Merkezi
Asyadan, İrana, Anadoluya ve Kafkaslara denli Türk halk mani sözlerinde kadın
düşmanlığı var. Müslüman toplumların halk müzik sözleri kadına karşı cinayet
dürtüleriyle dopdolu, ama en çok türklerde bu yasak boldur. Mani ve şarkı
sözlerinde kadına karşı cinayetler önceden verilir. Farslarda, Araplarda da
öyle. Farsçada da bir halk manisi "evden dışarı çıkma hırsızlar seni
çalarlar" diye aynen Arap şiirinin Kuranda uyardığı gibi kadınları uyarır.
Ama bu denli uyarı mesela Fin şiir ve müziğinde yok. Gece saat 2, 3, 4
vakitlerinde Fin kadını tek başına ormanda dolaşıyor. Müslüman psikolojisindeki
kadın düşmanlığıdır şiirimize yansıyan. Muhammetin kolektif Arap
bilinçaltındaki kadın düşmanlığı "Kadınlar eveden dışarı
çıkmasınlar!" şeklinde Kurana yansıdığı gibi, Türklerin, Farsların,
Arapların şiddet ve saldırganlık dolu susuz coğrafyalarından ve tarihsel
agresif kolektif bilinşaltılarından kaynaklanan güvensizlik ve estetik düşmanı
davranışlar islami söylemlerle bütünleşerek "şiir!" sözlerinde ve
"müzik!" melodilerinde sergilenmiştir. Türkçede zaten şiddetten ve
kabalıktan başka şiir örneğiyle karşılaşmak kolay değildir. Türkçe tarihte
şiiri ve şairi olayan tek dildir. Hala Fuzulinin saçmalıkları antipedagoji
olarak duyurulmamışsa, buna üzülmek gerekir. Hiçbir müzik sözlerimizde
aralıklar, erillik-dişilik arasında uzaklıklar azalmıyor. Hayal dünyasında bile
kadın yok. Hepsi erkek eksenli kaba yaşam biçiminin bağırtıları. Şiirdeki
sözcüklerin dokunumu ve müzikteki melodinin yardımıyla dişillik-erillik
arasındaki mesafeler azalmalı, ama azalmıyor. Kadınsız bir şiiir ve müzik!
Korkunç değil mi? Halbuki, musiki düşlerde de olsa, mesafeyi azaltma
eğilimidir. Mesela bizim musiki sözlerimizde evin içi diye bir tablo yok.
Olamaz. Çünkü evin içinde tecavüz edip sonra başını keser. Ona göre de Batı,
Hint, Çin uygarlığında olduğu gibi şiir ve musiki sözlerinde kadın-erkek
arasında mesafeler çok uzak, arada dağlar var. Bu, neyin göstergesi? Türk
kültüründe, islam kültüründe güvensizliğin var olduğunun göstergesi değil mi?
Müslüman Türk algısında kadın estetik algının konusu değil, tevacüzün nesnesi.
Bunun göstergesi değil mi? Hep böyle de olmamış mı? Fırsat ele geçtiğinde
kadının rızası oldu olmadı tecavüz edip sonra öldürmemişler mi?b Lanet olası
Türk kültürü bu değil mi? Musikimizde sevinç ve mutluluk yoktur. Çünkü mutluluk
birlikte üretilir. Oysa birlik olacak kadar yakınlık, dostluk ve arkadaşlık
yok. Bu yüzden zırıltı, ağrı, acı ve anlamsız hüzünden başka bir şey yok müzik
sözlerimizde. Başka halkların müziğini bilmeden bu karşılaştırmayı yapmak
olmaz. Mesela bir Fin halk müzik sözlerinde "Küçük evim sonsuz uzaydı, sen
de bu uzayda biricik güneşsin" diyor. Bir tük müzik sözlerinde evin
içinden neden hiç söz edilmez. Evin içinde kadınla diyalog medeniyetimiz ne
dinimizde var, ne de göçebe kültürümüzde. Dünyaya gelen yeni kuşakların ruhunun
bozulmaması için bu musiki sözleri yasaklanmalı diye düşünüyorum. Ayıptır,
ayıp. Başka ulusların şiirlerini Türkçeye çevirip o melodilerde okumak gerekir.
Atatürkün bu doğrultudaki uygulamaları anlaşılandır.
Bizim tarihsel müzik anlgımıza egemen olan paradigmalar değişmeli. Müzik eril-dişil bütünlüğünü düşler dünyasında sağlamakla yükümlü olmalı. Bu ise bizde bir tabu. Müzik gerçeğin sesi değil, olmamalı. Düşlerin sesisidir. Fırat kenarında ağrı ve acı dolu naleler nedir? O yöre halkının ağrı dolu gerçek yaşam biçimidir. Halbuki, müzik o değil. Müziğin gerçeği başkadır. Gerçeküstü bir gerçek oluşturarak ve hayal dünyasında oluşturduğu gerçeğin ve güzelliklerin tadını az da olsa melodi dalgalarında ve sözcüklerin gizemli dokunuşunda topluma tattırarak, başkaca oluş için bir çığır açmaktır musiki edimleri. Değişim müzik ve şiirle olmayacaksa, nasıl olacaktır. Müzik utopyaların çağrısı. Bu açıdan islam doğusu ülkelerinin müziğinde eğitici özellik yoktur. Yoksundur müzik bu özelliklerden. Tabu ve yasak var, kendini sansörleme var. Hazz duygusu yok. Fırat kenarındaki naleler bozkırda çaresiz kalan insanların kışkırıtılarını yansıtan sözlerden ibaret. Sözcükler şehir hayatının tadını tattırmıyor. Çöllük, kuraklık. Ağrı ve acı. Yağmursuzluk, insanların birbirlerine güvensizlikleri. Yani şiirimiz müzik dünyasına girmemiştir. Köylü- göçebe anıları taşımakta.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder