30 Aralık 2021 Perşembe

"Türk edebiyatşünaslığı" diye bir şey var mı?

"Türk edebiyatşünaslığı" diye bir şey var mı?

Edebiyatşünaslık bilimdir, Muhammet´i, Ömer´i, Ali´yi ve diğerlerini öven bir kaç bütünlüğü olmayan meddahlık ve o tarafta  cennete gitmek için onların "şefaatlerini" kazanmak adına yalakalık-yaltaklık saçmalıkları düzmek edebiyat değildir. Bu açıdan tarihte Türk edebiyatı diye bir etkinlik, durum ve olgu yok, olmamıştgır, yalnızca ve sadece olarak bir tek Hüseyin Cavit var. Onun dışında Türkçe edebiyat, özellikle bütünlüğü olan tragedyaların şiirle anlatışı diye hiçbir şeyimiz yoktur, olmamıştır. Yalnızca Hüseyin Cavit var. 20. YY başlarında Hüseyin Cavit´in de yaratıcılığının ana bölümü Fars edebiyatını öykünme ve iktibas olmuştur, ama iyi iktibastır.  Bu yüzden de bir parça şiirle monolog söyleyen bir Türkle asla karşılaşmayız. Ne Orta Asyada, ne Kafkaslarda, ne Anadoluda, ne de İranda. Ne tarih böyle bir Türkle karşılaşmış, ne günümüz, ne de büyük olasılıkla gelecek zamanlar da karşılaşacaktır. Çünkü Türkler olarak bizim tarihimiz yoktur, sergüzeştimiz var. Tarih soyut kavramdır. Somutlaştığında şöyle olabiliyor: Dil tarihi- olmamış, mimarlık tarihi- olmamış, edebiyat tarihi-olmamış, musiki tarihi- olmamış, politika tarihi-olmamış, felsefe tarihi-olmamış, bilim tarihi-olmamış, ressamlık tarihi- olmamış, sanat tarihi-olmamış, opera tarihi-olmamış, teatro tarihi-olmamış, heykeltıraşlık tarihi- olmamış, tragedya tarihi-olmamış, ... hiçbir şey olmamış, sadece yağma ve Arap ideolojisi adına kadın-cariye ve köle ticareti olayları olmuştur. İşte bu yüzden bizim de Araplar gibi tarihimiz yoktur, sergüzeştimiz var. Sergüzeştlerden ibret dersi alınamaz, baştan geçip gider ve unutulur. Sergüzeştlerin tarihsel ve araştırmaya gerekli değeri olmaz.

*****

Türk dili Atatürk´ten sonra var edilmiştir. Etnik yadigar, köylü, grameri olmayan gereksiz dil olmaktan çıkarılarak matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe ve diğer bilimlerle tanıştırılmıştır. Onu da Anadoluda seküler kesim Batı felsefesini Türkçeye çevirerek var etmişler. Dil düşünceye, felsefeye konu edilmiş, Osmanlının düşünce ve dil düşmanlığı uygulamalarını tarihten silme etkinlikleri kendiliğinden Türkçeyi yükseltme etkinliği olmuştur. Türkçenin dil olması yolunda müslümanların hiçbir dilsel girişimleri ve etkinlikleri olmamıştır. Hİçbir zaman müslüman Türk kitlesi tarafından Türkçe araştırma ve bilgiye konu edilmemiştir. Arap kültür imperyalizminin sadık ve değersiz köleleri olan müslüman Türklerin ilk ödevleri Türkçeyi arabize etmek olmuştur. Bunu direk yapamadıkları için Türkçenin arabizasyonu Farsça üzerinden edilmi.ştir. Düşünceye, bilime konu edilen Türkçe 1928 yılından sonra, yani us ve duygu, sevgi ve dostluk düşmanı olan Arap alfabesinden kopuştan sonra dil olma yoluna girmiştir. Bilge Ebureyhan Biruni "Bilimin baş belası" olarak nitelediği kirli Arap alfabesinden kopuştan sonra Türkçe tarihte var olduğu hiss edilmiştir.

Hiç yorum yok: