Tarihin ilk,
ilkel ve çocukluk çağlarında uluslar bilimden önce hurafe ve dinle tanışmışlar.
Doğa yasalarına aldırış etmeyen bir allaha iman etmişler. Siyasetten esinlenen
bir din. Nitekim ülke başında duran tek adam, sultan, halife, kral, peygamber,
hakan, ... için yasa hiçbir anlam ifade etmemiş, onun "kutsal" varlığı
yasalardan üstün olmuştursa, allah da bu siyasi ilkellikten yoğrulan bir inanış
olmuştur. Allah da doğanın hiçbir yasasına tabi olmamıştır ve değildir, tam
despot kral gibi. İstediğinde mucizeler gösterebiliyordur. Gerçekte doğaüstü
allah olmasa da, ama böyle bir inanış var olmuştur. Diller de bu inanışın
karanlık gölgesinde biçimlenmiştir. Politik aymazlık din adı ile formulize
edilmiştir. Aynen gazepli, öldüren, ateşlerde yakan sultanlar ve hakanlar gibi,
gazepli, cehennem ateşinde yakan, doğa yasalarına aldırış etmeyen, yasaları
hakanlar gibi ilk kendisi bozarak düzensizlik meydana gertiren allah. Tüm bu
tarih dillerde kendi anılarını taşır olmuştur. Şimdi hem Araplarda, hem Türklerde,
hem de Farslarda dil dinsel içerikli olmuştur ve başka beyinsel deneyimi olmamıştır.
Doğa bilimleri hiçbir zaman bu dillerde gelişmemiş, aşırı islam inanışı doğa
bilimlerinin doğmasını önelmiştir. Karanlığın, cehaletin, aymazlığın, kitapszılığın,
akılsızlığın ve sorusuzluğun kaynağı olarak Türkçe, Arapça ve Farsça. Osman oğulları
bu üç dilin en kirli katmanlarını derleyip bir araya getirerek bilime,
felsefeye, doğallığa, sevgiye, dostluğa, şiire, inceliğe olanak vermeyecek biçimde
sahte, yalan, kirli, bilim ve onur düşmanı daha sert karanlık, grameri olmayan çirkin
bir dil meydana getirmişlerdi. Kendi kafalarındaki karanlığı da bu yapay dile yüklemişlerdi.
Bu dili 15 yaştan sonra öğrenmek olmaz. Küçük yaşlardan çocuk doğasını bozarak,
insan onurunu yıkarak ve onu devşirme robota dönüştürerek öğretmek ve öğrenmek
mümkündür. Böyle doğal dil eksenine dayanmayan, güzellik düşmanı
"dil"de her türlü kirli işlere eğilimlenmek olanaklı. İnsan ahlakı ve
doğası dil bozukluğuyla şekillenir. Bu yüzden 600 yıllık Osmanlıdan hafızada
kalacak bir tanecik bir şiir parçası, hoş bir deyim yok. Kayıp ve karanlık
tarih. 3000 yıl önceki Yunan felsefesi okunabiliyor, çünkü doğal dilde yazılmış,
ama 100 yıl önceki Osmanlıcayı bilen yok. Bilmek için de Türkçenin, Farsçanın,
Arapçanın en aymaz katmanlarını bilmek gerekir.
Sonra da Atatürk
bir gecede bu "aydınlık!" çağı kapatmış diyorlar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder