2 Ocak 2022 Pazar

Türk halk müziğinde kadın karşıtlığının sebepleri.

Merkezi Asyadan, İrana, Anadoluya ve Kafkaslara denli Türk halk mani sözlerinde kadın düşmanlığı var. Müslüman toplumların halk müzik sözleri kadına karşı cinayet dürtüleriyle dopdolu, ama en çok türklerde bu yasak boldur. Mani ve şarkı sözlerinde kadına karşı cinayetler önceden verilir. Farslarda, Araplarda da öyle. Farsçada da bir halk manisi "evden dışarı çıkma hırsızlar seni çalarlar" diye aynen Arap şiirinin Kuranda uyardığı gibi kadınları uyarır. Ama bu denli uyarı mesela Fin şiir ve müziğinde yok. Gece saat 2, 3, 4 vakitlerinde Fin kadını tek başına ormanda dolaşıyor. Müslüman psikolojisindeki kadın düşmanlığıdır şiirimize yansıyan. Muhammetin kolektif Arap bilinçaltındaki kadın düşmanlığı "Kadınlar eveden dışarı çıkmasınlar!" şeklinde Kurana yansıdığı gibi, Türklerin, Farsların, Arapların şiddet ve saldırganlık dolu susuz coğrafyalarından ve tarihsel agresif kolektif bilinşaltılarından kaynaklanan güvensizlik ve estetik düşmanı davranışlar islami söylemlerle bütünleşerek "şiir!" sözlerinde ve "müzik!" melodilerinde sergilenmiştir. Türkçede zaten şiddetten ve kabalıktan başka şiir örneğiyle karşılaşmak kolay değildir. Türkçe tarihte şiiri ve şairi olayan tek dildir. Hala Fuzulinin saçmalıkları antipedagoji olarak duyurulmamışsa, buna üzülmek gerekir. Hiçbir müzik sözlerimizde aralıklar, erillik-dişilik arasında uzaklıklar azalmıyor. Hayal dünyasında bile kadın yok. Hepsi erkek eksenli kaba yaşam biçiminin bağırtıları. Şiirdeki sözcüklerin dokunumu ve müzikteki melodinin yardımıyla dişillik-erillik arasındaki mesafeler azalmalı, ama azalmıyor. Kadınsız bir şiiir ve müzik! Korkunç değil mi? Halbuki, musiki düşlerde de olsa, mesafeyi azaltma eğilimidir. Mesela bizim musiki sözlerimizde evin içi diye bir tablo yok. Olamaz. Çünkü evin içinde tecavüz edip sonra başını keser. Ona göre de Batı, Hint, Çin uygarlığında olduğu gibi şiir ve musiki sözlerinde kadın-erkek arasında mesafeler çok uzak, arada dağlar var. Bu, neyin göstergesi? Türk kültüründe, islam kültüründe güvensizliğin var olduğunun göstergesi değil mi? Müslüman Türk algısında kadın estetik algının konusu değil, tevacüzün nesnesi. Bunun göstergesi değil mi? Hep böyle de olmamış mı? Fırsat ele geçtiğinde kadının rızası oldu olmadı tecavüz edip sonra öldürmemişler mi?b Lanet olası Türk kültürü bu değil mi? Musikimizde sevinç ve mutluluk yoktur. Çünkü mutluluk birlikte üretilir. Oysa birlik olacak kadar yakınlık, dostluk ve arkadaşlık yok. Bu yüzden zırıltı, ağrı, acı ve anlamsız hüzünden başka bir şey yok müzik sözlerimizde. Başka halkların müziğini bilmeden bu karşılaştırmayı yapmak olmaz. Mesela bir Fin halk müzik sözlerinde "Küçük evim sonsuz uzaydı, sen de bu uzayda biricik güneşsin" diyor. Bir tük müzik sözlerinde evin içinden neden hiç söz edilmez. Evin içinde kadınla diyalog medeniyetimiz ne dinimizde var, ne de göçebe kültürümüzde. Dünyaya gelen yeni kuşakların ruhunun bozulmaması için bu musiki sözleri yasaklanmalı diye düşünüyorum. Ayıptır, ayıp. Başka ulusların şiirlerini Türkçeye çevirip o melodilerde okumak gerekir. Atatürkün bu doğrultudaki uygulamaları anlaşılandır.

Bizim tarihsel müzik anlgımıza egemen olan paradigmalar değişmeli. Müzik eril-dişil bütünlüğünü düşler dünyasında sağlamakla yükümlü olmalı. Bu ise bizde bir tabu. Müzik gerçeğin sesi değil, olmamalı. Düşlerin sesisidir. Fırat kenarında ağrı ve acı dolu naleler nedir? O yöre halkının ağrı dolu gerçek yaşam biçimidir. Halbuki, müzik o değil. Müziğin gerçeği başkadır. Gerçeküstü bir gerçek oluşturarak ve hayal dünyasında oluşturduğu gerçeğin ve güzelliklerin tadını az da olsa melodi dalgalarında ve sözcüklerin gizemli dokunuşunda topluma tattırarak, başkaca oluş için bir çığır açmaktır musiki edimleri. Değişim müzik ve şiirle olmayacaksa, nasıl olacaktır. Müzik utopyaların çağrısı. Bu açıdan islam doğusu ülkelerinin müziğinde eğitici özellik yoktur. Yoksundur müzik bu özelliklerden. Tabu ve yasak var, kendini sansörleme var. Hazz duygusu yok. Fırat kenarındaki naleler bozkırda çaresiz kalan insanların kışkırıtılarını yansıtan sözlerden ibaret. Sözcükler şehir hayatının tadını tattırmıyor. Çöllük, kuraklık. Ağrı ve acı. Yağmursuzluk, insanların birbirlerine güvensizlikleri. Yani şiirimiz müzik dünyasına girmemiştir. Köylü- göçebe anıları taşımakta.

Hiç yorum yok: