İnsanın gerçeği görmesi kolay değildir. Milletin bütün yaşam biçimini kapsayan din, sorgulandı mı, ona eleştirel yaklaşıldı mı, zaman aşımında milletin kültürünün, davranışlarının gereksizliği, içeriksizliği, dilindeki yalanları, .... hepsi de bir bir kendiliğinden ortaya çıkmaya ve kötü görünmeye başlıyor. Her tarafta kötülük kendisini açıkça sergiler. Her şey itici görünür. Yüz yıllar boyunca milletin inancının karanlık baskısı altında şekillenmiş bulunan ne varsa, "ben kötüyüm, kötülüğünün besiniyim, hep kötü oldum, iyilik ve güzellik nedir bilmem" diye haykırır, kendisini gösterir. Dünya halkları içinde kendi kültürel, imansal dokusu içinde en fazla kötülük ve çirkinlik barındıran da Türk toplumlarıdır. İster Anadoluda, Azerbaycanda, İranda, Orta Asyada, .... nerede olursa olsun. Çünkü Türk toplumu doğal şifahi toplumdur. Tarihte hiçbir dikey değer üretmemiş tek toplumdur. Böyle bir kültür ortamında yaşamanın ne denli can sıkıcı olduğunu anlatmak kolay değildir. Öyle bir zaman geliyor ki, hoşlanacağın hiçbir durumla karşılaşmıyorsun. Tarihten kalma tüm gelenekler yalan ve çirkinlik çağrıştırıyor. Yalan ve çirkinlikle kuşatılmışlığımızı görüyoruz. İştenin Nitsche´nin sürü insan, özgür insan ve üstinsan sınıflandırmasını bnu gelişmeler kendiliğinden anımsanıyor. Sürüye özgü ne varsa, komik, çirkin ve itici gözükürken, özgürlükten yana, ama sürünün ahlak ölçüsüne karşı çıkmayanların da ikiyüzlü oldukları aşıkça gözükür. Tek yol kalıyor: Üstinsan olma yolunda ilerleme. Ya üstinsan ya da kirlilik içinde sıkıcı bir yaşantı. Evet, üstinsan toplumun din odaklı değerlerine, saygı ölçüsüne aldırış etmez, saygı bile duymaz. Öyle olursa, kendisi için üstnsana özgü değer yaratamaz. Nitsche bunu açıkça belki açıklamamış, ama üstinsan din ve toplum dışında değer ve yaşam biçiminin yaratıcısıdır. Belki bu değeri kimse anlayamayacak, ama kendisi ona göre yaşayacak. Sadece araba-yaya geçit tercihinde gözükmüyor, bunlar o büyük uyumsuzluğun, yani toplum değrlerinin çürüklüğünün kendiliğinden gözükme silsilesinin belirtileri. Bundan sonrası yaşamak kolay olmuyor. Tüm tarih, gelenek, din, hatta din ve gelenekle karışarak esir alınan dil de engel gibi gözükmeye başlıyor. Kimsenin ağzından çıkan din odaklı yalan çağrıştıran iyi söylentileri duymak istemiyor insan. Ama ortada bir gerçek var. Kişi yaşlandıkça çoğu hazz duyguları insanı terk ettikçe, onun yerini konuşma hazzı alır. Bunu nasıl gidermek gerekecek? Tek başına dolaşıp kendi kendine konuşarak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder