İslam ülkeleri dışında din-ahlak
konusunu bu denli tartışan yok. İslamla bağlarını koparanlar bile bu kez onunla
mücadelede yaşamlarına bir anlam verirler. Avrupa ülkelerinde din diye bir şey
yok. Yaşam var. Çünkü dinin olduğu yerde yaşam olmamıştır, olamaz. İslam öyle
bir din ki, onunla bağlarını koparan kişi bu kez ahlak anlayışını islamla
mücadelede tanımlar. Çünkü islam asla kişiyi başına bırakmaz, bırakamaz. "Dinde
zor yoktur" gibi bir saçmalık kimseyi yanlış hesava sevk etmesin. İslamın
esası zor ve kılıçtır ve onlarca ayet var bu konuda. Zor da doğası gereği
ahlaksızılıktır. Dini zorunluluklar, ya da mükellefiyetler ahlaksızılığız zorla
uygulanmasıdır. Ramazan ayında Erzurum sokaklarında onlarca vahşı Türk müslüman
"adam"ın sigara içen bir genç kıza saldırması doğru islamdır. İslam
budur ve başka şey değildir. Halbuki, felsefe bu bu sorunu önce teroik planda
çözmüş ve sonraki yüzyıllarda pratikte de çözümlenmiştir. Şöyle ki, ahlak
ontolojik bir konu değildir. Yani allahın ve kainatın yaratıcısının ahlakla
hiçbir ilgisi yok. Tam tersine Kurandaki allah ahlaksızlığı, cihadı, adamları
çarpaz bağlayıp kesme gibi korkunç ahlaksızlığı öne sürer. Böyle değil mi? Müşrikleri
çarpaz bağlayıp kesin söylemez mi islamın allahı? Yani kainatın tek sahibi olan
allahın dediklerine ve isteklerine uymakla, namazını unutmamak, orucunu
tutmakla ahlaklı birey olamaz insan ve ahlaklı toplum tesis edilemez. Nitekim
bu toplumu Muhammet bile Medinede tesis edemedi. Hem Muhammetin zamanında, hem
sonrasında Muhammetin "cennetle müjdelediği 10 erkek" (aralarında
kadın yok) birbirlerini boğazlayıp kestiler. Mesela Kurban kesmeyi hele 2500
yıl önce Sokrates piyango oyununa benzetir. Bir şey veriyorsun ve karşılığında
kestiğin bir kuzunun değeri denli bağış ve nimet beklemiyorsun. Ebedi zevk ve
saadet bekliyorsun. Bu bir piyango oyunu değil mi? 5 dolarlık oynuyor ve
milyonlarca dolarlık karşılık kazanaç bekliyorsundur. Piyango oyunu da dinden, dinsel
ahlaktan çıkarılmıştır. Evet, dinsel ritüellerin ve dinin kendisinin ahlakla
uzaktan-yakından ilintisi yok. Kant der ki, ahlak ontolojik değil, deontolojik
bir durumdur. Deontolojiktir, yani bir alanda beden ve bilinci uzmanlaştırma
girişimdir. İlahiyatın uzmanlık alanı yok. İlahiyat hiçliktir, ne denli okusan
kimseye yararın olmaz. Kişinin kendisine de yararı olmaz. Çünkü ilahiyatta
uzman olmak olanaksız. İlahiyatla uğraşan hiçbir alanın uzmanı olmadığı için
ahlakını uzmanlık alanında sergileyecek hiçbir bilgisi olmaz. İnsan boşlukta
kaldığında, elleri, gözleri, beyni, ... bütün organları bir işle meşgul
olmadığından boşluktadır demektir. Boşluk ve hiçlik onu ilahiyat bilimleri adı
altında kendi içine çeker. Orada onun organlarını özellikle düşünme ve üretme
araçları sayılan beynini ve aklını hamurlaştırarak yok eder. İlahiyatçının
beyni ve aklı olmaz, olmamıştır. Tarihin ve günümüz gerçeklerinin gösterdikleri
budur. Boşluk ve hiçlik içinden ahlaksızılık doğar. İlahiyat da hiçlikle
uğraşma eylemi olduğu için ahlakı değil, ahlaksızlığın ayrındalıklarını
geliştirir. Mesela Kuranda geçen peygamberlerin uygulamalarına, ya da Kuranda
geçmeyip de sünnette var olan bilgilere bakarsak, dünyanın kirli ahlaklarına
pyegamberlerin yaşamında, başta da islam peygamberi sahip olmuştur. Kuranda
peygamberler çocuk katl ederler. Değil mi? Çocuk eğitmezler. Guya gelecekte
kötü adam olacakmış!!! Çünkü öldürmek ahlaksızlıktır ve eğitmek ahlaktır. Buna
ahlak demek olur mu? Muhammet 9 yaşında çocukla seks yapıyor. Buna aklı başında
olan kişi ayıp olsun demez mi? Düşünün, henuz cinsel organları olgunlaşmamış
küçük bir kız çocuğunu islam peygamberi kaba cinsel ilişkisiyle, çocuğu bağırta
bağırta tecavüz ediyor. Çocuk "Acıyor, bırak beni, bu nasıl
hayvanlık" dese de Muhammet aldırış etmeden tecavüzüne devam ediyor. İşini
yaparak küçük çocuğu cinsel organlarını parçalayarak zevk alıyor. Birine zevk
yaşatmadan, bağırtıp acı çektirerek zevk almak edepsizlik ve ahlaksızılık değil
mi? Acaba Ayşe bu travmayı unutmadığı için Muhammetin dinine karşı savaş açtı?
Kendi evlatlığının karısıyla seks yapıyor, buna şerefsizlik demezler mi?
Peygamberin gözler dokuanan kadın kocasına haram oluyor? Buna namussuzlauk
söylemezler mi? Bunun karşılığında Peygamberin ve diğer dindarların yaptığı
işler ne? Hiçbir şey, bütün tarih boyunca din uzamnlarının ve ya din
kurucularının bir fabrikada, bir hastanede, ... falan çalıştıklarını duydunuz
mu? Duyamazsınız. Çünkü onlar kainatın, tarihin ve insanlığın sorunlarıyla bir
yerde bir bütün olarak uğraşıyormuşlar!!! Yani ontolojik sorunlarla
uğraşıyormuşlar. İşte bu ahlaksızlıktır. Kant bunu ahlak olarak nitelemez ve
ahlakı deontolojik olarak niteler. Yani uzmanlık bilinci. Örenğin bir müçtehit
ahlaksız, bir hemşire ahlaki bireydir. Çünkü bir peygamber, ya da şeyh saçma
işlerle uğraşırken, bu hemşire tüm organlarını bir işi yapabilecek uzamanlık
alanına adamış ve onun işi toplum için gereklidir. Elektrikçi sade bir işçi
deontolojik bilgi ve ahlaka sahip. Vazife bilinci ve uzmanlığı vardır ve
yararlıdır. Bir peygamberin ve din adamının böyle bir yararlılığı olabilir mi?
Asla olmamıştır, olamaz. Vücudunu, bilincini bir bilgiyi uzamanlık haline
getiren kişi hiçlikle uğraşmıyor. Bilincini ve bedenini iyice eğitiyor ki,
ahlak da eğitilmiş beden ve bilince özgüdür. Bir peygamber, bir din adamı
bedenini ve bilincini asla eğitemez, bu yüzden ahlaka özgü durumları onların
beyinlerinde, davranış ve yaşamlarında aramak olanaksız, ahlak belirtisi
bulamayız. Şimdi Marsta dikuçar uçuruyorlar. Peki, diyelim ki, günümüzde yaygın
olan korona ve ya gelecekte yaygın olacak diğer salgınların ilacını oradaki
maddelerde bulsalar, bu, insanlık için daha ahlakidir, yoksa, Muhammettin ve
Musanın "Birbirinizi katl edin" saçmalıkları mı? Hangisi ahlaki?
Evet, 1000 kişiyi kendi fabrikasında çalıştırıp onlara yeterince maaş bağlayan
bir fabrikator 1000 ailenin hayatına mutluluk kazandırmaktadır. Çünkü bu işin
uzmanıdır. Bir tarikat başçısı 1000 kişiyi kendisine bağlayıp da onlara
"cihat", Kuran soykırım ayetleri öğreterek onları birer katil insan yapıyorsa,
bu da ahlaksızlıktır. Emekle uğraşmak ahlakın temeli. Çünkü ahlak iyi
hasiyetlerin kişi beden ve bilincinde odaklanması demektir ki, bunu da
deontolojik programlarla sağlamak mümkündür. Emeği kendi akışı içinde uzmanlık
alanına dönüştürmekse deontolojik eylemdir. Dolayısıyla bir dindar asla ahlaklı
olamaz, çünkü yapabildiği ve ya yapabileceği hiçbir şey yok. Şöyle anlatıyım.
Bu anlatacağımı da çok görmüşü olabilirsiniz. Osmanlı kabalığının göstergesi
olan fesler var. Düşünün, bir kaç dindar kişi denizin kenarında bacakları açık,
göğsü açık, göbeği, kolları açıkça oturmuş olan deniz kenarında alt giyimiyle
oturmuş bir kızı çevrelemiş ve ona bu tarz giyinmenin Muhammet beğ Haşimi´nin
dinine uygun olmadığını telkin edip uyarıyor ve örtünmesini söylüyorlar. Tam bu
sırada denizde bir çocuk boğulmak üzeredir. Ellerinde tesbih, başlarında
Osmanlı karanlığının göstergesi fes bulunan müslümanlar sanki çocuk
boğulmuyormuşcasına hala kıza islami öğüt vermeye devam etmekteler. Kız ise
çıplak vücuduyla denize sıçrayarak boğulmakta olan çocuğu kurtarıp sahile
çıkarıyor. Şimdi burada ahlaki olan kim? Müslüman kabadayılar mı ahlaklı, yoksa
bu kız mı? Hangisi ahlaki? Kız somut (deontolojik) bir işi başarmakta, yani
yüzmeyi öğrenmiş, bu işin uzmanı olduğu için hayat kurtardı. Ya müslüman?
Müslümanın tarihte hayat kurtardığına kimse tanık oldu mu? Muhammetten, Ömere,
.... günümüze kadar müslüman hep hayat söndürmemiş mi?
23 Nisan 2021 Cuma
Din ve ahlak üzerine
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder