Tahammül
etmek, diyalog etmek istemediğin karşı görüşe mecburiyet karşısında
susabiliriz. Hele bir de öyle bir inanış ki, fırsatı eline geçirirse, seni ve tüm
soyunu yok edebilir. Böyle bir inanışa nasıl saygı gösterilir? Göstermek için gösterilen
kendi içinde olmalı değil mi? O zaman öfke ne içindir? Öfke de insan doğasının ürünü.
Sadece olarak kişi onu kontrol ederse, kişiliğini ispatlar. Mesela islamdaki
takiye gibi. Takiye öfke kontrolüdür, öfkeyi yok etmek değil. Öfke yok edilirse,
cihat için iç enerji kaynağı tükenmez mi? O zaman islama göre öfke, takiye süresi
yıllarında şiddetlenerek örgütlenmeli, ideolojik ve teknik yönlerini yetiştirmeli
ve fırsat ele geçtiğinde öfke patlaması olmalı. Böyle değil midir, böyle olmamıştır
hep? Muhammetin Medine yaşamı da bunun bir göstergesi değil mi? Hep böyle olmamış
mı? Böyle bir olmuşluğa, böyle bir oluşa ve olacak olana nasıl saygı gösterilir?
O zaman öfkeyi kontrol ediyorum diye nominalize edersek daha mantıklı olmaz mı
acaba? Çünkü bu yazdıklarınızın arkasındaki saklı öfke açıkça görünüyor bence. Çevrenizde,
çevremizde bu denli haksızlık, tarihte akttığı bu denli kan, insanları aptallaştırma
eğilim ve eylemlerine tanık olduktan sonra bu duruma nasıl saygı gösterilir? İnsan
hakkına asla aldırış etmeyen, allah ve islam hakkını insan hakkı yerine yerleştirerek
hep ebedi savaşı yeğleyen bir ideolojiye saygı gösterilir mi? Saygı göstermek
saygı duyumunun dışsal göstergesidir, başka bir şey değildir bence. Dışta var
olanı duyumsama ve sonra da onu olumlayarak biliçli bir tepki göstermenin adı
saygı olmalı. Bu tepki olumlama ve olumsazlama doğrultularında olabilir.
Olumsuzlama
saygı içermez. Ama şiddet de içermez. Sadece olarak olumsuzlar. Toleransın amacı
olumsuzlama hakkını kişilere tanımak olmalı. Bizim islamı olumsuzlama hakkımız
olmamıştır, yoktur. Halbuki, bu ussal bir hak ve gereksinimdir. İslam buna izin
vermemiş. Olumsuzlamalar bir yana dursun, olumlu eleştirileri bile korkunç biçimde
Muhammetin kendi çağından günümüze denli yok etmiştir. Olumsuzlama, ya da bilinçli
ve ussal yargılayıcı olumsuzlamadan islam hep korkmuşçtur. Bu yüzden sorgulayıcı
olumsuzlamalara olanak tanımamıştır. O zaman böyle bir ortamdan us gelişir mi?
Usun diyalektik evrimi de olumlama ve olumsuzlama yollarıyla değil midir?
Tarihteki us da bu olumlama ve olumsuzlama diyaloğunun evrim, oluşum ve yargılaşım
serüveni değil mi? Sorgulama ve olumsuzlama sınırdaş olgular. Sorgulama
sorularla karşı çıkış, ama sorulara kişi kendisi yanıt vermiyor, soruguladığından
yanıt bekliyor. Ya da sorgulamanın yanıtını tarihsel akış vermiş olabilir. Ama
olumsuzlamada kişi, sorduklarını kendisi olumsuz olarak yanıtlar. Olumsuzlayııcının
yanıtını baştan kesin olarak “BATIL” olarak niteleme bilgi, bilinç ve yaşam karşıtlığı
değildir de nedir? Orta Doğu ve Asya kültürleri, töreleri, dinleri belki çok az
da olsa, sorgulamaya izin verebilirler, ama asla olumsuzlamaya izin vermezler.
O yüzden de Hegel haklı olarak müslüman ulusları tarihsel ulus sıralarında sınıflandırmamaktadır.
Haksız mıdır? Bence haksız değildir. Çünkü tarih (history- araştırma ve açıklama)
olumsuzlamaların diyalektik varoluşlarının evreleridir. Birey ve kitle arasındaki
farkın ürünüdür tarih. Birey kitle dinini olumsuzlamazsa us nice oluş sergüzeştine
iye olabilir? Histori birey-kitle arasındaki ayrındalıktan kaynaklanır. Bu ayrındalık
yok edildiğinde tarih de sona ermiştir demektir. Aslında islamın doğduğu günden
beri biz tarih dışı toplumlar olmuşuzdur. Öldürülen her ayrındalıklı düşenen kişi
tarihin aydınlanması yolunda karanlıklardan duvar örmeler olmuştur. Yani müslüman
toplumların tarihleri yoktur. Bu fark yok edildiğinde tarih de biter, sadece
olarak sergüzeşt ortaya çıkar. Sergüzeş ve tarih arasındaki fark nedir? Mesela
diyelim ki, kişi 1 hafta önce kaç kere tulate uğradığını, gün boyu neler yediğini
anımsayamaz olabilir. Çünkü onlar rutin işler ve değersiz. Ama ailesinden
birisi hastalanırsa, onu hastaneye götürürse, bunu unutmaz. Çünkü bu bir sergüzeşt
değil, bireysel yaşamda bir history. Şimdi sergüzeşt ve history islam ülkelerinde
karşı karşıya. İslam bize nefes almaya bile izin vermiyor. Önceden belirlenmiş
següzeşte teslim olarak tarihsiz (açıklamaya gerek duymayan) bir yaşama biçimine
bizi ezici gücüyle mahkum eden bir din var. Çünkü kendisine özgü açıklaması (tarihin
muhtevası) vardır: Sünnet ve kitap. Emrbilmaruf ve nehi anel münkir nedir? Sergüzeşt
ilkesinin tarih ilkesini yok etmesi de budur. Arap ürf ve geleneğine maruflandırmak
ve bu gelenekten çekinenleri sakındırmak! Emrbilmaruf ve nehinelmünkir bu değil
de nedir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder