil, hasta hayalin kuruntusu olan hiçlik ve yokluğu kendisi için uğraşı alanı olarak seçer. Yokluk ve hiçliğin içinden çıkmak yerine, orada daha da derinden gömülme çabası içinde olur. Hiçlik saldırgandır, kavurucudur, yakıcıdır. Bu hiçlik saldırganlığı karşısında direnmenin iki yolu var: Ya aklı qullanarak şimdiki zamanda verimli yaşamak, ya da din ve iman verileriyle aklı susturarak uyuşdurucu kullanmışcasına cennet hayaliyle serhoş olup durmak. Bütün insanlığı bir bütün olarak algılayıp anlayarak yaşamak yerine, bir qruba, bir ümmete mensubiyet duygusu ile geride kalan insanlara öfke ve nefret duygusu taşımak akıl dışı iman verilerine göre yaşamanın ölçüsüdür. Oysa insanlık bir bütündür. Geçmiş (hayatımız öncesi) ve gelecek zaman (ölümümüz sonrası) dinlerin uydurduğu akıl karşıtılığından başka bir durum değildir ve aklın rehin alınması demektir. Söz konusu budur: Akıl bu esaretten nasıl kurtulabilir?

Hiç yorum yok: