26 Mart 2020 Perşembe

Osmanlıcıya cavab


Humeyni 1986 yılında 70 bin mahpusunun toptan katlini verdi. Şimdi BM tarafından soykırım olarak nitelenmiş ve hayatta kalanlarla ilgili tutuklama kararı çıkarılmış. Adları geçen suçlular uygulayıcı askerlerinden tutmuş, tüm aşağıdan yukarı hiçbirisi korkularından Türkiyeye bile sefer edemiyorlar.
Müslümanlarını tarihi sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermekle eleştirilerin tutarlılığı olamaz. Günümüzde Batıdan gelmiş ve Türkiye anayasasına yerleştirilmiş bir tek sözcük olan "laiklik" olmasaydı, şu an sadece solcular, aleviler, kommunistler, liberaller, demokratlar değil, resmi devlet dini farklı düşünen müslümanları da toptan katl ederdi. Yani anayasadaki bir tek sözcük olan ve son zamanlarda da zayıflamış bulunan "laiklik" sözü allahtan daha güçlü ve merhametli olarak Türkiyedeki insanların canlarını ve mallarını korumaktadır.
Şu an yüzlerce kadın müslüman ülkelerinde recedilmekte, belli islam kuralları dışı davranışları yüzünden yüzlerine asit atılmakta, zindanlarda tecavüz edilmekte, işkence edilmekte ve idam edilmekteler. Bunları ABD ve ya İsrail mi yapıyor? Yine de Batı uygarlığının baskısı çoğu insanların öldürülüşünü önlüyor. batıya uğradıklarında müslüman saldırısından kurtulmuş olarak bir köşede insanca yaşayabiliyorlar.
Ben sizin söyleminizin antitezi şeklinde fikirlerimi beyan ediyorum. Batının vahşiliği olmuş. Ama insanlığın yazgısını bir bütün görüyorsak, o zaman gerçeği tüm boyutuyla söylemeliyiz. batının vahşetten arınıp medenileşmesi yolunda büyük bilge ve filozof adamlar kilse tarafından vahşice yakıldılar, öldürüldüler. Bunlar doğru. Bunları Batılı mütefekkirler kendileri de yazıyorlar. Bizim bilgeler neden tarihteki vahşetlerimizi yazmazlar. O vahşet hala devam ediyor. Mesela soruyorum: Batıdaki savaş olanakları bir müslüman ülkesinde olsaydı, insanlık şimdiye denli yok edilmemiş miydi? Mesela İranın atom bombası olsa, ilk Türkiyeyi, Arabıstan olsa, ilk İranı yok etmez miydi? Tarihimizden fışkıran ve günümüzde de kendisini açıkça gösteren bu derin öfkeyi Batıyı kötülemekle yok edebilir miyiz? Batı düşmanlığı bize ne veriyor? Geçmişimiz ve günümüz çok mu aydınlık? Batı neden islam tarihini bu denli kötülemiyor? Yüzlerce ve belki binlerce batı yazarlarının kitaplarını ve tarih araştırmalarını okudum. Müsülümanların yaptıkları soykırımları anlatırken bile itidal ve bilgeliği terk etmemişler.
BM-nin verdiği nesnel bilgidir. 70 bin kişiyi bir gecede hapiste katletti Ali Şeriatinin mimari olduğu İran islam devrimi. Bunun ne demek olduğunu anlıyor musunuz? 70 bin genç. 70 bin kitap okuyan kişi. Hepsi 40 yaşın altında. Hepsi okuyan, düşünen ve sorgulayan insanlar. Peki 70 bin aktif okuyan beyni yok edilen bir toplumun merhametli, medeni, kültürlü olacağını mı beklersiniz? Bu tablo sadece İran için mi geçerli? Düşünün, 70 bin o genç akif ve düşünen kuşak kalsaydı, şimdi İran toplumunun dolayısıyla Orta Doğu ve Dünya halklarının aydınlanmasında ne denli kitaplar yazacaktılar. Nitekim hayatta kalanları çok büyük intelektüel çabalara katıldılar. Sizler bile o diri kalıp da kitaplar yazan kişilerin yapıtlarını okuyorsunuz. Bu dehşet ne zaman duracak? Humeyni "Ali bir günde 7000 havariç öldürdü" fetvasıyla hepsini toptan katl etti. Ali böyle yapmışsa, onun bir katilden farkı ne? Söyler misiniz? Ne zamanadek böyle katilleri toplumlara örnek göstererek demokratikleşmenin önünde önlemler alınacaktır? savaşa alışan toplum bilgi üretemez, bilimle uğraşamaz. Çünkü savaş beyin işi değildir. Çevre ülkeler güçlendiklerinde müslüçmanların birbirlerini parçalamalarının ve boğazlamalarının sebebi bu savaş alışkanlığı. Ebedi savaş ideası. Çünkü tarihsel toplum psikoloji fetih, yağma üzerine varsıllaşmayı hep amaç edinmiştir. İslamdan sonra yazılmış olan bizim Dede Korkut gibi destanlarımıza da baksanız, Kurandan esinlenerek, hep adı Güzel Muhammet adına komşu halkları yağmalıyorlar. Böyle olduğunda ve yabancı ülkelere batışamadıklarında içlerindeki savaş geleneği ve Kurandan kaynaklanan ebedi savaş teorisi onları birbirlerini boğazlamaya yeltemiştir. Ali-Muaviye, Ali-Ayişe, Ali-Havariç, Osman-sahabiler ve diğerler iç savaşların ve çatışmalarının ana ekonomik nedeni buydu. İşgaller duraksamış, yağmalar ve ganimetler yoluyla varsıllaşma durmuştur. İşte iç kaos bu şeklide başladı. Hayat kendi içinde çelişki ve kaos barındırmaktadır. Siz bir tek kişi olarak doğanızda savaş özelliği taşımamış olabilirsiniz. Bu yüzden ayetleri kendi doğanıza göre yorumlayabilirsiniz. Bunun toplum ve tarih için hiç, ama hiçbir etkisi olmaz, olamaz. Böyle karakterler her devirde olmuş ve tarihi etkileyememişler. Belki bir kitap yazmışlar. Devlet ve toplum için yağma gerekirdi. Üretim düşüncesi ve deneyimi olmadıktan sonra tek yol yağma ve kadın ticareti yoluyla para kazanmak, devletin butçesini doldurmak olmuştur. İslam devletlerinin butçe tarihini irdelersiniz göreceksiniz. Hepsi yağma, kadın ve köle ticaretiyle doldurulmuş. Kuranda da bu amel için bir değil, yüzlerce ayet var. Düşünün, mesela Avrupa zayıf olsaydı, Yunan bu sınırdaki akınları durduramasaydı, en az 100 milyon müslüman cihat ederek geçip Avrupayı yağmalamaz mıydılar? Yani bunlarda merhamet ve insanlık mı aranırdı? Ya da insan haklarına saygı duymaları mı? Ömür boyu bir kadınla sevişmemiş, güzel bir kadının sesini bile duymamış bu kalabalık tüm Avrupa kadınlarını tarihte olduğu gibi tecavüze uğratmaz mıydılar? Müslüman tarihinde asla, ama asla üretim olmamış, olamaz. Hiçbir zaman da olmayacak. Bunun için Kurandaki savaş çığırtkanlıklarının binlerce müslüman alimler tarafından mensuh edilmişlikleri duyurulmalı. Tarih tarafından mensuh edildiği duyurulmalı, ilk okuldan çocuklara eğitimde öğretilmelidir. 
Modernitenin bilgileri ışığında ortaya çıkan Kurancı müslümanların çok da dürüst olmamaları, şiiliğin telkinlerine kapaıldıkları kansısındayım. Ebutalip oğlu Ali diye nümune bir şahsiyet ve kişilik üzerinde yoğunlaşıyorlar. Ali çizgisi devam etseydi, böyle olmayacakmış gibi Ali Şeriatinin uydurduğu tezin ortalıkta dolaştığı gözküyor. Bunun hiçbir tarihsel, sosyal ve doğrusal dayanağı yoktur. Ali çizgisi devam edemezdi. Çünkü Ali devlet adamı değildi, politikayı bilmiyordu. Adalet sadece teorik bir kavram değildir. Onu uygalamak başkaca deneyim ve sabır gerektirir ki, hiçbiri Alide yoktu. Dafıası cazibesinden fazlaydı. Sahabiler bile onu sevmezlerdi. Daha sonra İrani kimlikle özdeşleşerek hakkında sahte edebiyat oluşturulan Ali diye gerçeklikte bir kişi olmamıştır. Bunlar hepsi masal. Tüm iç savaşların Ali zamanında çıkmasının, kendisi müslümanlar tarafından öldürülmesinin de sebebi buydu. Muhammet çizgisinde yürüyen tek devlet adamı Muaviyeydi. Zaten Muaviye olmasaydı, islamın ilerlemesi de olmayacaktı. Ali zamanında bazı duraksamalar olsa da, gerçek islam Peygamberle başlayıp Emevilerin sonuna kadar devam etmiştir. Ondan sonrası islam değildir. Çünkü islam başka kaynak ve kitaplara asla tolerans göstermemiştir. Mesela Ömerin yaktığı kütüphane arşivlerini müslüman tarihçiler kendileri yazmışlar. Abbasiler döneminde Yunan uygarlığının tercümesi iranlıların Abbasi devletini ele geçirmeleriyle baş kaldırdı ki, bu da kendi zatında islam karşıtı bir eylem idi ve çağımızda da çoğu müslümanlar Yunan uygarlığı tercümesinin islama zarar verdiğini söylerle ve haklıdılar. Bu çevriler insanlık yazgı ve uygarlığına yararlı olsa da, islama zararlı olmuştur. Şimdi Muaviyeyi neden kötülerler? Çünkü oğlunu kendi yerine atamış. Atamadan önce de çoğu müslümanların, hatta hayatta kalan sahabilerin de fikrini almıştır. Şiilerin ve modern Kurancı müslümanların söylediği gibi Yezit cahil biri değildir ki. Yezit kendi çağının en bilge, kültürlü ve intelektüel genci olmuştur. Muaviyenin oğlu olması onun kimi yetkilerden yoksun olmasını mı gerektirir? Ayrıca, Muaviyeden önce bunun bir başka örneğini Ebubekir de Ömer timsalinde yapmış ve Ömeri kendi yerine atamıştır. Yanlışsa o zaman her ikisi hatalıdır. Yezit her açıdan imam Hüseyinden üstün idi. Devlet işlerinde, okuduğu kitaplara göre, at koşturmakta, hattatlıkta, bir kaç yabancı dil bilmesinde, dilcilikte, şairlikte, .... Hüseyin halife olsaydı ne olacaktı sanki? Bu kez iktidar onun elinde olacak ve tüm Emevi soyunu tarihten silmeyecek miydi? Muaviye bunları bilmiyor muydu sanki? İktidar Hüseyinin elinde olsaydı, mevcut tarihten daha korkunç tarih gerçekleriyle karşı karşıya olacaktık. 
İnsan doğası Batıda bir tür, Doğuda başka tür deöildir. Batı ve doğu toplumlarını gfarklandıran onların iklimleridir. Hint-Çin ve çevreleri başka doğudur. Bolluk coğrafyalarıdır. Orta Asya ve Orta Doğu da başka doğu. Yağmursuz, susuz, çöllük ve kaos coğrafyasıdır. Toplumların kültür ve kimliklerini oluşturan inançları ve iklimleridir. Kaos ikliminde sürekliliği olan, oluşan uygarlık oluşamamıştır, oluşamaz. İslamın yayıldığı geniş coğrafyanın yaklaşık %30 kösmö yerle.im i,in munasep. Gerisi tepeler, dağlar, dereler. Tarıma yatkın olmayan araziler. Bu yüzden bu doğu insanın doğasında bahime, belirsizlik, endişe ve korku var. Asla soylu bir güvenli bir yere yerleşmez. Hep kuraklık ve susuzluk tehdidi altında yaşadığı için, bu tehdit doğu insanında psikolojik hastalık oluşturmuştur. Uzun vadeli üretim düşüncesi doğu insanının aklında bulunmaz. Buna dini ve ideolojik despotizm ve dijtatörlük baskıları da eklenince, doğu toplumunda kendi ülkesinden firar sindromu diye kölü tarihin derinliklerine dayanan bir hastalık oluşmuştur. Böyle bir ortamda bilgelik yerine, inançve iman yerleşir. Bilgelere yaşam olanağı tanınmaz. Çünkü bilgeliğin kendisini toplumda göstermesi için açık toplumun güvenlik ortamı bulunamaz.



Hiç yorum yok: