19 Ekim 2019 Cumartesi

Kürt kimliği


Kürtler İranik dilli bir toplum. Safevi devleti kurulmayana dek Kürt diye bir kimlik ortada yoktu. Çünkü 9. yy sonrası imparatorlukların dilleri Farsça olmuş, Osmanlının dili bile. Farsça demek Kürt dilinin bir gelişmiş lehcesi demektir. Bu yüzden Kürtler asla milli sorunla karşılaşmamışlar. Şu anki İranda farsçayı en çabuk öğrenen Kürtler. Çünkü edebi Fars dilini oluşturan 7 diyalekt vardır: Soğdca, Tatça, Kürtçe, Gilekçe, Derice, Mazenderanice. Talışça. Fars dili bu 7 diyalektin bütünleşmesi. Söz dağarcıkları nerdeyse aynı. Bu yüzden Kürtler tarihte kendi dillerinde (Farsça) yazıp okudukları için, ayrıca Kürt kimliği tesis etme fikrinde asla olmamışlar. Kürt yazarlarının hepsinin yazı dili Farsça. Osmanlıdaki Kürtler bile Farsça yazmışlar. Osmanlının da enderun dili Farsça olduğundan Bitlisiler gibi en önemli tarih yazarları Kürtler olmuşlar ve Farsça yazmışlar. Kürt sorunu ne zaman ortaya çıktı? 1501 yılında. Safevi devletinin kuruluşuyla. Şah İsmail korkunç bir soykırımla Tebrizi şiileştirdi. Kürtleri de şiileştirmek isterken Şafii mezhebinden dönmek istemeyen Kürtler kendi tarihsel yurtlarını bırakıp Osmanlıya sığındılar. Çaldıran savaşında bile Kürt yardımı olmasaydı, Yavuz Selim kazanamazdı. Safevi devleti inanç zemininde kurulduktan sonra yine de inanç zemininde nüfus değişimi meydana çıktı. Anadolunun Alevi Türkmenleri İrana akın ederken İranın Sünni kürtleri de Anadoluya akın ettiler. Nitekim Diyarbakırda bu denli Kürt yoktu. Kürt vardı da ama azınlıktaydılar. Çünkü Dıyarbakır on yıllar boyunca Türkmen Bayındırlı (Akkkoyunlu) devletinin başkentiydi. İşte inanç zeminindeki nüfus değişimi bölgede etnik dağılım dengesini değiştirdi. Tarihsel etnik yapılar değişti. Kürt kimliği işte bu zamandan sonra tedricen kabarmaya başladı. Bu devirlerde Kürtçe edebiyat yok. Her toplumda olan folklorik değerler ve söylenceler istisna edilirse, Kürtçe edebiyat yok. Çünkü Safevi öncesi eski İranda hem kendi dinlerini yaşarlardı serbestçe, hem de kendi dillerinde (Farsça) yazarlardı. Yani Kürtlerin ne dil, ne de din sorunu vardı. Hatta kendileri Hanefi olan Selcuklular Kürtlerin (tüm fars dillilerin) Şafii oluşlarından dolayı uygulamada Şafii fıkhına geçmiştiler. Nizamiye medreselerinde Şafii fıkhı tedris ediliyordu. Safevi sonrası tarihi süreç değişti. 19. yy dünyada milli devlet kurma düşünceleri dalgalanırken Kürtlerde böyle bir istek olmadı. Tam tersine Şeyh Ubeydullah diye bir Kürt aydını tüm Orta Doğu Kürlerinin Osmanlı yönetimi çatısı altında bütünleşmeleri için bir ideoloji oluşturdu. Yani 19. yy modern Kürt milliyetçiliği Osmanlıyla tam ve eksiksiz olarak bütünleşmeyi düşünüyordu. Nitekim İrandaki şii Kürtlerin milli sorunları yok. İrandaki Kürt sorunu inanç zeminindedir. Sünni Kürlere Safevilerden beri ayrımcılık yapılmıştır. İrandaki kürtçülük sünnilik üzerine ihya edilmiştir. Ancak modenitenin de dalgaları doğal olarak sünni Kürt kimliğini İranda etkilemiştir. 19-20 yüzyıllarında Osmanlı imparatorluğundan milli devletler ayrılırken Kürtlerde böyle bir istekte bulunacak milli kadrlar yoktu. Çünkü Anadoludan İrana akın eden Alevi türklerin şehir hayatına alışamayıp köyleştikleri ve göçebeleştikleri gibi İrandan akınla Anadoluya gelen Kürtler de aynı yazgıyı yaşamışlardı. Şehir hayatına alışamamış bir toplumun milli isteklerinin olması kolay değil. Bunun örneğini 20 milyon civarında olan İran türklerinde görüyoruzdur. Nitekim İranda da ikinci çoğunluk etniğin Türkler olmasına karşın hiçbir ulusal statüleri yok. çünkü İrandaki Alevi türk akını şehirlere değil, köylere yerleştiler, göçebeleştiler. Köylü ve göçebe toplumlar milli şahsiyetler yetiştiremezler. Nitekim İrandaki türkler de aynı Türkiyedeki Kürtler gibi benzer yazgı yaşamaktalar. Modern hayat her iki toplumu şehir hayatına mahkum ettiği için kendiliğinden milli kimliğe olan ihtiyaçlar da ortaya çıkmaktadır. Türkiyede modern milli devlet kurulduğunda Kürtlerin milli devlet kurma gibi istekleri yoktu. Bir gülle bahar olmaz. Toplumsal Kürt psikolojisinde bu ihtiyaç olmadığından, bu ihtiyaca uygun kadrolar da olmaz oldu. Şeyh Sait isyanı milli hareket değildi, bir hareketi Kürdün başlatması onun Kürt milliyetçiliği olması anlamına gelmez. Hareketin paradigmasına bakmak lazım. Şeyh Sait isyani laik rejime karşı dini refleks idi. Türkiyenin her yerinde bu refleks vardı, ama orada örgütlenebildi. Orada örgütlenebilmesinin sebepleri var. Lakin son 100 yıl gelişmeleri eski tarihin 10 bin yılından daha fazla içerikli ve hacim olarak geniş. Türkiyede Osmanlı paradigması çöktü. Türk milliyetçiliği devletin resmi ideolojisi oldu. İşte buna tepki olarak Kürtçülük ortaya çıkmış oldu. 1940lı yıllarda İran Soviyetler ve İngiltere işgalindedir. Bu zaman İranın Kuzeyinde Stalin iki yerel cumhuriyet kurdu: 1- Kurdistan Cumhuriyeti, 2- Azerbaycan Cumhuriyeti. Her iki cumhuriyeti ABD devirdi ve hem Tebrizde, hem de İran Kürdistanında soykırım niteliğinde uygulama yaşandı. Türkler ve Kürtler toptan katl edildiler. İranda ilk kez olarak bu zaman Kürt kimliği tarihte milli-siyasi statü kazandı. O cumhuriyet şimdi tüm Kürt milliyetçliğinin esin kaynağıdır. Öcalan da kitabında o cumhuriyeti çok övmüştür. Dolayısıyla Kürt sorunu tarihsel bağlamda iki sebepten dolayı ortaya çıkmıştır: 1- Safevi devletinin kuruluşuyla kendi tarihsel inancını koruma tepkisi. 2- Kendi ana dillerinde Farsçada eğitim alabilmemeleri. Doğal olarak Arap ülkelerinde ve Türkiyede yaşayan Kürtler edebi fars dilini bilmedikleri için onlarda Kürt kimliği kendi tarihsel bağlamından kopmuştur. Arapçaya ve Türkçeye karşı tepki zemininde ana dili olgusu Kürt toplumlarında ortaya çıkmıştır. Bu da tarihin getirileridir, önlenemezdir. Zaten bu yüzden ona tarih denilmekte. Tarih hep geldiği gibi gitmez. Ortada yol değiştirir.

Hiç yorum yok: