Çok ilginç tarihsel bir yasa: Ne zaman Arap, ya da Türk iktidarı Orta Doğuya egemen olmuşsa, bilim, felsefe ve tüm uygarlık belirtileri yok edilmiştir.
İslam sonrası önce Peygamber, sonra 4 halife, sonra da Emvi dönemi kesin Arap iktidarının doğuşu ve yükselişidir.
Bir tek uygarlık
bertisi tesis etmemeleri bir yana dursun, Mısırda,
eski İranda, Afrikada, Anadoluda, Mesopotomiyada,
Horasanda, ... tüm
uygarlık
belirtilerini yerle bir etmişler.
Sonra Abbasi devleti
kuruluyor. Abbasi devleti Soğd
uygalığıyla tanışarak islam uygulamalarının
antitezi olarak tarihe girer. Özellikle ana dili Soğdca olan Memun, Yunan uygarlığını Arapçaya çevirttirir.
Horasanlı büyük bilgi Ebureyhan Biruni ""الصیدنة فی الطب",
yani "Tıpta
bitki bilimi" kitabında
"Doğu uygarlığının islam ülkeleri ile alakası yok. Doğu
uygarlığı Hint ve Çine özgü. İslam doğusundaki
uygarlık
belirtileri müslümanların emeklerinin ürünü olmamıştır.
Yunan uygarlığının Abbasiler döneminde Arapçaya tercüme
edilişinden başka bir şey
değildir" biçiminde yazar. Abbasi sonrası islam, büyük ölçüde ehlileşmiş, saldırganlık
ve uygarlık düşmanlığı
araçları kısmen elinden alınmış
olan islamdır.
Gerçek
islam Muhammetin uygulamasıyla başlayıp, 4 halife ile devam ederek, Emevilerin
sonunadek süren
Kuran odaklı
islam olmuştur. Hiçbir tüze
(hukuk) tanımayan
ve tüm
uygarlıkları mensuh sayan Kuran odaklı islam olmuştur. Abbasiler döneminde ortaya çıkan dört
mezhep kısmen
de olsa, ehlileşmiş müslümanların geleneksel islamın dışına çıkmaları ve gerçek
islamdan kopuşlarının öyküsüdür. Gerçek islam, yani Muhammet, 4 halife ve Emevi islamı tam Kuran odaklı islam olmuşlar. Günümüzde o gerçek
islamı IŞİD, Taliban uygulamalarında gördük.
Abbasiler döneminde
ortaya çıkan
dört mezhep
uygarlıkları imha eden gerçek islamda reform yapmışlardır. Kuran odaklı edebi öldürüşme gerçek
islamın
uygulaması
olmuştur. Soykırımları ve ugarlıkları
silme ugualmasını kısmen terk ederek hukuk ilkelerini keşfetme çabalarıdır Abbasi islamı olmuştur ve Kuran islamında böyle
bir şey olmamıştır,
yoktur. Muhammedi islamı özleyen müslümanlar
haklı
olarak Abbasi dönemi
islamı,
yani Mutezileyi ve uygulamalarını
Yunan ve Horasan uygarlıklarının islamı
tahrif etymeleri olarak yorumlarlar. Neden böyle oldu? Çünkü İbn-i Haldun´un da belirtiği
gibi devletçilikten
hiçbir
şey anlamadıkları için,
sadece imha etmeyi iyi başaran
Araplar devlet düzeninden
uzaklaştırılarak
yerine, Arap olmayanlar geçmiştir
de ondan. Ben böyle
düşünüyorum.
Türklerin islamı kabulünden sonra uygarlıkları ve
müslüman olmayan diğer ulusları
tarihten silmenin ikinci Türk eksenli islami dalgası başlar.
10. ve 11. YY dönemlerini
düşünün! Orta Doğuda
egemen olan Talış-Gilek
kökenli
Büveyhoğulları devletidir. İnanılmaz hızla bilim ve felsefe yükseliş çizgisi içindedir. Yunan felsefi ekolleri, özellikle Pitagoras matematik ekolü devletin desteği ile eğitim müfredatındadır. İbn-i
Sina, Razi, ... gibi bilim adamları yetişir.
İbn-i Sina´yı Türk olarak göstermek denli saçma bir şey olamaz. Türk olan Gazneliler idi ve İbn-i Sina Gazneli zulmünden Buveyhoğullarına sığınarak
o devletin veziri oldu. Sonra da Gazneli Mahmut hakkında şöyle
bir beyit yazdı:
قدم نامبارک محمود
چو به دریا رسد بر آرد دود
(Mahmut Gaznelinin mübarek olmayan ayağı denize dokunursa, deniz buhar olup kurur)
Bu arada İbn-i Sinanın da dürüst
ve bilim ilkelerine sadık
kalmadığını belirtmeliyim. Mevlana Celalettin Rumi denilen hırsız, Yunan düşünürlerinin düşüncelerini hırsızlayarak şiirle
anlatmış,
hem de felsefe düşmanlığı yaparak. Çünkü hiçbir devirde Selcuklular döneminde olduğu
debli bilim ve felsefe düşmanlığı yapılmamıştır. Ama Rumi gibi, İbn-i Sina da ne yazık ki, böyle
işlere bulaşmıştır. Ben İbn-i Sinanın şiirlerini ezberbilirim. Sonra Platonun
"Devlet" kitabını okuduğumda Sokrates aforizmlerini İbn-i Sina´nın şiirle anlattığını gördüm.
Henuz Yunan felsefesini okumamıştan ben, İbn-i
Sina´ nın çoğu şiirlerini Türkçeye tercüme
etmiştim. Örneğin
Sokrates´in
"Bildiğim tek şey var, o da bir şey bilmediğimdir"
aforizmini İbni-i Sina kaynak vermeden Farsça şiirle anlatmıştır:
تا بدانجا رسید دانش من
که بدانم که همی نادانم
Ben İbn-i Sina´yı
orijinalinden daha güçlü olan bir şekilde böyle
tercüme
etmiştim:
"Öyle bir evreye ulaştı bilgim,
Bildim tek bilgim var:
bilgisizliğim."
Elbette İbn-i Rüşt de Gazali´yi eleştirdiği "Tehafet ül tehafe" yapıtında İbn-i
Sina´nın filozofları, sanki bilerekten ve kasitli olarak yanlış yorumladığını ifşa eder. Ama İbn-i
Rüşt´ ün Farsçası olmadığı için İbn-i Sinan´nın Farsçada neler düşündüğünü
bilemezdi.
Evet, Gazneli Türklerin zulmünden kaçanlar için
Buveyhoğulları sığınak yeri olmuştur. Şair
Firdevsi "Kainat yaratılmamış,
ezelden var olmuş ve
o, bizim gibi fenaya uğramaz,
hep de hareket halinde var olacak" diye şiir yazdığı için Gazneliler tarafından "dehri" (materialist) diye suçlandi ve tutuklanmak üzere iken Buveyhoğullarına sığındı.
نه از گردش آرام گیرد همی
نه چون ما تباهی پذیرد همی
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder