Doğrusunu söylemem gerekirse, sizin şiirden
anlamışlığınızı sanmıyorum. Çünkü Türk dilinin şiire girmişliği yoktur,
olmamıştır. Tarihi yok, deneyimi yok. İlk kez benim şiirlerimle Türkçe şiire
giriyor. Bir az tekebbürlü gözükebilir, ama bu bir gerçek. Bu yüzden Türkün
şiirsel estetik deneyimi ve algı tecrübesi yok. Hele sizin hiç yok. Olsaydı,
şiirden intihar konusu çıkarmazdınız. Olabilir, bir insan intihar edebilir,
deli olabilir, ama bunun şiirle ne ilintisi? Gerçek bir şairin özelliklerinden
biri de zaten anormallik. Sanat normların dışına çıkmayı gerektirir. Öyle
olmazsa, sanat da olmaz. Normların dışına çıkmak da kolay değildir, coşku,
ilgi, bilgi ve cesaret ister. Ona göre de siz Almanyada doğmamışsınız diyorum.
Türk kültürü içinde doğmuşsunuz, Alman kültürüne tanık olmuşsunuz uzaktan
uzağa. Halbuki, siz, Hölderlin´den bir kaç parçacık şiir ezber bilseydiniz,
şiir üzerine duyumlarınız olurdu. Şiir-varlık, şiir insan, şiir-doğa,
şiir-zaman, şiir-felsefe, şiir-bilim, şiir-tarih, ... gibi konular her biri
ömür gerektiren araştırmalar objeleri. Ömrünüzde bir şiir ezber bilmezken benim
şiirimden intihar sonucu çıkarıyorsunuz. İntihar nedir? Kendine kıyarak
ölmektir. Peki intihar etmeyenler ölmüyorlar mı sanki? Türk tarihinde neden
musiki ve şiir yok? Çünkü şiir olmadıktan sonra musiki de olmaz, olmamıştır.
Şiir düşündüğünüz gibi sürekli bir oluşumun ürünü değildir. Ansızın insan içi
ve dışıyla, iç kosmosla dış kosmos arasında gizemli, duygusal ve duyumsal
ilişkilerin kurulması, bu ilişkilerin sözcüklere yansıması olduğundan en
romantik sanat türü şiirdir. Musikiden de üstün. Geçen 3000 yıllık tarihimizde Türkçenin
böyle bir deneyimi olmamıştır, hala da yok. Geçen 3000 yıllık tarih ulusların
dönüşüm, evrilişim ve devinimlerinde epos ve şiir bin yıllıkları olmuştur. Bir
Türk insanının kafasının içi bu açıdan boştur ve tarihsellik ifade etmez. Doğu
Türkistandan İstanbula denli 5 tanecik tarihsellik ifade eden şiiri ezber bilen
bir Türk bulamazsınız. Mümkün değildir. Çünkü doğa Türk böyle estetik işlerle
uğraşmak için var etmemiştir. Türk ve sonra da Arap, doğanın haşen ve agresif
özelliklerinin sosyal doğada tezahürü, dışa vurumudur. Türk iyice uçurur, yok
eder, imha eder, yakar ve yandırır. Böyle bir karakter de şiirden ve musikiden
anlamaz, anlayamaz. Bu yüzden Türk tarihi, şiir ve musikiden yoksundur,
karanlık ve çöldür.
Şiirsel bir yapıtı değerlendirmenin metodolojik
yönleri, yöntemleri ve özellikleri vardır. Şiir nedir? Bütün tarihimizde bu
soru sorulmamış. Niye sorulmamış? 3000 yıl önce Yunanistanda ve Hindistanda
şiir üzerine, şiirin tekniği, ölçüsü ve felsefesi üzerine kitaplar yazılmıştır.
Bizde niye yok? Az da olsa kısaca bilgi vermek isterim. Birincisi etmen şiirin
dışsal olgusu ve oluntusudur. Türkler olarak bizim, tarihte estetik bir yapıtı
dışsal tekniklerine göre irdeleme, eleştirme ve bunu zevkli bir görünüşe sokma
edimi, eylemi hiçbir devirde olmamıştır ve yoktur. Yine de bu işle büyük ölçüde
ben uğraşmışım. Bunun kendini övmekle alakası yok. Konuyu anlatabilmem için
söylüyorum. Türkçe şiirin Hinidstandan alınma musiki tekniğine ve
ölçümlendirmelerine uyum sağlamasıyla ilk uğraşan kişi ben olmuşumdur. Benim
dışımda bütün tarihi irdeleseniz bulamazsınız. Ona göre de özellikle islamdan
sonra guya Türkçede yazılan, Fuzuli, Nesimi, Osmanlı saçmalıkları, ... hepsi
ayıplar silsilesi. Ben tüm bunları "AYIPLAR SİLSİLESİ" olarak
sınıflandırdım.Çünkü dil yok. Dil bilgisi yok. Çünkü şiir üzerine estetik
düşünce olmamıştır. Çünkü şiirin ve sözün ne anlam ifade etmesinin hiçbir
değeri yoktur. Önce o sözünün dışsal mimarisi, ölçüsü ve musikisi doğruca,
uygun ve uyumlu olmalıdır. Böylesine dışsal mimarisi uyumlu ve uygun bir beyit
şiir Türk tarihinde bulamazsınız. Bu yüzden Türk dilleri kaba kalmış, bu yüzden
Türklerin davranışları agresif, etik dışı ve bozuktur, çünkü şiir ve musikiden
esinlenen içsel uyarıcılar ve kontrol ediciler yoktur. Bu yokluğun ve
yoksunluğun pasikolojik sorunlara meydan açmışlığı konusuna girmeyeceğim. Çünkü
kimsenin belleğinde onun beynindeki söz dağarcığını musikiyle, ölçüyle tanıştıracak
örneğin 1000, 500, hatta 100 yıl bundan öncesinden iki beyit ezber şiir yok. Türk
belleğinin etik ve estetik tarihi ve deneyimi yoktur. Türk insanının gözleri
asla söz dağarcığının estetik bir yapıtta nasıl dizildiğini gözlemlememiştir. Gözel
sanattan yoksun olan doğal olarak kulak sanatından da yoksun kalır. Kulağında
tarihin derinliklerinden gelen melodilerin eğitici sesini taşımaz. Düşünebiliyor
musunuz? Bir toplumun dili önce şiirle tarihe girer. Şiirle estetize edilir.
Şiirdeki estetizasyon düzyazıya tanışınmaya başlar. Şiirsel özgeçmişi olmayan
dil şu anki en gelişmiş dilimiz olan Türkiye Türkçesi gibi olur. Hiçbir musiki
ve şiir kaynağı yok. Sadece meyvesiz ve tatsız bir ağaç, söğüt ağacı. Şimdi
böyle bir beyin yapınızla şiiri anlayabileceğinizi, şiirin dışsal estetik
dokusundan manevi hazz alacağınızı sanmıyorum doğrusu. Bu, yalnıza size özgü
durum değildir. Türkün geleneksel görüntüsü budur. Şu konuyu iyice
açıklayabilmem için bir örnek söylersem iyi olur: Fars şiir tarihinde 3 ekol
vardır:
1- Horasan ekolü. Bu ekolün amacı şiirde anlam, irfan,
düşünce beyan etmek olmamıştır. Yalnızca sözcüklerin şiirin içinde
devingenliğini ve dansını sağlayarak dili sevimli bir görüntüye kavuşturmak
olmuştur. Çünkü şiir sözcüklerin belli bir şerşevede ve belirgin melodi ve
ritimlerle dansı demektir ki, düzyazılarda bu dansı gözlemleyemeyiz. Çok ilginç
ki, 9. yüzyıldan başlayan Horasan ekolü Selcuklar döneminde ve Selcuklu
yağmacıların devlet desteğiyle kendi evrimine hız verdi, Osmanlı yağmacılar ve
talancılar zamanında en doruk noktasına ulaştı. Düşünebiliyor musunuz, bir tek
Fars dillinin olmadığı İstanbulda Fars dilinin Horasan şiir mektebi evriminin
doruk noktasına ulaşıyor. Şimdi siz Türk olarak kendinizi Osmanlı yağmacıların
torunu olmakta ne denli haklı görebilirsiniz, bu, kendi bileceğiniz iş. Sadece
600 yıllık Osmanlı Orta Çağ Karanlığından 2200 cilt Farsça şiir divanı miras
kalmıştır. Bir tek cilt Türkçe yapıt yok! Osmanlıca olanların da ayıplar
silsilesi olduğunu söyledim. Çünkü Farsça bir dil, Osmanlıca dil mi olur? Bir
soyun adına dil mi olur? Dil doğanın, tarihin, ... toplumsal gelişmelerin
ürünü. Dillerin dil bilgisini doğa belirlemiştir, insanlar sadece olarak bu
doğal yasaları keşfederler. Yerin cazibe kuvveti gibi. Bu yapıtların hepsi
Horasan ekolüne mensuptur. Nitekim "Osmanlı şehnameleri" bunlardan
örneklerdir.
2. İrfan ekolü. İrfan bilgi demektir. Dil irfana nasıl
girebilir? Önce o sözcüklerin dans ederek o dili konuşanların belleğinde canlı
duyumsama deneyimi sağlamazsa, irfana girebilir mi? İrfan ekolünün amacı sadece
dilin estetik dışsal katmanını ve mimarisini güzelleştirmek değildi. Hem de
dilde belli irfan görüşlerini açıklama amaç edinilmiştir. Uzun zaman tasavvufla
uğraştım ve bu saçmalığı tamamen bıraktım. Yani irfan, içeriğine göre, kimileri
için saçma olsa da, dışsal estetik varlığına göre, yazıldığı o dil için bir
ayrıcalıktır, fırsattır. Mesela Mevlananın tüm şiirler zırva, ama bu zırvalar
Horasan ekolünün deneyimlerini kullanarak etkili ölçülerde söylenmiştir.
3- Hint ekolü. Osmanlılar kızılbaş soykırım yaptıktan
sonra vahşi kızlbaşlar Osmanlı soykırımından kurtulmak için İrana girdiler.
Orada Bayındırlılar diye bir devlet vardı. Tarihte Türklerin kurduğu üç kısmen
medeni devlet olmuştur: Karahanlılar, Karamanoğulları, Bayındırlılar
(Akkoyunlular). Çünkü yalnız bu üç devletin Türk diline önem verdikleri söz
konusu olmuştur. Kutatku bilik, Kaşgarlı Karahanlılar dönemine aitken, Dede
Korkut, Fuzuli, Kişveri gibi amatör yazarlar da Bayındırlı dönemine ait. Karamanoğulları
da osmanlı kabusu tarafından yerle bir edildiği için başlattıkları Türkçecilik
durduruldu. Evet, ehlileşmemiş kızılbaş Türkler Bayındırlı devletini
devirdiler, doğal Osmanlı yandaşlarıdırlar diye, şii olmayanlara bu kez onlar
soykırım uyguladılar. Görüyor musunuz? Orta Doğuda müslüman türklerin
akıttıkların kanın mikdarını. Hep imha etmişik. Safevi katillerin
uygulamalarını kabul etmeyerek şiileşmek istemeyen Farslar ve onların o devir
aydınları Hindistana firar ettiler. Orada çok zayıf şekilde var olan Fars Hint
ekolünü geliştirip derinleştirdiler. Bunları neden söyledim bilir misiniz?
Türkçenin böyle bir sergüzeşti olmazken ve sizin Almanyada o ülkenin engin şiir
kaynaklarıyla tanışlığınız bulunmazken, şiir üzerine tutarlı görüş sergilemeniz
inandırıcı olmuyor. İşte ilk kez olarak Türkçenin tarihinde hiçbir biçimde
ölçüyü içeriğe feda etmeme, ölçüyü içerikten üstünbilme ilkesini benim
şiirlerimde görebilirsiniz. Başka görebileceğiniz bir kaynak yoktur. Şiirde ma´na değil, güzellik aranmalıdır. Tabii dinci bir zihniyetin de
güzellikten ne denli anlamış olması da başkaca bir konudur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder