Humeyni 1986 yılında 70 bin mahpusunun toptan katlini
verdi. Şimdi BM tarafından soykırım olarak nitelenmiş ve hayatta kalanlarla
ilgili tutuklama kararı çıkarılmış. Adları geçen suçlular uygulayıcı
askerlerinden tutmuş, tüm aşağıdan yukarı hiçbirisi korkularından Türkiyeye
bile sefer edemiyorlar.
Müslümanlarını tarihi sütten çıkmış ak kaşık gibi
göstermekle eleştirilerin tutarlılığı olamaz. Günümüzde Batıdan gelmiş ve
Türkiye anayasasına yerleştirilmiş bir tek sözcük olan "laiklik"
olmasaydı, şu an sadece solcular, aleviler, kommunistler, liberaller,
demokratlar değil, resmi devlet dini farklı düşünen müslümanları da toptan katl
ederdi. Yani anayasadaki bir tek sözcük olan ve son zamanlarda da zayıflamış
bulunan "laiklik" sözü allahtan daha güçlü ve merhametli olarak
Türkiyedeki insanların canlarını ve mallarını korumaktadır.
Şu an yüzlerce kadın müslüman ülkelerinde recedilmekte,
belli islam kuralları dışı davranışları yüzünden yüzlerine asit atılmakta,
zindanlarda tecavüz edilmekte, işkence edilmekte ve idam edilmekteler. Bunları
ABD ve ya İsrail mi yapıyor? Yine de Batı uygarlığının baskısı çoğu insanların
öldürülüşünü önlüyor. batıya uğradıklarında müslüman saldırısından kurtulmuş
olarak bir köşede insanca yaşayabiliyorlar.
Ben sizin söyleminizin antitezi şeklinde fikirlerimi beyan
ediyorum. Batının vahşiliği olmuş. Ama insanlığın yazgısını bir bütün
görüyorsak, o zaman gerçeği tüm boyutuyla söylemeliyiz. batının vahşetten
arınıp medenileşmesi yolunda büyük bilge ve filozof adamlar kilse tarafından
vahşice yakıldılar, öldürüldüler. Bunlar doğru. Bunları Batılı mütefekkirler
kendileri de yazıyorlar. Bizim bilgeler neden tarihteki vahşetlerimizi
yazmazlar. O vahşet hala devam ediyor. Mesela soruyorum: Batıdaki savaş
olanakları bir müslüman ülkesinde olsaydı, insanlık şimdiye denli yok edilmemiş
miydi? Mesela İranın atom bombası olsa, ilk Türkiyeyi, Arabıstan olsa, ilk
İranı yok etmez miydi? Tarihimizden fışkıran ve günümüzde de kendisini açıkça
gösteren bu derin öfkeyi Batıyı kötülemekle yok edebilir miyiz? Batı düşmanlığı
bize ne veriyor? Geçmişimiz ve günümüz çok mu aydınlık? Batı neden islam
tarihini bu denli kötülemiyor? Yüzlerce ve belki binlerce batı yazarlarının
kitaplarını ve tarih araştırmalarını okudum. Müsülümanların yaptıkları soykırımları
anlatırken bile itidal ve bilgeliği terk etmemişler.
BM-nin verdiği nesnel bilgidir. 70 bin kişiyi bir gecede
hapiste katletti Ali Şeriatinin mimari olduğu İran islam devrimi. Bunun ne
demek olduğunu anlıyor musunuz? 70 bin genç. 70 bin kitap okuyan kişi. Hepsi 40
yaşın altında. Hepsi okuyan, düşünen ve sorgulayan insanlar. Peki 70 bin aktif
okuyan beyni yok edilen bir toplumun merhametli, medeni, kültürlü olacağını mı
beklersiniz? Bu tablo sadece İran için mi geçerli? Düşünün, 70 bin o genç akif
ve düşünen kuşak kalsaydı, şimdi İran toplumunun dolayısıyla Orta Doğu ve Dünya
halklarının aydınlanmasında ne denli kitaplar yazacaktılar. Nitekim hayatta
kalanları çok büyük intelektüel çabalara katıldılar. Sizler bile o diri kalıp
da kitaplar yazan kişilerin yapıtlarını okuyorsunuz. Bu dehşet ne zaman
duracak? Humeyni "Ali bir günde 7000 havariç öldürdü" fetvasıyla
hepsini toptan katl etti. Ali böyle yapmışsa, onun bir katilden farkı ne?
Söyler misiniz? Ne zamanadek böyle katilleri toplumlara örnek göstererek demokratikleşmenin
önünde önlemler alınacaktır? savaşa alışan toplum bilgi üretemez, bilimle
uğraşamaz. Çünkü savaş beyin işi değildir. Çevre ülkeler güçlendiklerinde
müslüçmanların birbirlerini parçalamalarının ve boğazlamalarının sebebi bu
savaş alışkanlığı. Ebedi savaş ideası. Çünkü tarihsel toplum psikoloji fetih,
yağma üzerine varsıllaşmayı hep amaç edinmiştir. İslamdan sonra yazılmış olan
bizim Dede Korkut gibi destanlarımıza da baksanız, Kurandan esinlenerek, hep adı
Güzel Muhammet adına komşu halkları yağmalıyorlar. Böyle olduğunda ve yabancı
ülkelere batışamadıklarında içlerindeki savaş geleneği ve Kurandan kaynaklanan
ebedi savaş teorisi onları birbirlerini boğazlamaya yeltemiştir. Ali-Muaviye,
Ali-Ayişe, Ali-Havariç, Osman-sahabiler ve diğerler iç savaşların ve
çatışmalarının ana ekonomik nedeni buydu. İşgaller duraksamış, yağmalar ve
ganimetler yoluyla varsıllaşma durmuştur. İşte iç kaos bu şeklide başladı.
Hayat kendi içinde çelişki ve kaos barındırmaktadır. Siz bir tek kişi olarak
doğanızda savaş özelliği taşımamış olabilirsiniz. Bu yüzden ayetleri kendi
doğanıza göre yorumlayabilirsiniz. Bunun toplum ve tarih için hiç, ama hiçbir
etkisi olmaz, olamaz. Böyle karakterler her devirde olmuş ve tarihi
etkileyememişler. Belki bir kitap yazmışlar. Devlet ve toplum için yağma
gerekirdi. Üretim düşüncesi ve deneyimi olmadıktan sonra tek yol yağma ve kadın
ticareti yoluyla para kazanmak, devletin butçesini doldurmak olmuştur. İslam
devletlerinin butçe tarihini irdelersiniz göreceksiniz. Hepsi yağma, kadın ve
köle ticaretiyle doldurulmuş. Kuranda da bu amel için bir değil, yüzlerce ayet
var. Düşünün, mesela Avrupa zayıf olsaydı, Yunan bu sınırdaki akınları
durduramasaydı, en az 100 milyon müslüman cihat ederek geçip Avrupayı yağmalamaz
mıydılar? Yani bunlarda merhamet ve insanlık mı aranırdı? Ya da insan haklarına
saygı duymaları mı? Ömür boyu bir kadınla sevişmemiş, güzel bir kadının sesini
bile duymamış bu kalabalık tüm Avrupa kadınlarını tarihte olduğu gibi tecavüze
uğratmaz mıydılar? Müslüman tarihinde asla, ama asla üretim olmamış, olamaz.
Hiçbir zaman da olmayacak. Bunun için Kurandaki savaş çığırtkanlıklarının
binlerce müslüman alimler tarafından mensuh edilmişlikleri duyurulmalı. Tarih
tarafından mensuh edildiği duyurulmalı, ilk okuldan çocuklara eğitimde
öğretilmelidir.
Modernitenin bilgileri ışığında ortaya çıkan Kurancı
müslümanların çok da dürüst olmamaları, şiiliğin telkinlerine kapaıldıkları
kansısındayım. Ebutalip oğlu Ali diye nümune bir şahsiyet ve kişilik üzerinde
yoğunlaşıyorlar. Ali çizgisi devam etseydi, böyle olmayacakmış gibi Ali
Şeriatinin uydurduğu tezin ortalıkta dolaştığı gözküyor. Bunun hiçbir tarihsel,
sosyal ve doğrusal dayanağı yoktur. Ali çizgisi devam edemezdi. Çünkü Ali
devlet adamı değildi, politikayı bilmiyordu. Adalet sadece teorik bir kavram
değildir. Onu uygalamak başkaca deneyim ve sabır gerektirir ki, hiçbiri Alide
yoktu. Dafıası cazibesinden fazlaydı. Sahabiler bile onu sevmezlerdi. Daha
sonra İrani kimlikle özdeşleşerek hakkında sahte edebiyat oluşturulan Ali diye
gerçeklikte bir kişi olmamıştır. Bunlar hepsi masal. Tüm iç savaşların Ali
zamanında çıkmasının, kendisi müslümanlar tarafından öldürülmesinin de sebebi
buydu. Muhammet çizgisinde yürüyen tek devlet adamı Muaviyeydi. Zaten Muaviye
olmasaydı, islamın ilerlemesi de olmayacaktı. Ali zamanında bazı duraksamalar
olsa da, gerçek islam Peygamberle başlayıp Emevilerin sonuna kadar devam
etmiştir. Ondan sonrası islam değildir. Çünkü islam başka kaynak ve kitaplara
asla tolerans göstermemiştir. Mesela Ömerin yaktığı kütüphane arşivlerini
müslüman tarihçiler kendileri yazmışlar. Abbasiler döneminde Yunan uygarlığının
tercümesi iranlıların Abbasi devletini ele geçirmeleriyle baş kaldırdı ki, bu
da kendi zatında islam karşıtı bir eylem idi ve çağımızda da çoğu müslümanlar
Yunan uygarlığı tercümesinin islama zarar verdiğini söylerle ve haklıdılar. Bu
çevriler insanlık yazgı ve uygarlığına yararlı olsa da, islama zararlı
olmuştur. Şimdi Muaviyeyi neden kötülerler? Çünkü oğlunu kendi yerine atamış.
Atamadan önce de çoğu müslümanların, hatta hayatta kalan sahabilerin de fikrini
almıştır. Şiilerin ve modern Kurancı müslümanların söylediği gibi Yezit cahil
biri değildir ki. Yezit kendi çağının en bilge, kültürlü ve intelektüel genci
olmuştur. Muaviyenin oğlu olması onun kimi yetkilerden yoksun olmasını mı
gerektirir? Ayrıca, Muaviyeden önce bunun bir başka örneğini Ebubekir de Ömer
timsalinde yapmış ve Ömeri kendi yerine atamıştır. Yanlışsa o zaman her ikisi
hatalıdır. Yezit her açıdan imam Hüseyinden üstün idi. Devlet işlerinde,
okuduğu kitaplara göre, at koşturmakta, hattatlıkta, bir kaç yabancı dil
bilmesinde, dilcilikte, şairlikte, .... Hüseyin halife olsaydı ne olacaktı
sanki? Bu kez iktidar onun elinde olacak ve tüm Emevi soyunu tarihten
silmeyecek miydi? Muaviye bunları bilmiyor muydu sanki? İktidar Hüseyinin
elinde olsaydı, mevcut tarihten daha korkunç tarih gerçekleriyle karşı karşıya
olacaktık.
İnsan doğası Batıda bir tür, Doğuda başka tür deöildir. Batı ve doğu toplumlarını gfarklandıran onların iklimleridir. Hint-Çin ve çevreleri başka doğudur. Bolluk coğrafyalarıdır. Orta Asya ve Orta Doğu da başka doğu. Yağmursuz, susuz, çöllük ve kaos coğrafyasıdır. Toplumların kültür ve kimliklerini oluşturan inançları ve iklimleridir. Kaos ikliminde sürekliliği olan, oluşan uygarlık oluşamamıştır, oluşamaz. İslamın yayıldığı geniş coğrafyanın yaklaşık %30 kösmö yerle.im i,in munasep. Gerisi tepeler, dağlar, dereler. Tarıma yatkın olmayan araziler. Bu yüzden bu doğu insanın doğasında bahime, belirsizlik, endişe ve korku var. Asla soylu bir güvenli bir yere yerleşmez. Hep kuraklık ve susuzluk tehdidi altında yaşadığı için, bu tehdit doğu insanında psikolojik hastalık oluşturmuştur. Uzun vadeli üretim düşüncesi doğu insanının aklında bulunmaz. Buna dini ve ideolojik despotizm ve dijtatörlük baskıları da eklenince, doğu toplumunda kendi ülkesinden firar sindromu diye kölü tarihin derinliklerine dayanan bir hastalık oluşmuştur. Böyle bir ortamda bilgelik yerine, inançve iman yerleşir. Bilgelere yaşam olanağı tanınmaz. Çünkü bilgeliğin kendisini toplumda göstermesi için açık toplumun güvenlik ortamı bulunamaz.
İnsan doğası Batıda bir tür, Doğuda başka tür deöildir. Batı ve doğu toplumlarını gfarklandıran onların iklimleridir. Hint-Çin ve çevreleri başka doğudur. Bolluk coğrafyalarıdır. Orta Asya ve Orta Doğu da başka doğu. Yağmursuz, susuz, çöllük ve kaos coğrafyasıdır. Toplumların kültür ve kimliklerini oluşturan inançları ve iklimleridir. Kaos ikliminde sürekliliği olan, oluşan uygarlık oluşamamıştır, oluşamaz. İslamın yayıldığı geniş coğrafyanın yaklaşık %30 kösmö yerle.im i,in munasep. Gerisi tepeler, dağlar, dereler. Tarıma yatkın olmayan araziler. Bu yüzden bu doğu insanın doğasında bahime, belirsizlik, endişe ve korku var. Asla soylu bir güvenli bir yere yerleşmez. Hep kuraklık ve susuzluk tehdidi altında yaşadığı için, bu tehdit doğu insanında psikolojik hastalık oluşturmuştur. Uzun vadeli üretim düşüncesi doğu insanının aklında bulunmaz. Buna dini ve ideolojik despotizm ve dijtatörlük baskıları da eklenince, doğu toplumunda kendi ülkesinden firar sindromu diye kölü tarihin derinliklerine dayanan bir hastalık oluşmuştur. Böyle bir ortamda bilgelik yerine, inançve iman yerleşir. Bilgelere yaşam olanağı tanınmaz. Çünkü bilgeliğin kendisini toplumda göstermesi için açık toplumun güvenlik ortamı bulunamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder