23 Nisan 2021 Cuma

Din ve ahlak üzerine

İslam ülkeleri dışında din-ahlak konusunu bu denli tartışan yok. İslamla bağlarını koparanlar bile bu kez onunla mücadelede yaşamlarına bir anlam verirler. Avrupa ülkelerinde din diye bir şey yok. Yaşam var. Çünkü dinin olduğu yerde yaşam olmamıştır, olamaz. İslam öyle bir din ki, onunla bağlarını koparan kişi bu kez ahlak anlayışını islamla mücadelede tanımlar. Çünkü islam asla kişiyi başına bırakmaz, bırakamaz. "Dinde zor yoktur" gibi bir saçmalık kimseyi yanlış hesava sevk etmesin. İslamın esası zor ve kılıçtır ve onlarca ayet var bu konuda. Zor da doğası gereği ahlaksızılıktır. Dini zorunluluklar, ya da mükellefiyetler ahlaksızılığız zorla uygulanmasıdır. Ramazan ayında Erzurum sokaklarında onlarca vahşı Türk müslüman "adam"ın sigara içen bir genç kıza saldırması doğru islamdır. İslam budur ve başka şey değildir. Halbuki, felsefe bu bu sorunu önce teroik planda çözmüş ve sonraki yüzyıllarda pratikte de çözümlenmiştir. Şöyle ki, ahlak ontolojik bir konu değildir. Yani allahın ve kainatın yaratıcısının ahlakla hiçbir ilgisi yok. Tam tersine Kurandaki allah ahlaksızlığı, cihadı, adamları çarpaz bağlayıp kesme gibi korkunç ahlaksızlığı öne sürer. Böyle değil mi? Müşrikleri çarpaz bağlayıp kesin söylemez mi islamın allahı? Yani kainatın tek sahibi olan allahın dediklerine ve isteklerine uymakla, namazını unutmamak, orucunu tutmakla ahlaklı birey olamaz insan ve ahlaklı toplum tesis edilemez. Nitekim bu toplumu Muhammet bile Medinede tesis edemedi. Hem Muhammetin zamanında, hem sonrasında Muhammetin "cennetle müjdelediği 10 erkek" (aralarında kadın yok) birbirlerini boğazlayıp kestiler. Mesela Kurban kesmeyi hele 2500 yıl önce Sokrates piyango oyununa benzetir. Bir şey veriyorsun ve karşılığında kestiğin bir kuzunun değeri denli bağış ve nimet beklemiyorsun. Ebedi zevk ve saadet bekliyorsun. Bu bir piyango oyunu değil mi? 5 dolarlık oynuyor ve milyonlarca dolarlık karşılık kazanaç bekliyorsundur. Piyango oyunu da dinden, dinsel ahlaktan çıkarılmıştır. Evet, dinsel ritüellerin ve dinin kendisinin ahlakla uzaktan-yakından ilintisi yok. Kant der ki, ahlak ontolojik değil, deontolojik bir durumdur. Deontolojiktir, yani bir alanda beden ve bilinci uzmanlaştırma girişimdir. İlahiyatın uzmanlık alanı yok. İlahiyat hiçliktir, ne denli okusan kimseye yararın olmaz. Kişinin kendisine de yararı olmaz. Çünkü ilahiyatta uzman olmak olanaksız. İlahiyatla uğraşan hiçbir alanın uzmanı olmadığı için ahlakını uzmanlık alanında sergileyecek hiçbir bilgisi olmaz. İnsan boşlukta kaldığında, elleri, gözleri, beyni, ... bütün organları bir işle meşgul olmadığından boşluktadır demektir. Boşluk ve hiçlik onu ilahiyat bilimleri adı altında kendi içine çeker. Orada onun organlarını özellikle düşünme ve üretme araçları sayılan beynini ve aklını hamurlaştırarak yok eder. İlahiyatçının beyni ve aklı olmaz, olmamıştır. Tarihin ve günümüz gerçeklerinin gösterdikleri budur. Boşluk ve hiçlik içinden ahlaksızılık doğar. İlahiyat da hiçlikle uğraşma eylemi olduğu için ahlakı değil, ahlaksızlığın ayrındalıklarını geliştirir. Mesela Kuranda geçen peygamberlerin uygulamalarına, ya da Kuranda geçmeyip de sünnette var olan bilgilere bakarsak, dünyanın kirli ahlaklarına pyegamberlerin yaşamında, başta da islam peygamberi sahip olmuştur. Kuranda peygamberler çocuk katl ederler. Değil mi? Çocuk eğitmezler. Guya gelecekte kötü adam olacakmış!!! Çünkü öldürmek ahlaksızlıktır ve eğitmek ahlaktır. Buna ahlak demek olur mu? Muhammet 9 yaşında çocukla seks yapıyor. Buna aklı başında olan kişi ayıp olsun demez mi? Düşünün, henuz cinsel organları olgunlaşmamış küçük bir kız çocuğunu islam peygamberi kaba cinsel ilişkisiyle, çocuğu bağırta bağırta tecavüz ediyor. Çocuk "Acıyor, bırak beni, bu nasıl hayvanlık" dese de Muhammet aldırış etmeden tecavüzüne devam ediyor. İşini yaparak küçük çocuğu cinsel organlarını parçalayarak zevk alıyor. Birine zevk yaşatmadan, bağırtıp acı çektirerek zevk almak edepsizlik ve ahlaksızılık değil mi? Acaba Ayşe bu travmayı unutmadığı için Muhammetin dinine karşı savaş açtı? Kendi evlatlığının karısıyla seks yapıyor, buna şerefsizlik demezler mi? Peygamberin gözler dokuanan kadın kocasına haram oluyor? Buna namussuzlauk söylemezler mi? Bunun karşılığında Peygamberin ve diğer dindarların yaptığı işler ne? Hiçbir şey, bütün tarih boyunca din uzamnlarının ve ya din kurucularının bir fabrikada, bir hastanede, ... falan çalıştıklarını duydunuz mu? Duyamazsınız. Çünkü onlar kainatın, tarihin ve insanlığın sorunlarıyla bir yerde bir bütün olarak uğraşıyormuşlar!!! Yani ontolojik sorunlarla uğraşıyormuşlar. İşte bu ahlaksızlıktır. Kant bunu ahlak olarak nitelemez ve ahlakı deontolojik olarak niteler. Yani uzmanlık bilinci. Örenğin bir müçtehit ahlaksız, bir hemşire ahlaki bireydir. Çünkü bir peygamber, ya da şeyh saçma işlerle uğraşırken, bu hemşire tüm organlarını bir işi yapabilecek uzamanlık alanına adamış ve onun işi toplum için gereklidir. Elektrikçi sade bir işçi deontolojik bilgi ve ahlaka sahip. Vazife bilinci ve uzmanlığı vardır ve yararlıdır. Bir peygamberin ve din adamının böyle bir yararlılığı olabilir mi? Asla olmamıştır, olamaz. Vücudunu, bilincini bir bilgiyi uzamanlık haline getiren kişi hiçlikle uğraşmıyor. Bilincini ve bedenini iyice eğitiyor ki, ahlak da eğitilmiş beden ve bilince özgüdür. Bir peygamber, bir din adamı bedenini ve bilincini asla eğitemez, bu yüzden ahlaka özgü durumları onların beyinlerinde, davranış ve yaşamlarında aramak olanaksız, ahlak belirtisi bulamayız. Şimdi Marsta dikuçar uçuruyorlar. Peki, diyelim ki, günümüzde yaygın olan korona ve ya gelecekte yaygın olacak diğer salgınların ilacını oradaki maddelerde bulsalar, bu, insanlık için daha ahlakidir, yoksa, Muhammettin ve Musanın "Birbirinizi katl edin" saçmalıkları mı? Hangisi ahlaki? Evet, 1000 kişiyi kendi fabrikasında çalıştırıp onlara yeterince maaş bağlayan bir fabrikator 1000 ailenin hayatına mutluluk kazandırmaktadır. Çünkü bu işin uzmanıdır. Bir tarikat başçısı 1000 kişiyi kendisine bağlayıp da onlara "cihat", Kuran soykırım ayetleri öğreterek onları birer katil insan yapıyorsa, bu da ahlaksızlıktır. Emekle uğraşmak ahlakın temeli. Çünkü ahlak iyi hasiyetlerin kişi beden ve bilincinde odaklanması demektir ki, bunu da deontolojik programlarla sağlamak mümkündür. Emeği kendi akışı içinde uzmanlık alanına dönüştürmekse deontolojik eylemdir. Dolayısıyla bir dindar asla ahlaklı olamaz, çünkü yapabildiği ve ya yapabileceği hiçbir şey yok. Şöyle anlatıyım. Bu anlatacağımı da çok görmüşü olabilirsiniz. Osmanlı kabalığının göstergesi olan fesler var. Düşünün, bir kaç dindar kişi denizin kenarında bacakları açık, göğsü açık, göbeği, kolları açıkça oturmuş olan deniz kenarında alt giyimiyle oturmuş bir kızı çevrelemiş ve ona bu tarz giyinmenin Muhammet beğ Haşimi´nin dinine uygun olmadığını telkin edip uyarıyor ve örtünmesini söylüyorlar. Tam bu sırada denizde bir çocuk boğulmak üzeredir. Ellerinde tesbih, başlarında Osmanlı karanlığının göstergesi fes bulunan müslümanlar sanki çocuk boğulmuyormuşcasına hala kıza islami öğüt vermeye devam etmekteler. Kız ise çıplak vücuduyla denize sıçrayarak boğulmakta olan çocuğu kurtarıp sahile çıkarıyor. Şimdi burada ahlaki olan kim? Müslüman kabadayılar mı ahlaklı, yoksa bu kız mı? Hangisi ahlaki? Kız somut (deontolojik) bir işi başarmakta, yani yüzmeyi öğrenmiş, bu işin uzmanı olduğu için hayat kurtardı. Ya müslüman? Müslümanın tarihte hayat kurtardığına kimse tanık oldu mu? Muhammetten, Ömere, .... günümüze kadar müslüman hep hayat söndürmemiş mi?

Hiç yorum yok: