24 Ocak 2022 Pazartesi

Sezen Aksu ve musiki sanatı

 Sezen Aksu ve musiki sanatı

Türkiye sanatsal tarihi olmayan yapay bir ülkedir. Ne musikisi, ne edebiyatı, ne operası, ne balesi, ne tiyatrosu ve tiyatral yapıtları olmuştur. Yüzyıllar boyunca başka uluslar böyle işlerle uğraşırken müslüman türkler Arap ideolojisi yolunda soykırım yapmayı düşünüp durmuşlardı. Osmanlının yakıp savurarak çölleştirdiği Anadoluda sanatsal, düşünsel, ... altyapısı olmayan yapay bir devlet kurulmuştur. Dili olmayan, kütüphanesi, felsefesi, estetik sanatları olmayan yapay bir devlet. Özellikle müzik eğitimi konusunda hiçbir deneyimi olmayan köylü kalabalık. Cumhuriyet kurulduğunda toplumun %90 üzerinde nerdeyse köylü göçebeydi. Bu sadece Anadoluya özgü bir durum değil. Türkün edebiyatı, sanatı ve müziği olmaz, olamaz. Bu doğrultuda tarih bir tek örnek göstermiyor. Anlaşılan doğa her etnik varlık için bir misyon belirlemiştir. Türkler için de uygarlıkları yakıp yıkmak, şehirleri yok etmek ve soykırım yapma misyonu belirlemiştir. "Türk insanlığın baş belası olarak yaratılmıştır" şeklinde ifadeler Mevlana Rumi, Katran Tebrizli, Hakani Şirvani, ... gibi onlarca ünlü adamlar tarafından söylenmiştir. Bilinen Türk tarihinde, özellikle bilinen islam sonrası Türk vahşet tarihinde bir tanecik sanatsal yapıt yok, müziksel yaratıcılıkla karşılaşmıyoruz. Var olanların da dili Farsça. Mimarlık tarihinde Türk yok, musiki tarihinde Türk yok, felsefe tarihinde Türk yok, şiir tarihinde Türk yok, bilim tarihinde Türk yok, estetik sanatların tarihinde Türk yok. Sadece yağma, soykırım, şehirleri tarihten silme, başkalarının mülkü olan şehirlere sokulup orayı sahiplenme tarihinde Türk var. Çünkü Türk dili hiçbir zaman şiire, güzel sanatlara ve tarihe girmedi ve girmemiştir. Türk dilinde şiir yoktur. Türk dilinde şiir vardır demek için zır cahil olmak, yabancı dil bilmemek gerekir, ya da M. A. Ersoy gibilerin slogancı saçma söz yığını dizilerini şiir olarak görmek gerekir. Ama Akif şair değil ve şiirin ne olduğunu asla bilmemiştir. Akifi şair olarak gömek şiirin ne olduğunu anlamamak ve söz-duygu iletişimi üzerine bilgi sahibi olmamak demektir.

Evet, Türk müziği hiçbir zaman olmamıştır. Kırsalda, bozkırlarda susuz çöllerde meleşen, bağrışan kaba köylü ve göçebe bağırtılarına musiki denemez. Bu bağırtıların hiçbiri medeni bir musiki salonunda okunamaz. O bağırtılar, sadece köyde ve çölde söylenebilir. Ontolojisi, bilgisi olmayan bu bağırtılar medeni ortam için değildir. Şehir yaşamıyla iç içe girerek ifaçısını çağdaşlaştıran, dinleyicisinde sakin ve duygusal ruh hali oluşturan Türk musikisi asla olmamıştır. Ne Anadoluda, ne Azerbaycanda, ne de Orta Asya ülkelerinde. Hiçbirinde olmamıştır. Musikinin olması ve oluşması için tarihsel dokuya sahip toplum yapısı olmamıştır.

İlk kez olarak Batı uygarlığıyla karşılaştırılan Anadolu Türkleri Osmanlının savurup külleştirdiği maneviyatsızlık, sanatsızlık, ortamından koparılarak ehlileştirilmek istenmiştir. Doğal olarak ehlileştirme kolay olmayacaktı ve anlaşılan da ehlileşme Osmanlı nostaljisinin engeliyle karşılaşmıştır. Ama yine de kararlı modern bir önderin uygulamalarıyla tarihsiz ve ruhu Osmanlı karanlığına gömülü bur toplumu karanlık geçmişinden kopararak çağın içine sokma gibi bir süreç başlamıştı. Günümüzde mazisi olmayan, mazisinde kitabı, bilgisi, hiçbir şeyi olmayan ancak kendi yapısı ve dil bilgisi üzerinde yükselen Anadolu Türkçesi de bu ehlileştirme uygalamasının bir sonucudur. Çünkü ehli toplum olmak için kendi doğası üzerine büyüğüp genişleyen bir dil gerekli. Osmanlıca ile vahşi, edepsiz, sanatsız, şiirsiz, musikisiz, tualeti olmayan ve evinin arkasına oturan ilkel bir toplum var etmek olurdu ve öyle idi.

İlk kez olarak Sezn Aksu sesi Türkçeyi derin şehir hayatına soktu. İlk kez olarak Sezen Aksunun sözleri Türkçeyi köylü bağırtısından ayrındalıklı bir selikaya sevk etti. İlk kez olarak bütün Orta Doğuda ruhları Arap ideolojisiyle karanlığa gömülmüş olan halklar güzel ve rahatlatıcı kadın sesi duydular. İlk kez olarak Osmanlının yerle bir ettiği Anadoluda güzellik şiir ve melodilerle özdeşleşerek rahatlatıcı sese dönüşütü. İlk kez olarak Türkçe Osmanlı kirli anılarından koparılarak aydınlık yöne yöneldi. Şimdi şöyle bir soru sormak gerekir: Sezen Aksunun dili koparılarak dilsiz bırakılırsa, geri Osmanlı leşinden başka ne kalır? Bir Sezen Aksu yetiştirme kaç yüz yıl zaman alır? Ama dil koparan Osmanlı edepsizi geberdiğinde Osmanlı dedeleri gibi tarihin nefret çukurunda gömülecektir. Çünkü dil koparan hangi Osmanlı edepsizi saygıyla anımsanıyor ki? Halbuki, Sezen Aksunun ses dalgaları çağdan çağa dolaşacaktır.

Hiç yorum yok: