İnsanların, ya
da küçümseyenlerin ifadesiyle gençlerin deisme sevk edilişleri üzülecek bir
durum değildir. Sevinilecek bir gelişmedir. Çünkü beşer medeniyetinin kurucusu
deistler. Şimdi zorla Farabi, İbn-i Sina, ... gibi bilgeleri müslüman olarak
niteliyorlar. Çünkü islami propaganda için bu yalanlar gerekli. Oysa onlar da
Newton, Dekart, ... gibi deist olmuşlar. Deist Newton öldüğünde keşiş yanına
gidip "Tanrıya inanıyor musun?" diye sorar. Keşfettiği kendi fiziksel
yasalarına göre Newton "Sizin tanrıya inanmıyorum, ama evrende her şey
devinimdedir. Bu varlığı devindiren ilk darbenin adına istersiniz Tanrı diye
bilirsiniz, ilk darbenin adı Tanrı, ya da vurucusu Tanrı olabilir, bunun
dışında hiçbir dinsel litretüre inanmıyorum" der. Böyle bir deist hareket
ve onun evrimi olmasaydı, modern Batı uygarlığı doğup da hırıstyan ve islam
orta çağ karanlığını aydınlatabilir miydi? Bir müslüman bin kere dünyaya gelse
de, bir Newton denli beşerin düşüncesinin genişlemesine, bilimsel bilginin
artımına, refahına hizmet edebilirler mi? Ya da daha da ileri gidip şöyle
söyleyelim: Bu Peygamberlerin hangisi Newton kadar insanlığa yararlı olmuşlar?
Deism nedir? İnsan için hiçbir baskı hiçliğin ve yokluğun baskısı denli korkunç
değildir. Tanrının var olduğunu kabullen kişi böylece hiçliğin baskısından
kurtularak bilimsel, felsefi, düşünsel, uzaysal çalışmalarına devam ediyor.
Tanrıyı da yokluğun sahibi ve bekçisi gibi bilincinin bir yerinde tutarak
psikolojik iç düzenini ve dengesini de sağlamış oluyor. Peki, bunun neresi
islam inancından daha kötü ve eksik? İslam inancı beşeriyet için köleleik,
cariyecilik (fahişelik), ciziye, müslüman olmayanlara karşı öfke ve nefretten
başka ne ermağan etmiş acaba? Hırıstyan, Yahudi, Mecusi, müşrik, kafir, ...
hepsi tarumar edilmesi gereken inanclar ve insan toplulukları olarak islam
tarafından değerlendirilmiyor mu? Kafir nedir, müşrik nedir? Bırakın insanlar
özgürce yaşasınlar, kaç Tanrıya inandıkları hiçbir peygamberi ilgilendirmez.
Peygamberler Allahın en üstün güç olduğuna inanamazlar mı? O zaman Allah o
muhteşem hidayet gücünü gösterip kafirleri ve müşrikleri katl ettirmek yerine,
peygamberilerini "doğru" yola hidayet ettiği gibi onları da hidayet
edemez miydi? İslamdan önceki binyılların medeniyeti İslam tarafından yok edilmedi
mi? Yok edilmediyese, nerede? Neden iğneyle yer kazarak o medeniyetleri
keşfediyorlar? Renesanstan günümüze denli tüm hukuk etmenleri laiklerin ve
deistlerin eseri. Ne hırıstyanlık, ne de islam bir uygarlık tesis edebilmiştir.
Etmişlerse nerede o uygarlık? Neden İslam vurmuş olan ülkeler iğrenç
durumdalar? Yani islamın hiç mi etkisi ve suçu yok? Suçsuzsa, neden ona
inananları eğitmiyor, eğittikleri hep canavarlar! Umberto Ekonun "Gül
adı" yapıtı, sanki Selcuklu zamanı Nizamiye medreselerinin durumunu tasvir
etmektedir. Aynıyla Econun anlattığı gibi, Yunan aydınlatıcı uygarlığı
yasaklanıyor, yapıtları yakılıyor. Batı kendi kirli tarihini açıklama
cesaretini elde etti, ama müslüman kendi kirli tarihiyle öğünmeye hala devam
etmektedir. Bu açıdan "gençlerin" deist olma eğilimlerine üzülmek
yerine, sevinmek gerekmez mi? Deist genç ne yapar? Ünlü deistler gibi, fizik,
biloji, jeoloji, uzaybilim, ... okur. Bunun neresi hüzünlü? Kuran müslümanı
olanlar, sanki deistlerden daha verimli bir iş mi yapıyorlar? Yaptıkları ne? 19
saçmalığı, Arap gerici kültür hayranlığı. Artık devir değişmiş, bu
saçmalıklardan kopan genci ve öbekleri kutlamak gerekir. Onlar kendi hallerine
üzülsünler. Ahlak için de vahiy eksenli dine gerek yok. Şopenhaver
"içimdeki ahlak ilkesine ve gökteki yıldızların varlığına hayret
ederim" der. Doğru söyler. Hiçbir din insan doğasında ahlaki ilke tesis
edememiş, tam tersine, bu ahlaki ilkleleri "cihat",
"kıtal", ... gibi insanlık dışı kavramlarla tamamen yok etmiştir. Bir
insan doğal haliyle kendi yaratılış programındaki ahlaki düzenle yaşarsa, asla
cihat adı altında ülkeler "feth"edip, öldürmelerde bulunmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder