Sezen Aksu ve musiki sanatı
Türkiye sanatsal tarihi olmayan yapay bir ülkedir.
Ne musikisi, ne edebiyatı, ne operası, ne balesi, ne tiyatrosu ve tiyatral
yapıtları olmuştur. Yüzyıllar boyunca başka uluslar böyle işlerle uğraşırken
müslüman türkler Arap ideolojisi yolunda soykırım yapmayı düşünüp durmuşlardı.
Osmanlının yakıp savurarak çölleştirdiği Anadoluda sanatsal, düşünsel, ...
altyapısı olmayan yapay bir devlet kurulmuştur. Dili olmayan, kütüphanesi,
felsefesi, estetik sanatları olmayan yapay bir devlet. Özellikle müzik eğitimi
konusunda hiçbir deneyimi olmayan köylü kalabalık. Cumhuriyet kurulduğunda
toplumun %90 üzerinde nerdeyse köylü göçebeydi. Bu sadece Anadoluya özgü bir
durum değil. Türkün edebiyatı, sanatı ve müziği olmaz, olamaz. Bu doğrultuda
tarih bir tek örnek göstermiyor. Anlaşılan doğa her etnik varlık için bir
misyon belirlemiştir. Türkler için de uygarlıkları yakıp yıkmak, şehirleri yok
etmek ve soykırım yapma misyonu belirlemiştir. "Türk insanlığın baş belası
olarak yaratılmıştır" şeklinde ifadeler Mevlana Rumi, Katran Tebrizli,
Hakani Şirvani, ... gibi onlarca ünlü adamlar tarafından söylenmiştir. Bilinen
Türk tarihinde, özellikle bilinen islam sonrası Türk vahşet tarihinde bir
tanecik sanatsal yapıt yok, müziksel yaratıcılıkla karşılaşmıyoruz. Var
olanların da dili Farsça. Mimarlık tarihinde Türk yok, musiki tarihinde Türk
yok, felsefe tarihinde Türk yok, şiir tarihinde Türk yok, bilim tarihinde Türk
yok, estetik sanatların tarihinde Türk yok. Sadece yağma, soykırım, şehirleri
tarihten silme, başkalarının mülkü olan şehirlere sokulup orayı sahiplenme
tarihinde Türk var. Çünkü Türk dili hiçbir zaman şiire, güzel sanatlara ve
tarihe girmedi ve girmemiştir. Türk dilinde şiir yoktur. Türk dilinde şiir
vardır demek için zır cahil olmak, yabancı dil bilmemek gerekir, ya da M. A.
Ersoy gibilerin slogancı saçma söz yığını dizilerini şiir olarak görmek
gerekir. Ama Akif şair değil ve şiirin ne olduğunu asla bilmemiştir. Akifi şair
olarak gömek şiirin ne olduğunu anlamamak ve söz-duygu iletişimi üzerine bilgi
sahibi olmamak demektir.
Evet, Türk müziği hiçbir zaman olmamıştır.
Kırsalda, bozkırlarda susuz çöllerde meleşen, bağrışan kaba köylü ve göçebe
bağırtılarına musiki denemez. Bu bağırtıların hiçbiri medeni bir musiki
salonunda okunamaz. O bağırtılar, sadece köyde ve çölde söylenebilir.
Ontolojisi, bilgisi olmayan bu bağırtılar medeni ortam için değildir. Şehir
yaşamıyla iç içe girerek ifaçısını çağdaşlaştıran, dinleyicisinde sakin ve
duygusal ruh hali oluşturan Türk musikisi asla olmamıştır. Ne Anadoluda, ne
Azerbaycanda, ne de Orta Asya ülkelerinde. Hiçbirinde olmamıştır. Musikinin
olması ve oluşması için tarihsel dokuya sahip toplum yapısı olmamıştır.
İlk kez olarak Batı uygarlığıyla karşılaştırılan
Anadolu Türkleri Osmanlının savurup külleştirdiği maneviyatsızlık, sanatsızlık,
ortamından koparılarak ehlileştirilmek istenmiştir. Doğal olarak ehlileştirme
kolay olmayacaktı ve anlaşılan da ehlileşme Osmanlı nostaljisinin engeliyle
karşılaşmıştır. Ama yine de kararlı modern bir önderin uygulamalarıyla tarihsiz
ve ruhu Osmanlı karanlığına gömülü bur toplumu karanlık geçmişinden kopararak
çağın içine sokma gibi bir süreç başlamıştı. Günümüzde mazisi olmayan,
mazisinde kitabı, bilgisi, hiçbir şeyi olmayan ancak kendi yapısı ve dil
bilgisi üzerinde yükselen Anadolu Türkçesi de bu ehlileştirme uygalamasının bir
sonucudur. Çünkü ehli toplum olmak için kendi doğası üzerine büyüğüp genişleyen
bir dil gerekli. Osmanlıca ile vahşi, edepsiz, sanatsız, şiirsiz, musikisiz,
tualeti olmayan ve evinin arkasına oturan ilkel bir toplum var etmek olurdu ve
öyle idi.
İlk kez olarak Sezn Aksu sesi Türkçeyi derin şehir
hayatına soktu. İlk kez olarak Sezen Aksunun sözleri Türkçeyi köylü
bağırtısından ayrındalıklı bir selikaya sevk etti. İlk kez olarak bütün Orta
Doğuda ruhları Arap ideolojisiyle karanlığa gömülmüş olan halklar güzel ve
rahatlatıcı kadın sesi duydular. İlk kez olarak Osmanlının yerle bir ettiği
Anadoluda güzellik şiir ve melodilerle özdeşleşerek rahatlatıcı sese dönüşütü.
İlk kez olarak Türkçe Osmanlı kirli anılarından koparılarak aydınlık yöne
yöneldi. Şimdi şöyle bir soru sormak gerekir: Sezen Aksunun dili koparılarak
dilsiz bırakılırsa, geri Osmanlı leşinden başka ne kalır? Bir Sezen Aksu
yetiştirme kaç yüz yıl zaman alır? Ama dil koparan Osmanlı edepsizi
geberdiğinde Osmanlı dedeleri gibi tarihin nefret çukurunda gömülecektir. Çünkü
dil koparan hangi Osmanlı edepsizi saygıyla anımsanıyor ki? Halbuki, Sezen
Aksunun ses dalgaları çağdan çağa dolaşacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder