28 Ocak 2022 Cuma

Türklerin 3 büyük kahramanı

 

Türklerin 3 büyük kahramanı:

1- Lenin.

Lenin olmasaydı, şimdi İstanbul Rusya´nın başkendi idi. Çar Rusyası Erzuruma denli işgal etmiş ve Rus ordusu İstanbul´un kapısına dayanmıştı. Tam İstanbul´a girmek üzere iken Lenin Çarı devirdi. Rusya´da iç savaş çıktı. Rus ordusu geri çekildi. Ancak Anadolu´da "Erzincan Cumhuriyeti" gibi sosyalist devletler Lenin´in  kabullenmesiyle Türkiye´ye teslim edildiler. 1917 Oktyabr Devrimi´nin ertesi günü Lenin "Pravda" gazetesinde müttefikler arası gizlin antlaşmayı ifşa ederek, belgeleri yayımladı. Bu gizlin antlaşmaya göre İstanbul Ruslara bırakılıyordu. Birinci Dünya Savaşı´nı imperyalist savaş olarak niteleyen Lenin, sadece Rus ordularını Anadolu´dan geri çekmedi, hem de yaklaşık 2 yıl sonra Bağımsızlık Savaşımı başlatan Atatürk´e parasal ve savaş teknolojisi yardımında bulundu, silahlar gönderdi. Bu konuda Atatürk-Nerimanov yazışmaları belgeler olarak mevcuttur. Kazım Karabekirin Ermenileri devirmesi ve İrevanın 9 km yakınlığına denli yürümesi Lenin izni ve teşvikiyle olmuştur. Çünkü Lenin Atatürk mücadelesini antiimperyalist ve DAŞNAKları imperyalist kuklaları olarak tanımlıyordu. İrevanın tam girişinde Karabekirin durması yine de Leninin isteği üzerine oldu. Putinin son Karabağ savaşında Azerbaycan ordusunu Xankendi girişinde sadece bir telefonla durdurduğu gibi. Evet, Atatürkün Neromanova yardımlarından dolayı teşekkür belgeleri vardır. Nerimanov Moskvasız ve Leninsiz karar verebilecek kişi değildi, böyle bir yetkisi de yoktu, kommunist ideasına da uygun gelmezdi. Ancak Leninin en büyük hizmeti Atatürke destek vermesi değil, Rusyada devrim yaparak iç savaş çıkarması ve böylece Anadolunun Çar tarafından tümüyle işgalini önlemek olmuştur. Diğer Türk Cumhuriyetleri de Leninin Çar Rusyasını devirmesiyle kurulmuştur. Yoksa devlet olmak için altyapısı hazıır olan bir topluluk yoktu. Tüm geçmişleri Farsçaydı. Rus olgusu olmsaydı, o cumhuriyetlerin yazgısı tamamen şu anki İran Türkleri gibi olacaktı. Yani yazı dilleri Farsça olacaktı. Lenin devriminin en büyük hizmeti Rusyada yaşayan Türkleri alfabelerini değiştirmek olmuştur. Arap alfabesiyle Türk kalmak olanaksızdır. Günümüzde bağımsız devletler olan bu ülkelerin bağımsız devlet olmaları için ne edebiyatları, ne mektepleri, ne alfabeleri, ne de devlet olmak için gereken malzemeleri vardı. Hiçbir şeyleri yoktur. Çar Rusyası bu ülkeleri işgal etmeseydi ve ardından Lenin devrimi olmasaydı, şimdi bu adlarda devlet olmayacaktı. Lenin devrimi sonrası oluşan boşluk yüzünden bu ülkeler tarihe girdi. Nitekim Azerbaycan ülkesinin kurucusu Resulzade ve arkadaşları yayımladıkları istiklal bildirgesinin ilk paragrafında, onlara bağımsızlık bağışlayan Rus devrimini övmüşlerdir. 1919 yılında Lenin bu ülkelerin var olmalarına ilişkin bir protokolü imzaladıktan sonra adları tarihe girdi. Yoksa 4 Merkezi Asya artı Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinin ana dillerinde devlet kurabilmelerine ilişkin medeni ortam hazırlayacak bir tek metinleri bile yoktu. Devir değişmiş ve artık devletlerin kaba güçle değil, medeniyet gücüyle kurulma evresi başlamıştı. Hala da yok düzeyindedir, Türkçelerin içi boş. Bilgi ve tarihsel derinlikleri yok. Nitekim A. Ağaoğlu anılarında “çocuklara ana dilimizde mektep açmak isterken, tüm Türk tarihini irdeledik, Türkçe bir tanecik metin bulamadık. Yeniden Farsçadan Sa´dinin “Gülstan”ından tercüme etmek mecburiyetinde kaldık” diye yazar. Atatürk milli devlet kurma yolunda öylesine tarihsel bir boşluk ve hiçlikle karşılaştı ki, günümüz Türkiyeyi kurmak için ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Tarih karanlıktı, geçmişten biricik aydınlatıcı örnek yoktu. Arap ideolojisi Türk dilini öylesine sömürmüş ve ahistorik kaba dil haline getirmişti ki, oradan ulusal devlet çıkarma olasılığı bile kalmamıştı. Yalnız Atatürk düşünce olarak Osmanlıdan, Osmanlının mensup olduğu islamcı gelenekten dünya görüşünü tümden koparabildiği için başarılı oldu. Atatürkün uygulamasında ne varsa, hepsi istisnasız olarak Batıdan alınma ve Osmanlı karşıtıydı. Başarısının da temelinde duran buydu. Atatürkün Batı dillerini bilmesi. Türk-islam tarihinden alınacak hiçbir değer yoktu ve yoktur. Günümüzde terörizme kaymanın da sebebi bu. Türk-islam tarihinden alınacak bir şeylerin olduğunu farzetmek kendiliğinden terör devleti olmaya zemin hazırlar. Atatürkün cumhuriyet, laiklik, anayasa, dilin özgünleşmesi gibi gibi uygualamalarının hangisi Türk-islam tarihinden alınmıştır? Hiçbiri. Laikliğin ölçütlerinin başında dilin kendi yapısı ve grameri üzerinde yükselme isteği durmaktadır. Batıda ana dillerini geliştiren, derinleştiren ve felsefeye sevk eden tüm aydınlar laik dünya görüşüne sahip olmuşlar. Atatürk öncesi dil teröristlerin, arapçıların, bilim düşmanlarının diliydi. Hiçbir grameri yoktu. Yalnız burada yeri gelmişken Atatürkü de eleştirmek yerine düşer: Atatürkün nüfus mübadilesini kabullenmesi çok yararsız olmuş ve uzun vadede korkunç sonuçlar doğurmuştur. Bir milyon yarım Yunan gönderilerek, yarım milyon Türk getirilmiştir. Giden Yunanlar yazıp okuması olan, ticaretten anlayan, çağdaş, sosyal yaşamdan anlayan çoğu şehirli, kaliteli, nitelikli, yetenekli toplumdu. Gelen Türkler çoban, ahurcu, yazıp okuması olmayan, hayatında bir kere de olsun şehir hayatı görmeyen, ekonomik zihniyeti olmayan,  niteliksiz, kalitesiz Osmanlı kalıntısı köylü Türklerdi. Anadolunun çehresini bu nüfus mübadilesi değişti. Bin yıllarca bu arazilerde uygarlık kurucusu olan Yunanlar gönderildi ve yerine, tarihte uygarlıkların kurulmasında hiçbir etkisi olmayan kalitesiz toplum getirildi. En dehşetlisi hırıstyan Rodop Türklerini de bu mübadilede Yunanistana gönderdiler. Onların ileri gelenleri ne denli “biz Türküz, Yunan değiliz, sadece müslüman olmayan Türküz, bizi göndermeyin” söyleseler de, aldırış eden olmadı. Bunun sonucu olarak günümüzde “Elhamdulillah ülkemizin %99 müslümandır” diye boş övünen terörist kafalılar ortaya çıktı. Sanki müslüman olmakla ülkenin uygarlık çehresi, ekonomisi sıçramış olacaktır. Düşünün, 1.5 Yunan kalsaydı, şimdi durum daha medeni olmaz mıydı. Şimdi yaklaşık 20 milyon müslüman olmayan halk olurdu. BU, kendiliğinden bir ülke için uygarlık çeşitliliği açısından bir fırsat değil midir? Ülkede çişitlilik ve laikliğin uygulanmasına ilişkin olanaklar genişler ve uygar Yunan halkıyla bir yerde yaşamak yeni fırsatlar doğururdu. Ama bu fırsatların gömülmesiyle Osmanlının “Etrak-i biidrak” dediği kalitesizliğin bir yere toplanması gerçekleşti yalnız.

2- Ayetullah Humeyni.

Humeyninin İran´da iktidara gelmesiyle coğrafi açıdan Türkiyeden iki kat büyük, uygarlık açısından Türkiyeden daha ileri olan (zaten Z. Gökalp´in de dediği gibi Osmanlı kendisi İranik bir devletti) İran, strateji, jeopolitik, jeoticari önemini yitirdi. Doğal olarak İranın kaybedilmesi Türkiyenin önemini artırdı. İranda Humeyni öncesi Pehlevi şah rejimi kalsaydı, Merkezi Asya ülkelerini ve Azerbaycanı, çok büyük ülçüde de Türkiyeyi kendisine cezbedecekti. Örnek devlet olacaktı. (Gelecekte demokratikleşecek olan İran yine de bu ülkeleri medeni açıdan yenerek kendisine bağlayan bir ülke şeklinde ortaya çıkabilir. Türk her yerde Türktü. İranın dışında yaşayan Türkler İranın içindeki Türklerden farklı değiller. Hepsinin tarihi yok, sergüzeşti var, İran uygarlık havzasında Türk kendi kimliğini koruyamaz. İrandaki Türklerin de gönüllü asimile olmalarının nedeni budur.) Çünkü zaman akışı içinde şah sadece olarak saltanat edecek ve demokratik yolla hükümetler seçilecekti. Gidiş bu yöndeydi. Türkiyenin, Azerbaycanın ve Merkezi Asya ülkelerinin geçmişi İranik kültür ve kimlik olduğundan Soviyet sonrası uluslar arası enerji kaynakları tümüyle İrandan geçecekti. Türk ülkeleri bu borularla ekonomik açıdan birbirine bağlanmayacaktı. Bunu üçüncü bölümde açıklayacağım. 

3- Gorbaçev.

Soviyetlerin tek dağılma sebebi Gorbaçev. Onun yerine Putin gibi saldırgan bir devlet adamı iş başında olsaydı, soviyetler dağılmaz, ancak dönüşürdü. Nitekim şimdi Putin Gorbaçev´in hatalarını gidermekle uğraşmakta. Yani eski Soviyetlerden sadece Baltik ülkeleri bağımsız olabilirlerdi belki. Çünkü onlar çok sonralar Soviyetlere katılmıştılar. Diğer ülkeler, özellikle günümüzde bağımsız olan Türk ülkelerinin bağımsız olma gibi rüyaları yoktu. Nitekim Soviyetlerin dağılmasına, ya da kalmasına ilişkin referandum geçirildiğinde Ruslar daha çok dağılsın diye oy kullanırken, Türk ülkelerinde yüzde 90 üstünde kalsın diye oy kullanılmışt. Tarihin böyle işleri oluyor. Büyük ve super devletlerin hayatındaki gelişmeler küçücük halklara ve devletlere ya fırsatlar sonar, ya da fırsatları ellerinden alır. Türkmençay antlaşmasından beri (194 yıl) Rusyanın siyasi hayatındaki gelişmeler Türkler için yalnızca ve sadece olarak şanslar ve fırsatlar sunmuştur. Rusya sömürgeçiliği Türkleri iç sömürgecilikten büyük ölçüde kurtarmıştır. 1000 yıllık bilinen tarihte Türkler iç sömürgeciliğe mahkum edilmişlerdi. Yani kendilerini aşağılar, kendilerini islamın kaba gücü olarak nitelerler, hiçbir uygarlık kurma girişiminde bulunmaz, kaleme, kitaba, deftere eğilimlenmezlerdi. Nitekim bu kocaman 1000 yıl boyunca Türklere “kılıç ağaları” ve Farslara “kalem ağaları” lakebi takmışlar. Ama kalem kılıcı kırarak tarihten çıkarmıştı. Ruslar yeniden Türkleri tarihe getirdiler. Bakalım kalabilecek miyiz tarihte acaba? Çünkü tarih dışında yaşamaya alışmış bir kimlik ve geçmişimiz vardır. İç sömürgecilik bir toplumun ruhunu öylesine karanlığa gömer ki, oradan kurtuluş olmaz. İğne deliği denli bir yer bile ışık gelmek için bırakmaz. Nitekim geçen 1000 yıllık sergüzeştimizde ışık yok, bir zerre de ışık yok. Türkler olarak tarihimiz yoktur, sergüzeştimiz vardır. Tarih ondan ders alınan olaylar bütünüyken, sergüzeşt hiçbir ibret dersi alınmayacak akıntıdır. Tarihi olmayıp da sergüzeşti olan türkler gibi halklar iç sömütgeciliğe mahkum edilmiş, din ve saçma iman tarafından uyuşturulmuş toplumlardır. Ama dış sömürgecilik iç sömürgecilik gibi gözle görünmüyor değildir. İç sömürgecilik gözle görünmez, dış sömürgecilik gözle görünür. Türklerin iç sömürgecilik evresinde içten içe din mokrobu ve virüsüyle yenilmişler. Rusya sömürgeciliği dış sömürgecilikti. Dış sömürgecilikten kurtulma kolay. Dış sömürgecilik hem de iç sömürgeciliğin bilincine ermek için olanaklar sağlar. “Biz niye bizi yönetenler gibi çağdaş değiliz?” diye sorular sorarlar o halkın aydınları ve Ahundov örneğinde olduğu gibi o aydınları da dış sömürünün orduları ve hukuk birimleri iç sömürünün afetlerinden ve saldırılarından korur. Nitekim Kafkaz Türkleri aydınları “Çar Rusyası Kafkasları Osmanlı sünni şeriat hukukundan ve Safevi şii şeiat hukundan azad ettiği için bize en büyük hizmeti etmiş, dünya görüşümüzde yeni ufuklar açmıştır” diye yazarlar. Dış sömürgecilikten kurtulma çabaları o toplumun kendi kirli katmanlarını da ifşa eder. Nitekim Anadoluda da Türkler iç sömürgeciliğe mahkumdular. İsmail Gaspirali “Çar Rusyasının Türklere tanıdğı hakları Osmanlı tanımamaktadır” diye yazıyordu. Doğru söylüyor Gaspirali. Onun “Tercüman” gibi gazetesinin çıkmasına Osmanlı müsaade edemezdi. Nitekim öyle de oldu. Osmanlı müsaade etmediği için yurduna döndü ve Türklerin iç sömürülmesine sebep olan Osmanlı karşıtı yazılar yazdı. Evet, Rusyadaki gelişmeler ve özellikle hızla gelişen ve dünyayı hayretlere düşüren 19.yy Rus intelejensiyası Türklerin korkunç karanlığa gömülmüş, kokuşmuş dünyalarını aydınlatıyordu. Düşünün “Molla Nasrattin” gibi aydınlatıcı bir derginin çıkmasına hangi müslüman Türk devleti izin verirdi? Hiçbiri. Nitekim Çar Rusyasının Kafkaslarında çıkan bu dergiyi 2. Sultan Abdulhamit Çar´a tepki ve baskı uygulayarak kapattırdı. Sultan Hamitin gidişinden sonra yeniden çıkmaya başladı. Çünkü 2. Sultan Abdulhamit Arap dilini devletin dili olarak ilan etmek istedi. Bunun üzerine dergide uzun burun Abdulhamitin karikatürü yayılmandı. Karikatür şöyle: Abdulhamit Han köylü bir türkü yere sermiş ağzına Arap dilini sokuştruyor. Köylü, giysileri yırtık pırtık zavallı Türk de Abadulahmit´e “yahu, benim ağzımda dilim var” diye bağrıyor. Bunun üzerine Abdulhamit Tifliste çıkan dergiye kapattırdı. Derginin kapanması karşılığında Ruslara neler peşkeş ettiğini bilmiyorum. Ama Ruslar bunu karşıllıksız etmezdiler. Evet, Rusya politik dönüşümlerindeki tarihsel gelişmeler ve dönüşmeler bu fırsatı Türk ülkelerine sunmuş, sunuşturmuştur. Peki Gorbaçev sonrası ne oldu? İranda dinci-ideolojik bir devlet var olduğundan uluslar arası enerji kaynağı en kısa ve sarfeli yol olan İran üzerinden değil, en uzun ve masraflı yol olan Türkiye üzerinden Batıya taşındı. Böylece İrandaki Humeynizm uygulaması ve Gorbaçev etmeni nedeniyle Türk dilli ülkeler en güçlü ekonomik ve strateji enerji kaynakları borularıyla birbirlerine sıkıca bağlandılar. Türkiye yeniden önem kazandı. Türklerin yazgısı açısından Rusya ve İrandaki gelişmeler Türklere piyango bileti kazandırmış gibi oldu. Yani tarihte Arap ideolojisi yolunda yağma, talan, uygarlıkları tarihten silme edim ve eylemleri dışında hiçbir etkinliği olmayan Türkler olarak durup durduğumuz yerde 6 devlete sahip olduk. Halbuki, bu bağımsızlığın hiçbir intelektüel altyapısı yoktu. Piyango bileti kazanmak gibi değil midir?

Şimdi düşünün, Lenin, Gorbaçev ve Humeyni etmenleri tarihte olmasaydı, bu oluşumların hangisi olabilirdi? Tarihte, acaba bağımsız bir Türk ülkesi olur muydu? Ya da Gorbaçev ve Humeyni olmasaydı, şimdi Türkiye uluslar arası enerji dağıtımı odağı olur muydu?

Evet, resmi tarihler hep kahramanlık öyküsü düzerler. Halbuki, tarih budur. Benim şuradacıkta yazdıklarım tarih değil de nedir?

Hiç yorum yok: