30 Mayıs 2020 Cumartesi

Din ve özgürlük


Din kabusu ve tabusu ruhumuzu, bilincimizi, yaşamımızı terk ettikten sonra kendimizi yeniden tanımlama, bilincimizin mimarisiyle uğraşma fırsatını yakalarız. Doğa herkese bir yetenek vermiş, Bu yetenek yaşamdan zevk almak, zevk yaşatmak için tek bireysel şansımız ve olanağımızdır. Din ve dinsel kültüre mensubiyet bu yeteneğimizin keşfinin önünde engel olur. Bu yeteneği her dindar kişi kendisiyle toprağın altına götürür. Bu yüzden dindar ülkelere bakıldığında estetik sanat türlerinin gelişmediğine tanık oluruz. Kaba bir toplum gerçeğiyle karşılaşırız. Tüm dindar toplumlar önderleriyle bir yerde saygsız ve kaba davarnış içinde olurlar. İslam ülkelerindeki diktatörlüğün ve despotizmin hala aşırı düzeyde olmasını bu tarihsel ve toplumsal psikolojiyle bağlantılı olarak anlamak mümkündür. Çünkü değer ürütemezler. Değerler karşıt görüşlerin yüzyıllar boyunca diyaloğu sonucu oluşur. Oysa din ve dindar toplum karşıt görüşe yaşam olanağı tanımazlar. tanısalar din çöker. Bu yüzden tüm dinler diyalog karşıtı olmuşlar. Dindar toplumlarda değer yoktur. Kişinin düşüncesini ve bireyselliğini esir alan oluşumlar var ki, dindarlar buna değer derler. Oysa bunlar özgürlüğü genişletmek yerine kısıtlarlar. Azat düşünce için tuzaktırlar. Dindar tarihte ve toplumda düşüncelerin kıpırdanmamasının da nedeni bu. Çünkü düşünceler ve beyinler karanlığa gömülmüşler. Dinsel esaretten kurtulduktan sonra kendimizi yeniden tanımaya, yeteneklerimizi yeniden keşfetmeye başlarız. Üzeri din tarafından kara perdelerle örtülmüş içimizde türlü güzelliklerin var olduğunu keşfederiz. Varlık ve yaşam güzelleşmeye başlar. Din bilincimizi esir alarak bize kendi tekinlerini sunarak içimizde casusluk eder. Hal bu ki, bizim bireysel yeteneklerimiz bu ölçünün dışında, dinsel yaşamın ötesinde, özgür yaşam biçimindedir.

Hiç yorum yok: