Kürtler
İranik dilli bir toplum. Safevi devleti kurulmayana dek Kürt diye bir kimlik
ortada yoktu. Çünkü 9. yy sonrası imparatorlukların dilleri Farsça olmuş,
Osmanlının dili bile. Farsça demek Kürt dilinin bir gelişmiş lehcesi demektir.
Bu yüzden Kürtler asla milli sorunla karşılaşmamışlar. Şu anki İranda farsçayı
en çabuk öğrenen Kürtler. Çünkü edebi Fars dilini oluşturan 7 diyalekt vardır:
Soğdca, Tatça, Kürtçe, Gilekçe, Derice, Mazenderanice. Talışça. Fars dili bu 7
diyalektin bütünleşmesi. Söz dağarcıkları nerdeyse aynı. Bu yüzden Kürtler
tarihte kendi dillerinde (Farsça) yazıp okudukları için, ayrıca Kürt kimliği
tesis etme fikrinde asla olmamışlar. Kürt yazarlarının hepsinin yazı dili
Farsça. Osmanlıdaki Kürtler bile Farsça yazmışlar. Osmanlının da enderun dili
Farsça olduğundan Bitlisiler gibi en önemli tarih yazarları Kürtler olmuşlar ve
Farsça yazmışlar. Kürt sorunu ne zaman ortaya çıktı? 1501 yılında. Safevi
devletinin kuruluşuyla. Şah İsmail korkunç bir soykırımla Tebrizi şiileştirdi.
Kürtleri de şiileştirmek isterken Şafii mezhebinden dönmek istemeyen Kürtler
kendi tarihsel yurtlarını bırakıp Osmanlıya sığındılar. Çaldıran savaşında bile
Kürt yardımı olmasaydı, Yavuz Selim kazanamazdı. Safevi devleti inanç zemininde
kurulduktan sonra yine de inanç zemininde nüfus değişimi meydana çıktı.
Anadolunun Alevi Türkmenleri İrana akın ederken İranın Sünni kürtleri de
Anadoluya akın ettiler. Nitekim Diyarbakırda bu denli Kürt yoktu. Kürt vardı da
ama azınlıktaydılar. Çünkü Dıyarbakır on yıllar boyunca Türkmen Bayındırlı
(Akkkoyunlu) devletinin başkentiydi. İşte inanç zeminindeki nüfus değişimi
bölgede etnik dağılım dengesini değiştirdi. Tarihsel etnik yapılar değişti.
Kürt kimliği işte bu zamandan sonra tedricen kabarmaya başladı. Bu devirlerde
Kürtçe edebiyat yok. Her toplumda olan folklorik değerler ve söylenceler
istisna edilirse, Kürtçe edebiyat yok. Çünkü Safevi öncesi eski İranda hem
kendi dinlerini yaşarlardı serbestçe, hem de kendi dillerinde (Farsça)
yazarlardı. Yani Kürtlerin ne dil, ne de din sorunu vardı. Hatta kendileri
Hanefi olan Selcuklular Kürtlerin (tüm fars dillilerin) Şafii oluşlarından
dolayı uygulamada Şafii fıkhına geçmiştiler. Nizamiye medreselerinde Şafii
fıkhı tedris ediliyordu. Safevi sonrası tarihi süreç değişti. 19. yy dünyada
milli devlet kurma düşünceleri dalgalanırken Kürtlerde böyle bir istek olmadı.
Tam tersine Şeyh Ubeydullah diye bir Kürt aydını tüm Orta Doğu Kürlerinin
Osmanlı yönetimi çatısı altında bütünleşmeleri için bir ideoloji oluşturdu.
Yani 19. yy modern Kürt milliyetçiliği Osmanlıyla tam ve eksiksiz olarak
bütünleşmeyi düşünüyordu. Nitekim İrandaki şii Kürtlerin milli sorunları yok.
İrandaki Kürt sorunu inanç zeminindedir. Sünni Kürlere Safevilerden beri
ayrımcılık yapılmıştır. İrandaki kürtçülük sünnilik üzerine ihya edilmiştir.
Ancak modenitenin de dalgaları doğal olarak sünni Kürt kimliğini İranda
etkilemiştir. 19-20 yüzyıllarında Osmanlı imparatorluğundan milli devletler
ayrılırken Kürtlerde böyle bir istekte bulunacak milli kadrlar yoktu. Çünkü
Anadoludan İrana akın eden Alevi türklerin şehir hayatına alışamayıp
köyleştikleri ve göçebeleştikleri gibi İrandan akınla Anadoluya gelen Kürtler
de aynı yazgıyı yaşamışlardı. Şehir hayatına alışamamış bir toplumun milli
isteklerinin olması kolay değil. Bunun örneğini 20 milyon civarında olan İran
türklerinde görüyoruzdur. Nitekim İranda da ikinci çoğunluk etniğin Türkler
olmasına karşın hiçbir ulusal statüleri yok. çünkü İrandaki Alevi türk akını
şehirlere değil, köylere yerleştiler, göçebeleştiler. Köylü ve göçebe toplumlar
milli şahsiyetler yetiştiremezler. Nitekim İrandaki türkler de aynı Türkiyedeki
Kürtler gibi benzer yazgı yaşamaktalar. Modern hayat her iki toplumu şehir
hayatına mahkum ettiği için kendiliğinden milli kimliğe olan ihtiyaçlar da
ortaya çıkmaktadır. Türkiyede modern milli devlet kurulduğunda Kürtlerin milli
devlet kurma gibi istekleri yoktu. Bir gülle bahar olmaz. Toplumsal Kürt
psikolojisinde bu ihtiyaç olmadığından, bu ihtiyaca uygun kadrolar da olmaz
oldu. Şeyh Sait isyanı milli hareket değildi, bir hareketi Kürdün başlatması
onun Kürt milliyetçiliği olması anlamına gelmez. Hareketin paradigmasına bakmak
lazım. Şeyh Sait isyani laik rejime karşı dini refleks idi. Türkiyenin her
yerinde bu refleks vardı, ama orada örgütlenebildi. Orada örgütlenebilmesinin
sebepleri var. Lakin son 100 yıl gelişmeleri eski tarihin 10 bin yılından daha
fazla içerikli ve hacim olarak geniş. Türkiyede Osmanlı paradigması çöktü. Türk
milliyetçiliği devletin resmi ideolojisi oldu. İşte buna tepki olarak Kürtçülük
ortaya çıkmış oldu. 1940lı yıllarda İran Soviyetler ve İngiltere işgalindedir.
Bu zaman İranın Kuzeyinde Stalin iki yerel cumhuriyet kurdu: 1- Kurdistan
Cumhuriyeti, 2- Azerbaycan Cumhuriyeti. Her iki cumhuriyeti ABD devirdi ve hem
Tebrizde, hem de İran Kürdistanında soykırım niteliğinde uygulama yaşandı.
Türkler ve Kürtler toptan katl edildiler. İranda ilk kez olarak bu zaman Kürt
kimliği tarihte milli-siyasi statü kazandı. O cumhuriyet şimdi tüm Kürt
milliyetçliğinin esin kaynağıdır. Öcalan da kitabında o cumhuriyeti çok
övmüştür. Dolayısıyla Kürt sorunu tarihsel bağlamda iki sebepten dolayı ortaya
çıkmıştır: 1- Safevi devletinin kuruluşuyla kendi tarihsel inancını koruma
tepkisi. 2- Kendi ana dillerinde Farsçada eğitim alabilmemeleri. Doğal olarak
Arap ülkelerinde ve Türkiyede yaşayan Kürtler edebi fars dilini bilmedikleri
için onlarda Kürt kimliği kendi tarihsel bağlamından kopmuştur. Arapçaya ve
Türkçeye karşı tepki zemininde ana dili olgusu Kürt toplumlarında ortaya
çıkmıştır. Bu da tarihin getirileridir, önlenemezdir. Zaten bu yüzden ona tarih
denilmekte. Tarih hep geldiği gibi gitmez. Ortada yol değiştirir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder