Hayam´a göre şimdiki zamanda yaşama hüneri
olmayanlar yaşamdaki fırsatları kaçırırlar. Hayat herkese verilmiş en büyük
fırsattır ve bu fırsatı elimizden çıkarmak için din ve iman
bir tuzaktır. Şimdiki zaman ömür süresinin tümüdür. Yani doğduğumuz günden öleceğimiz
güne denli sürenin adı şimdiki zamandır. Hayatımızın öncesi geçmiş, sonrası
gelecek zamandır. Bu açıdan geçmişi ve geleceği düşünmenin bir anlamı yok.
Çünkü düşüncenin konusu hiçlik değildir, hiçlik olsa da, hiçlikte hayretler
içinde donup kalmak değildir. Hiçlikten varlığa bir oluş sağlamak düşüncenin
amacı olmalı. "Allahdan gelmişiz allaha gideriz” zihniyetiyle yaşayanlar
akıllarını iman ve inanclarının içinde hapsetmiş kişilerdi. Çünkü bunu ispatlayacak
hiçbir bilgi ve belgeleri yok, sadece imanları var. Psikolojik anlamda bir nev
uyuşturuculuk rolü üstlenen bir inanc ve iman. Bilgi düzlem ve düzeyinde varlıkla
bağlarını koparmış insan türü. Allahtan başlayıp allaha giden bu yolculuğun
ussal (akli) dayanağı nedir? Tabii, böyle bir iman olduktan sonra kişi şimdiki
zamanda yaşayamadan fırsatları kaçıracaktır. “Oradan gelmişiz ve oraya döneceyiz”
doğruysa, niye gelmişiz? Orada kalmak daha iyi olmaz mıydı? O zaman bu hayatta
bizim hiçbir misyonumuz yok mu? Oradan geliyor ve oraya dönmek için dinin ahlak
ölçülerine göre yaşamalıymışız! Bu, aklın iman karanlığına gömülüşü değil midir?
İman demek şimdiki zamanda yaşamak istemeyenlerin beyinlerine vurulmuş bir kilit
değil mi? Çünkü şimdiki zamanda yaşamak bilgi, cesaret ve uğraşı ister. Bu
uğraşılar bütünü kendiliğinden geçmiş ve gelecek zamanı
unutturur. Bu uğraşılar olmadığında hiçlik, yani geçmiş ve gelecek hakkındakı
can yakıcı kaygılar ve kabuslar aklımızı işgal ederek onun işlevselliğini çökertir.
Korku kabusu içinde insan psikolojisi kendisi için bir dayanak ve güven noktası
arar ki, iman sözünün de anlamı güvenlik demektir. Yani psikolojik kabusların
baskısı karşısında güvenlik aramak. Çocuklarımızı da sever ve bizden sonra
onlara yaşanılır bir dünya miras bırakmak istersek, şimdiki zamanda yaşamak
yükümlülüğündeyiz. Çünkü şimdiki zamanın varisi olan bu alemdir, öteki
“alem”ler değildir. Bu alemde aklımızın devingenliğinin ve aramalarının
kazanımları miras olarak kalırsa, evladlarımız için de güzel bir yaşam miras bırakmış
oluruz. Yok, akıl yerine, hiçbir belgeli dayanağı olmayan aşırı bir iman
kültürü miras bırakır ve cennet va´dleriyle
yaşarsak, bu, yalnızca kendi şimdiki zamanımızın (ömür süremizin) iman
karanlığına gömülüşü anlamında olmaz, evladlarımız için de gözel bir yaşantı
miras bırakmamak, onları ussal deneyimlerimizden yoksun bırakmak anlamında
olur. Bizden önce de var olan iman eksenli gelenek ve kokuşmuş saçma kültür
mirasını sonraki çağlara ve kuşaklara intikal ettirmek demektir. Yokluk ve hiçlikle
karşılaşan akıl onları yenemezse, içlerinde tutuklu olarak kalır. Karanlıkta hapis
hayatı yaşar. Yokluk ve hiçlik aklı kavurub, yakıp savurarak yerini imanla
doldurur. İki seçenek ortaya çıkar: Allah (cennet) ve şeytan (cehennem). Ömür
bu saçmalıklarla çürütülerek fırsatlar kaçırılır. Düşünce odağında insanın
durması seçeneği ve fırsatı yok edilir. Çünkü bu iki seçenek insan seçeneğinin
yok edilmişliği üzerinde var olur. Şimdiki zamanda yaşamak ise insan seçeneğini,
yani humanizm seçeneğini düşünmek anlamındadır. İnsanın özgülüğünü, hayattan zevk
alma olanaklarını genişletmek demektir. Akıl bu seçenek üzerinde kendisini ve
aktivite meydanını onaylar. Yokluk ve hiçlik iman konusu olduğunda hayattan zevk
alınamaz, değer üretilemez. Nitekim Hiçbir din ve iman insanın refahı, özgürlüğü,
rahat ve barışçıl yaşamı doğrultusunda
değer üretememişdir. Çünkü din ve iman varlığı değil, hasta hayalin kuruntusu
olan hiçlik ve yokluğu kendisi için uğraşı alanı olarak seçer. Yokluk ve
hiçliğin içinden çıkmak yerine, orada daha da derinden gömülme çabası içinde
olur. Hiçlik saldırgandır, kavurucudur, yakıcıdır. Bu
hiçlik saldırganlığı karşısında direnmenin iki yolu var: Ya aklı qullanarak
şimdiki zamanda verimli yaşamak, ya da din ve iman verileriyle aklı susturarak
uyuşdurucu kullanmışcasına cennet hayaliyle serhoş olup durmak. Bütün insanlığı
bir bütün olarak algılayıp anlayarak yaşamak yerine, bir qruba, bir ümmete
mensubiyet duygusu ile geride kalan insanlara öfke ve nefret duygusu taşımak
akıl dışı iman verilerine göre yaşamanın ölçüsüdür. Oysa insanlık bir bütündür.
Geçmiş (hayatımız öncesi) ve gelecek zaman (ölümümüz sonrası) dinlerin
uydurduğu akıl karşıtılığından başka bir durum değildir ve aklın rehin alınması
demektir. Söz konusu budur: Akıl bu esaretten nasıl kurtulabilir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder