7 Mart 2020 Cumartesi

Avrupalaşma


Avarupa odaklı düşünmenin sebebi avrupalılar değil. Doğuluların Avrupa uygarlığını yok etme çabaları olmuştur. Tam da 2500 yıl önce İran kralları Yunan sitelerini yerle bir ettiler. Yunan bilgeler Doğuluların savaşmayı başarmadığını yazıyorlardı. Çünkü Doğulular mahfederek yıkıp her şey kavuruyor, yaşam kaynaklarını yok ediyorlar. Bu özellik İslamdan sonra da devam etmiştir. İslam sonrası savaş akınlarında Doğulunun soykırım yapma geleneklerleri Kuranda Tanrı ayeti olarak belgelenmiştir. Büyük İskendere denli hep Doğudan Yunan uygarlığına saldırılar düzenlendi. Yalnız Yunan uygarlığıyla donatılan İskender gibi bilge savaşçılar uygarlık taşıdılar. Nitekim kısa ömründe İskender “İskenderiye” diye 18 şehir tesis etmiştir. Günümüzde de bu şehirler durmaktadır. Tüm 2500 yıllık ve son 1400 yıllık Doğulu saldırılarında bir tek şehir tesis edilmemiştir, hep yakıp yıkma ve sonra da o şehirlere yerleşme akınları olmuştur. Yunan uygarlığı en geri kalmış ulusların dillerini bile kendi etkisi altına almıştır. Felsefe, matematik, bioloji, jeoloji, kosmoloji, ... terimlerinin nerdeyse hepsi günümüzde bile eski Yunanda üretilmiştir. Bunun klimatolojik nedenini bilim adamı, Feruid´un öğrencilerinden olan Dr. Yung açıklamıştır. Neymiş sebep?
Orta Asyada iç deniz vardı. Denize akan bol ırmaklar vardı. Uygarlıklar da ırmakların kenarında doğar. Su olmayan yerde uygarlık mı olur? Jeoloji verilere göre millattan 12—14 bin yıl önce Orta Asyada iç deniz ve bu denize akan ırmaklar kurumaya başlarlar. Günümüz Kazakıstan ülkesi üzerine araştırmalar yapan jeologlar bunu böyle bir sonuca ermekteler. Biruni de böyle bir ön görüde bulunmuştur. Kazakıstan ve çevresi iç denizle kaplanmıştı. Yer küresinin de kendi tarihi var. Bu küre kendi tarihsel dönemlerinde belli çevreleri yaşanılır hale getirirken, belli mekanlarda da yaşam olanakları sıfırlamış, azaltmıştır. Milattan 8000 yıl önce Asyadaki iç denizin kuruma süreci tamamlanır. Artık Orta Asyada tutunmak imkansız hale gelir. Orta Asya halklarının başka yerlere akınmalarının da sebebi bu olmuştur. Çin duvarının yapılma sebebi de bu. 8-10 bin yıl önceki tarih taş dönemine denk gelmektedir. Bu yüzden Dr. Yung avrupalaşma olayının başlama noktasını taş devrine dayandırmaktadır. Çünkü Orta Asyanın ve Orta Doğunun verimsiz toprakları, çok az yağmurları, ekin için uygunsuz toprakların, kuraklık, ...  nedeniyle popülasyon artışı göçleri doğurmuştur. Sonraki binyıllıklarda Çin kendisini kormak için çevresini duvarlıyor. Bunun üzerine Hindistan yağmalanıyor ve Batıya taraf göçler başlaıyor. Batıya doğru saldırılarının esas sebebi Çin duvarı. Çin duvarı olmasaydı, çocğrafyanın amansız baskısı yüzünden Çin işgal edilecekti. Çünkü en yakın verimli topraklara sahip olan bölge Çin ülkesiydi. İbn-i Haldun´un dediği gibi toplumların kaderini belirleyen coğrafyadır. Orta Asya ve Orta Doğu o devirden beri kaos coğrafyası. Çünkü Orta Asya ve Orta Doğuda yıllık ortalama yağmurun mikdarı 15-30 santim arası. Bu mikdar Avrupada ortalama olarak 150-200 santim arası. Uygarlık da yağmur demek. Çünkü ırmakların suyunu eski çağlardaki teknolojilerle her tarafa taşımak imkansızdı. Ama kar ve yağmur her tarafı aynı ölçüde doğal olarak suvarıyor. Bunun dışında Orta Asya ve Orta Doğuda bulutların geçişlerini geciktirip yavaşlatacak yüksek dağlar yok. Bulut aceleyle hızla geçerek yağıyor. Bu yüzden Avrupadaki gibi yağmuyor. Avrupada yağmur çoook sabırla yağmiyor. Yağan yağışın toprağın derinliklerine inme fırsatı oluyor. Asya ve Orta Doğuda yağmur taşıkına dönüşerek toprakla kaynaşma fırsatı bulmadan yararlı olmak yerine, zararlı olarak derelerde kayboluyor. En önemlisi toprağın ihtiyacı olduğu yaz sıcaklarında yağmur nerdeyse yağmuyor. Batıda ise yaz sıcaklığında da yağmur gereken düzeyde yağıyor. Böylece buhar olan su karşısında toprak çölleşiyor. Bu yüzden yalnız derelerde ağaç yığınıyla karşılaşmak mümkün. Dicle ve Fırat aktıkları düz yerlerde kendi çevresinde nüfus toplayabilmiştir. İlkel Sumer uygarlığının ikiçay arasında doğmasının da sebebi bu. Ama Asya ve Orta Doğu savaş iklimi olduğundan Hegelin de belirttiği gibi despotizm de Doğuda doğmuştur, Doğuya özgüdür. Roma hukuk sistemi Doğuda doğamazdı. Doğuda Hamurabinin, Musanın, Muhammedin merhametsiz, yağmacı, hukuk tanımayan saldırgan yasaları doğabilirdi. 2500 yıl bundan önceki tarih beşeriyetin düşünsel yazgısının değiştiği devirdi. Çinde Konfutsi, Hint´te Buda, Yunanistanda büyük bilimsel ve felsefi devinimler başlıyor. Susuzluk yüzünden saldırganlaşan Doğu halkları bilim ve felsefe nedir anlamazdılar. Onlar hayatta kalma savaşımı vermekteydiler. Yunanistanın kaç kere İran kralları tarafından yağmalanması da bu yüzdendi. 2500 yıl bundan önce birbirlerinden etkileşmeyen dünyanın üç noktasında üçün büyük uygarlık doğmuştur. Çin, Yunan ve Hint uygarlıkları. Alman flozof Karl Yaspers bu üç noktada gelişen medeniyetleri beşer uygarlığının üç ekseni olarak niteler. Sonra insanlık uygarlığı bu üç eksen üzerinde kurulmuştur. Yunanistanda yağmur mikdarı çok ve ırmaklar da yeterince. Uygarlık için gereken koşulların hepsi vardır. Günümüzde Yunan sınırında bekleyen milyonlarca mülteci 2500 yıl boyunca hep olmuştur. İslam sonrası tarih yağma, soygun, soykırım ve kadın ticareti bakımından ayrıca özellik taşır. Bir "fatih" çıkıp kendileri için yurt arayan eğitimsiz, sefil ve aç akınları sefeber ederek işgal, yağma ve talan seferleri başlatarlardı. Ama artık o devir bitmiştir. Çünkü Batı kendisini her tür akın karşısında savunabilecek yeteneğe sahiptir. İşte bu akınların 2500 yıl boyunca tehditleri karşısında Avrupa odaklı davranış, direniş ve vizyon Avrupa halklarında oluşmuştur. Avrupa kaç kere müslümanların soykırım saldırıylarıyla karşı karşıya gelmiş, Avrupanın islamlaşma tehlikesi artmıştır. 721 yılında vahşi Emvi-Arap saldırısı bol yağmurlu Fransayı tehdit etmişti. Fransa tam düşmek üzereylen Kaarle Martel “Tur” savaşında Emvileri yenerek Fransayı büyük islamlaşma tehdidinden kurtardı. Daha sonra müslümanları İspanyadan sınır dışı etme eylemi Avrupanın güvenliği ve islamlaşma karşısında büyük bir başarı olarak gerçekleşti. Konstantinopolis´in Osmanlı tarafından işgali bu vizyonu daha da güçlendirdi. En son işgal hareketi S. Süleymanın Viyana kuşatmasıydı. Düşünün, Osmanlı yenilmez ve galip olsaydı ne olurdu? Günümüz Avrupa medeniyeti doğmazdı, şimdi Fransa, Almanya, Avstraya, ... hepsi birer kılıçtan geçirilmiş müslüman ülkeleriydi. Ne demokrasi doğacaktı, ne rönesas, ne felsefe, ne bilim, ne sanat, ne musiki ve öpera, ... olacaktı. Bir Türkiye, bir İran, bir Arabıstan, bir Mısır, bir Pakistan, ... gibi hala Orta Çağ Karanlığında gömülü ülkeler olacaklardı. Günümüzde Avrupa uygarlığı diye örnek bir umut varsa, bunun sebebi Batı halklarının müslüman Doğusu tehlikesi karşısında kendilerini toparlama, koruma zihniyetleri olmuştur. Güçlenmelerinin sebebi bu savunma ve özgür kalma zihniyetiydi, çünkü haçlı yürüşleriyle başaramadılar. Haçlı yürüşleri de kabaca planlanmış din eksenli bir savunma tekniğiydi. Müslümanların Avrupa köylülülerinin kızlarını, çocuklarını hırsızlayarak köle pazarlarında satmalarını karşı haçlı seferleri kabaca bir tepkiydi. Ama bunu yapamadılar. Yapamayışları üzerine aklı öne çıkardılar. Saldırılar karşısında kendilerini akıl olanaklarına dayanarak savaunmayı düşündüler ve başardılar. Artık müslüman fatihlerin bağırtıları boğazlarında kesilebiliyordu.
Doğu halklarınınsa binyıllara dayanan Avrupalaşma hayalleri durmak bilmedi. Doğu halklarında avrupalaşma bu kez ideolojileştirildi. Sadece Türkiyenin Tenzimattan başlayan uluslaşma programı avrupalışma değildir. Modern İran devletinin, Mısırın, ... tüm Doğu müslüman ülkelerinin kuruluşunda avrupalaşma, avrupalılar gibi eğitim sisteminden berhurdar olma, ... o şekilde yaşama bir düşünsel akıma dönüştü. Şöyle ki, müslümanlar tüm giysi geleneklerini bırakarak avrupalılar gibi giyinmeyi yeğlediler. Şimdi komik Doğu giysi geleneğinden nerdeyse hiçbir iz kalmamış. Hala da Avrupalaşma müsülmanlar için bir düşünsel amaç ve anlaşılan sonsuza dek de öyle olacaktır. Çünkü yaşamımızda olumlu ne varsa, hepsi istisnasız olarak Batından gelme. Kendi tarihimizle ilgili günümüzde kullanacağımız hiç bir olumlu deneyim yok. Sanki tarihimiz yokmuş gibi. Cumhuriyet, anayasa, mahkeme, hukuk müfredatı, derslik kitapları, modern teknoloji, ... hepsi Batı ürünü. Bir tek kendi ürünümüz bir nesne yok... Sadece yağma ve soykırım olaylarıyla tarihin mezarlığına gömülmüş gibi duruyoruz.

Hiç yorum yok: