Din kabusu ve tabusu ruhumuzu,
bilincimizi, yaşamımızı terk ettikten sonra kendimizi yeniden tanımlama,
bilincimizin mimarisiyle uğraşma fırsatını yakalarız. Doğa herkese bir yetenek
vermiş, Bu yetenek yaşamdan zevk almak, zevk yaşatmak için tek bireysel şansımız
ve olanağımızdır. Din ve dinsel kültüre mensubiyet bu yeteneğimizin keşfinin
önünde engel olur. Bu yeteneği her dindar kişi kendisiyle toprağın altına
götürür. Bu yüzden dindar ülkelere bakıldığında estetik sanat türlerinin
gelişmediğine tanık oluruz. Kaba bir toplum gerçeğiyle karşılaşırız. Tüm dindar
toplumlar önderleriyle bir yerde saygsız ve kaba davarnış içinde olurlar. İslam
ülkelerindeki diktatörlüğün ve despotizmin hala aşırı düzeyde olmasını bu
tarihsel ve toplumsal psikolojiyle bağlantılı olarak anlamak mümkündür. Çünkü
değer ürütemezler. Değerler karşıt görüşlerin yüzyıllar boyunca diyaloğu sonucu
oluşur. Oysa din ve dindar toplum karşıt görüşe yaşam olanağı tanımazlar. tanısalar
din çöker. Bu yüzden tüm dinler diyalog karşıtı olmuşlar. Dindar toplumlarda
değer yoktur. Kişinin düşüncesini ve bireyselliğini esir alan oluşumlar var ki,
dindarlar buna değer derler. Oysa bunlar özgürlüğü genişletmek yerine
kısıtlarlar. Azat düşünce için tuzaktırlar. Dindar tarihte ve toplumda
düşüncelerin kıpırdanmamasının da nedeni bu. Çünkü düşünceler ve beyinler
karanlığa gömülmüşler. Dinsel esaretten kurtulduktan sonra kendimizi yeniden
tanımaya, yeteneklerimizi yeniden keşfetmeye başlarız. Üzeri din tarafından
kara perdelerle örtülmüş içimizde türlü güzelliklerin var olduğunu keşfederiz.
Varlık ve yaşam güzelleşmeye başlar. Din bilincimizi esir alarak bize kendi
tekinlerini sunarak içimizde casusluk eder. Hal bu ki, bizim bireysel
yeteneklerimiz bu ölçünün dışında, dinsel yaşamın ötesinde, özgür yaşam biçimindedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder