Türklerin 3
büyük kahramanı:
1- Lenin.
Lenin olmasaydı,
şimdi İstanbul Rusya´nın başkendi idi. Çar Rusyası Erzuruma denli işgal etmiş
ve Rus ordusu İstanbul´un
kapısına dayanmıştı. Tam İstanbul´a girmek üzere iken Lenin Çarı devirdi.
Rusya´da iç savaş çıktı. Rus ordusu geri çekildi. Ancak Anadolu´da
"Erzincan Cumhuriyeti" gibi sosyalist devletler Lenin´in kabullenmesiyle Türkiye´ye teslim edildiler.
1917 Oktyabr Devrimi´nin ertesi günü Lenin "Pravda" gazetesinde
müttefikler arası gizlin antlaşmayı ifşa ederek, belgeleri yayımladı. Bu gizlin
antlaşmaya göre İstanbul Ruslara bırakılıyordu. Birinci Dünya Savaşı´nı
imperyalist savaş olarak niteleyen Lenin, sadece Rus ordularını Anadolu´dan
geri çekmedi, hem de yaklaşık 2 yıl sonra Bağımsızlık Savaşımı başlatan
Atatürk´e parasal ve savaş teknolojisi yardımında bulundu, silahlar gönderdi.
Bu konuda Atatürk-Nerimanov yazışmaları belgeler olarak mevcuttur. Kazım
Karabekirin Ermenileri devirmesi ve İrevanın 9 km yakınlığına denli yürümesi
Lenin izni ve teşvikiyle olmuştur. Çünkü Lenin Atatürk mücadelesini
antiimperyalist ve DAŞNAKları imperyalist kuklaları olarak tanımlıyordu.
İrevanın tam girişinde Karabekirin durması yine de Leninin isteği üzerine oldu.
Putinin son Karabağ savaşında Azerbaycan ordusunu Xankendi girişinde sadece bir
telefonla durdurduğu gibi. Evet, Atatürkün Neromanova yardımlarından dolayı
teşekkür belgeleri vardır. Nerimanov Moskvasız ve Leninsiz karar verebilecek
kişi değildi, böyle bir yetkisi de yoktu, kommunist ideasına da uygun gelmezdi.
Ancak Leninin en büyük hizmeti Atatürke destek vermesi değil, Rusyada devrim
yaparak iç savaş çıkarması ve böylece Anadolunun Çar tarafından tümüyle
işgalini önlemek olmuştur. Diğer Türk Cumhuriyetleri de Leninin Çar Rusyasını
devirmesiyle kurulmuştur. Yoksa devlet olmak için altyapısı hazıır olan bir
topluluk yoktu. Tüm geçmişleri Farsçaydı. Rus olgusu olmsaydı, o
cumhuriyetlerin yazgısı tamamen şu anki İran Türkleri gibi olacaktı. Yani yazı
dilleri Farsça olacaktı. Lenin devriminin en büyük hizmeti Rusyada yaşayan
Türkleri alfabelerini değiştirmek olmuştur. Arap alfabesiyle Türk kalmak
olanaksızdır. Günümüzde bağımsız devletler olan bu ülkelerin bağımsız devlet
olmaları için ne edebiyatları, ne mektepleri, ne alfabeleri, ne de devlet olmak
için gereken malzemeleri vardı. Hiçbir şeyleri yoktur. Çar Rusyası bu ülkeleri
işgal etmeseydi ve ardından Lenin devrimi olmasaydı, şimdi bu adlarda devlet
olmayacaktı. Lenin devrimi sonrası oluşan boşluk yüzünden bu ülkeler tarihe
girdi. Nitekim Azerbaycan ülkesinin kurucusu Resulzade ve arkadaşları
yayımladıkları istiklal bildirgesinin ilk paragrafında, onlara bağımsızlık
bağışlayan Rus devrimini övmüşlerdir. 1919 yılında Lenin bu ülkelerin var
olmalarına ilişkin bir protokolü imzaladıktan sonra adları tarihe girdi. Yoksa
4 Merkezi Asya artı Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinin ana dillerinde devlet
kurabilmelerine ilişkin medeni ortam hazırlayacak bir tek metinleri bile yoktu.
Devir değişmiş ve artık devletlerin kaba güçle değil, medeniyet gücüyle kurulma
evresi başlamıştı. Hala da yok düzeyindedir, Türkçelerin içi boş. Bilgi ve
tarihsel derinlikleri yok. Nitekim A. Ağaoğlu anılarında “çocuklara ana
dilimizde mektep açmak isterken, tüm Türk tarihini irdeledik, Türkçe bir
tanecik metin bulamadık. Yeniden Farsçadan Sa´dinin “Gülstan”ından tercüme etmek mecburiyetinde kaldık”
diye yazar. Atatürk milli devlet kurma yolunda öylesine tarihsel bir boşluk ve
hiçlikle karşılaştı ki, günümüz Türkiyeyi kurmak için ne yapacaklarını
bilmiyorlardı. Tarih karanlıktı, geçmişten biricik aydınlatıcı örnek yoktu.
Arap ideolojisi Türk dilini öylesine sömürmüş ve ahistorik kaba dil haline
getirmişti ki, oradan ulusal devlet çıkarma olasılığı bile kalmamıştı. Yalnız
Atatürk düşünce olarak Osmanlıdan, Osmanlının mensup olduğu islamcı gelenekten
dünya görüşünü tümden koparabildiği için başarılı oldu. Atatürkün uygulamasında
ne varsa, hepsi istisnasız olarak Batıdan alınma ve Osmanlı karşıtıydı.
Başarısının da temelinde duran buydu. Atatürkün Batı dillerini bilmesi.
Türk-islam tarihinden alınacak hiçbir değer yoktu ve yoktur. Günümüzde
terörizme kaymanın da sebebi bu. Türk-islam tarihinden alınacak bir şeylerin
olduğunu farzetmek kendiliğinden terör devleti olmaya zemin hazırlar. Atatürkün
cumhuriyet, laiklik, anayasa, dilin özgünleşmesi gibi gibi uygualamalarının
hangisi Türk-islam tarihinden alınmıştır? Hiçbiri. Laikliğin ölçütlerinin
başında dilin kendi yapısı ve grameri üzerinde yükselme isteği durmaktadır.
Batıda ana dillerini geliştiren, derinleştiren ve felsefeye sevk eden tüm
aydınlar laik dünya görüşüne sahip olmuşlar. Atatürk öncesi dil teröristlerin,
arapçıların, bilim düşmanlarının diliydi. Hiçbir grameri yoktu. Yalnız burada
yeri gelmişken Atatürkü de eleştirmek yerine düşer: Atatürkün nüfus
mübadilesini kabullenmesi çok yararsız olmuş ve uzun vadede korkunç sonuçlar
doğurmuştur. Bir milyon yarım Yunan gönderilerek, yarım milyon Türk
getirilmiştir. Giden Yunanlar yazıp okuması olan, ticaretten anlayan, çağdaş,
sosyal yaşamdan anlayan çoğu şehirli, kaliteli, nitelikli, yetenekli toplumdu.
Gelen Türkler çoban, ahurcu, yazıp okuması olmayan, hayatında bir kere de olsun
şehir hayatı görmeyen, ekonomik zihniyeti olmayan, niteliksiz, kalitesiz Osmanlı kalıntısı köylü
Türklerdi. Anadolunun çehresini bu nüfus mübadilesi değişti. Bin yıllarca bu
arazilerde uygarlık kurucusu olan Yunanlar gönderildi ve yerine, tarihte
uygarlıkların kurulmasında hiçbir etkisi olmayan kalitesiz toplum getirildi. En
dehşetlisi hırıstyan Rodop Türklerini de bu mübadilede Yunanistana gönderdiler.
Onların ileri gelenleri ne denli “biz Türküz, Yunan değiliz, sadece müslüman
olmayan Türküz, bizi göndermeyin” söyleseler de, aldırış eden olmadı. Bunun
sonucu olarak günümüzde “Elhamdulillah ülkemizin %99 müslümandır” diye boş övünen
terörist kafalılar ortaya çıktı. Sanki müslüman olmakla ülkenin uygarlık
çehresi, ekonomisi sıçramış olacaktır. Düşünün, 1.5 Yunan kalsaydı, şimdi durum
daha medeni olmaz mıydı. Şimdi yaklaşık 20 milyon müslüman olmayan halk olurdu.
BU, kendiliğinden bir ülke için uygarlık çeşitliliği açısından bir fırsat değil
midir? Ülkede çişitlilik ve laikliğin uygulanmasına ilişkin olanaklar genişler
ve uygar Yunan halkıyla bir yerde yaşamak yeni fırsatlar doğururdu. Ama bu
fırsatların gömülmesiyle Osmanlının “Etrak-i biidrak” dediği kalitesizliğin bir
yere toplanması gerçekleşti yalnız.
2- Ayetullah
Humeyni.
Humeyninin İran´da iktidara gelmesiyle coğrafi açıdan
Türkiyeden iki kat büyük, uygarlık açısından Türkiyeden daha ileri olan (zaten
Z. Gökalp´in de dediği gibi
Osmanlı kendisi İranik bir devletti) İran, strateji, jeopolitik, jeoticari
önemini yitirdi. Doğal olarak İranın kaybedilmesi Türkiyenin önemini artırdı.
İranda Humeyni öncesi Pehlevi şah rejimi kalsaydı, Merkezi Asya ülkelerini ve
Azerbaycanı, çok büyük ülçüde de Türkiyeyi kendisine cezbedecekti. Örnek devlet
olacaktı. (Gelecekte demokratikleşecek olan İran yine de bu ülkeleri medeni
açıdan yenerek kendisine bağlayan bir ülke şeklinde ortaya çıkabilir. Türk her
yerde Türktü. İranın dışında yaşayan Türkler İranın içindeki Türklerden farklı
değiller. Hepsinin tarihi yok, sergüzeşti var, İran uygarlık havzasında Türk
kendi kimliğini koruyamaz. İrandaki Türklerin de gönüllü asimile olmalarının
nedeni budur.) Çünkü zaman akışı içinde şah sadece olarak saltanat edecek ve demokratik
yolla hükümetler seçilecekti. Gidiş bu yöndeydi. Türkiyenin, Azerbaycanın ve
Merkezi Asya ülkelerinin geçmişi İranik kültür ve kimlik olduğundan Soviyet
sonrası uluslar arası enerji kaynakları tümüyle İrandan geçecekti. Türk
ülkeleri bu borularla ekonomik açıdan birbirine bağlanmayacaktı. Bunu üçüncü
bölümde açıklayacağım.
3- Gorbaçev.
Soviyetlerin tek
dağılma sebebi Gorbaçev. Onun yerine Putin gibi saldırgan bir devlet adamı iş
başında olsaydı, soviyetler dağılmaz, ancak dönüşürdü. Nitekim şimdi Putin
Gorbaçev´in hatalarını
gidermekle uğraşmakta. Yani eski Soviyetlerden sadece Baltik ülkeleri bağımsız
olabilirlerdi belki. Çünkü onlar çok sonralar Soviyetlere katılmıştılar. Diğer
ülkeler, özellikle günümüzde bağımsız olan Türk ülkelerinin bağımsız olma gibi
rüyaları yoktu. Nitekim Soviyetlerin dağılmasına, ya da kalmasına ilişkin
referandum geçirildiğinde Ruslar daha çok dağılsın diye oy kullanırken, Türk
ülkelerinde yüzde 90 üstünde kalsın diye oy kullanılmışt. Tarihin böyle işleri
oluyor. Büyük ve super devletlerin hayatındaki gelişmeler küçücük halklara ve
devletlere ya fırsatlar sonar, ya da fırsatları ellerinden alır. Türkmençay
antlaşmasından beri (194 yıl) Rusyanın siyasi hayatındaki gelişmeler Türkler
için yalnızca ve sadece olarak şanslar ve fırsatlar sunmuştur. Rusya
sömürgeçiliği Türkleri iç sömürgecilikten büyük ölçüde kurtarmıştır. 1000
yıllık bilinen tarihte Türkler iç sömürgeciliğe mahkum edilmişlerdi. Yani
kendilerini aşağılar, kendilerini islamın kaba gücü olarak nitelerler, hiçbir
uygarlık kurma girişiminde bulunmaz, kaleme, kitaba, deftere eğilimlenmezlerdi.
Nitekim bu kocaman 1000 yıl boyunca Türklere “kılıç ağaları” ve Farslara “kalem
ağaları” lakebi takmışlar. Ama kalem kılıcı kırarak tarihten çıkarmıştı. Ruslar
yeniden Türkleri tarihe getirdiler. Bakalım kalabilecek miyiz tarihte acaba?
Çünkü tarih dışında yaşamaya alışmış bir kimlik ve geçmişimiz vardır. İç
sömürgecilik bir toplumun ruhunu öylesine karanlığa gömer ki, oradan kurtuluş
olmaz. İğne deliği denli bir yer bile ışık gelmek için bırakmaz. Nitekim geçen
1000 yıllık sergüzeştimizde ışık yok, bir zerre de ışık yok. Türkler olarak
tarihimiz yoktur, sergüzeştimiz vardır. Tarih ondan ders alınan olaylar
bütünüyken, sergüzeşt hiçbir ibret dersi alınmayacak akıntıdır. Tarihi olmayıp
da sergüzeşti olan türkler gibi halklar iç sömütgeciliğe mahkum edilmiş, din ve
saçma iman tarafından uyuşturulmuş toplumlardır. Ama dış sömürgecilik iç
sömürgecilik gibi gözle görünmüyor değildir. İç sömürgecilik gözle görünmez,
dış sömürgecilik gözle görünür. Türklerin iç sömürgecilik evresinde içten içe
din mokrobu ve virüsüyle yenilmişler. Rusya sömürgeciliği dış sömürgecilikti.
Dış sömürgecilikten kurtulma kolay. Dış sömürgecilik hem de iç sömürgeciliğin
bilincine ermek için olanaklar sağlar. “Biz niye bizi yönetenler gibi çağdaş
değiliz?” diye sorular sorarlar o halkın aydınları ve Ahundov örneğinde olduğu
gibi o aydınları da dış sömürünün orduları ve hukuk birimleri iç sömürünün
afetlerinden ve saldırılarından korur. Nitekim Kafkaz Türkleri aydınları “Çar
Rusyası Kafkasları Osmanlı sünni şeriat hukukundan ve Safevi şii şeiat hukundan
azad ettiği için bize en büyük hizmeti etmiş, dünya görüşümüzde yeni ufuklar
açmıştır” diye yazarlar. Dış sömürgecilikten kurtulma çabaları o toplumun kendi
kirli katmanlarını da ifşa eder. Nitekim Anadoluda da Türkler iç sömürgeciliğe
mahkumdular. İsmail Gaspirali “Çar Rusyasının Türklere tanıdğı hakları Osmanlı
tanımamaktadır” diye yazıyordu. Doğru söylüyor Gaspirali. Onun “Tercüman” gibi
gazetesinin çıkmasına Osmanlı müsaade edemezdi. Nitekim öyle de oldu. Osmanlı
müsaade etmediği için yurduna döndü ve Türklerin iç sömürülmesine sebep olan
Osmanlı karşıtı yazılar yazdı. Evet, Rusyadaki gelişmeler ve özellikle hızla
gelişen ve dünyayı hayretlere düşüren 19.yy Rus intelejensiyası Türklerin
korkunç karanlığa gömülmüş, kokuşmuş dünyalarını aydınlatıyordu. Düşünün “Molla
Nasrattin” gibi aydınlatıcı bir derginin çıkmasına hangi müslüman Türk devleti
izin verirdi? Hiçbiri. Nitekim Çar Rusyasının Kafkaslarında çıkan bu dergiyi 2.
Sultan Abdulhamit Çar´a
tepki ve baskı uygulayarak kapattırdı. Sultan Hamitin gidişinden sonra yeniden
çıkmaya başladı. Çünkü 2. Sultan Abdulhamit Arap dilini devletin dili olarak
ilan etmek istedi. Bunun üzerine dergide uzun burun Abdulhamitin karikatürü
yayılmandı. Karikatür şöyle: Abdulhamit Han köylü bir türkü yere sermiş ağzına
Arap dilini sokuştruyor. Köylü, giysileri yırtık pırtık zavallı Türk de
Abadulahmit´e “yahu, benim ağzımda
dilim var” diye bağrıyor. Bunun üzerine Abdulhamit Tifliste çıkan dergiye
kapattırdı. Derginin kapanması karşılığında Ruslara neler peşkeş ettiğini
bilmiyorum. Ama Ruslar bunu karşıllıksız etmezdiler. Evet, Rusya politik
dönüşümlerindeki tarihsel gelişmeler ve dönüşmeler bu fırsatı Türk ülkelerine
sunmuş, sunuşturmuştur. Peki Gorbaçev sonrası ne oldu? İranda dinci-ideolojik
bir devlet var olduğundan uluslar arası enerji kaynağı en kısa ve sarfeli yol
olan İran üzerinden değil, en uzun ve masraflı yol olan Türkiye üzerinden
Batıya taşındı. Böylece İrandaki Humeynizm uygulaması ve Gorbaçev etmeni
nedeniyle Türk dilli ülkeler en güçlü ekonomik ve strateji enerji kaynakları borularıyla
birbirlerine sıkıca bağlandılar. Türkiye yeniden önem kazandı. Türklerin
yazgısı açısından Rusya ve İrandaki gelişmeler Türklere piyango bileti
kazandırmış gibi oldu. Yani tarihte Arap ideolojisi yolunda yağma, talan,
uygarlıkları tarihten silme edim ve eylemleri dışında hiçbir etkinliği olmayan
Türkler olarak durup durduğumuz yerde 6 devlete sahip olduk. Halbuki, bu
bağımsızlığın hiçbir intelektüel altyapısı yoktu. Piyango bileti kazanmak gibi
değil midir?
Şimdi düşünün,
Lenin, Gorbaçev ve Humeyni etmenleri tarihte olmasaydı, bu oluşumların hangisi
olabilirdi? Tarihte, acaba bağımsız bir Türk ülkesi olur muydu? Ya da Gorbaçev
ve Humeyni olmasaydı, şimdi Türkiye uluslar arası enerji dağıtımı odağı olur
muydu?
Evet, resmi tarihler hep kahramanlık öyküsü düzerler.
Halbuki, tarih budur. Benim şuradacıkta yazdıklarım tarih değil de nedir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder