19 Haziran 2022 Pazar

Uygarlık tarihinde Arap ve Türk tahribatı

 Çok ilginç tarihsel bir yasa: Ne zaman Arap, ya da Türk iktidarı Orta Doğuya egemen olmuşsa, bilim, felsefe ve tüm uygarlık belirtileri yok edilmiştir.

İslam sonrası önce Peygamber, sonra 4 halife, sonra da Emvi dönemi kesin Arap iktidarının doğuşu ve yükselişidir. Bir tek uygarlık bertisi tesis etmemeleri bir yana dursun, Mısırda, eski İranda, Afrikada, Anadoluda, Mesopotomiyada, Horasanda, ... tüm uygarlık belirtilerini yerle bir etmişler.

Sonra Abbasi devleti kuruluyor. Abbasi devleti Soğd uygalığıyla tanışarak islam uygulamalarının antitezi olarak tarihe girer. Özellikle ana dili Soğdca olan Memun, Yunan uygarlığını Arapçaya çevirttirir. Horasanlı büyük bilgi Ebureyhan Biruni ""الصیدنة فی الطب", yani "Tıpta bitki bilimi" kitabında "Doğu uygarlığının islam ülkeleri ile alakası yok. Doğu uygarlığı Hint ve Çine özgü. İslam doğusundaki uygarlık belirtileri müslümanların emeklerinin ürünü olmamıştır. Yunan uygarlığının Abbasiler döneminde Arapçaya tercüme edilişinden başka bir şey değildir" biçiminde yazar. Abbasi sonrası islam, büyük ölçüde ehlileşmiş, saldırganlık ve uygarlık düşmanlığı araçları kısmen elinden alınmış olan islamdır. Gerçek islam Muhammetin uygulamasıyla başlayıp, 4 halife ile devam ederek, Emevilerin sonunadek süren Kuran odaklı islam olmuştur. Hiçbir tüze (hukuk) tanımayan ve tüm uygarlıkları mensuh sayan Kuran odaklı islam olmuştur. Abbasiler döneminde ortaya çıkan dört mezhep kısmen de olsa, ehlileşmiş müslümanların geleneksel islamın dışına çıkmaları ve gerçek islamdan kopuşlarının öyküsüdür. Gerçek islam, yani Muhammet, 4 halife ve Emevi islamı tam Kuran odaklı islam olmuşlar. Günümüzde o gerçek islamı IŞİD, Taliban uygulamalarında gördük. Abbasiler döneminde ortaya çıkan dört mezhep uygarlıkları imha eden gerçek islamda reform yapmışlardır. Kuran odaklı edebi öldürüşme gerçek islamın uygulaması olmuştur. Soykırımları ve ugarlıkları silme ugualmasını kısmen terk ederek hukuk ilkelerini keşfetme çabalarıdır Abbasi islamı olmuştur ve Kuran islamında böyle bir şey olmamıştır, yoktur. Muhammedi islamı özleyen müslümanlar haklı olarak Abbasi dönemi islamı, yani Mutezileyi ve uygulamalarını Yunan ve Horasan uygarlıklarının islamı tahrif etymeleri olarak yorumlarlar. Neden böyle oldu? Çünkü İbn-i Haldun´un da belirtiği gibi devletçilikten hiçbir şey anlamadıkları için, sadece imha etmeyi iyi başaran Araplar devlet düzeninden uzaklaştırılarak yerine, Arap olmayanlar geçmiştir de ondan. Ben böyle düşünüyorum.

Türklerin islamı kabulünden sonra uygarlıkları ve müslüman olmayan diğer ulusları tarihten silmenin ikinci Türk eksenli islami dalgası başlar. 10. ve 11. YY dönemlerini düşünün! Orta Doğuda egemen olan Talış-Gilek kökenli Büveyhoğulları devletidir. İnanılmaz hızla bilim ve felsefe yükseliş çizgisi içindedir. Yunan felsefi ekolleri, özellikle Pitagoras matematik ekolü devletin desteği ile eğitim müfredatındadır. İbn-i Sina, Razi, ... gibi bilim adamları yetişir. İbn-i Sina´yı Türk olarak göstermek denli saçma bir şey olamaz. Türk olan Gazneliler idi ve İbn-i Sina Gazneli zulmünden Buveyhoğullarına sığınarak o devletin veziri oldu. Sonra da Gazneli Mahmut hakkında şöyle bir beyit yazdı:

قدم نامبارک محمود

چو به دریا رسد بر آرد دود

(Mahmut Gaznelinin mübarek olmayan ayağı denize dokunursa, deniz buhar olup kurur)

Bu arada İbn-i Sinanın da dürüst ve bilim ilkelerine sadık kalmadığını belirtmeliyim. Mevlana Celalettin Rumi denilen hırsız, Yunan düşünürlerinin düşüncelerini hırsızlayarak şiirle anlatmış, hem de felsefe düşmanlığı yaparak. Çünkü hiçbir devirde Selcuklular döneminde olduğu debli bilim ve felsefe düşmanlığı yapılmamıştır. Ama Rumi gibi, İbn-i Sina da ne yazık ki, böyle işlere bulaşmıştır. Ben İbn-i Sinanın şiirlerini ezberbilirim. Sonra Platonun "Devlet" kitabını okuduğumda Sokrates aforizmlerini İbn-i Sina´nın şiirle anlattığını gördüm. Henuz Yunan felsefesini okumamıştan ben, İbn-i Sina´ nın çoğu şiirlerini Türkçeye tercüme etmiştim. Örneğin Sokrates´in "Bildiğim tek şey var, o da bir şey bilmediğimdir" aforizmini İbni-i Sina kaynak vermeden Farsça şiirle anlatmıştır:

تا بدانجا رسید دانش من

که بدانم که همی نادانم

Ben İbn-i Sina´yı orijinalinden daha güçlü olan bir şekilde böyle tercüme etmiştim:

"Öyle bir evreye ulaştı bilgim,

Bildim tek bilgim var: bilgisizliğim."

Elbette İbn-i Rüşt de Gazali´yi eleştirdiği "Tehafet ül tehafe" yapıtında İbn-i Sina´nın filozofları, sanki bilerekten ve kasitli olarak yanlış yorumladığını ifşa eder. Ama İbn-i Rüşt´ ün Farsçası olmadığı için İbn-i Sinan´nın Farsçada neler düşündüğünü bilemezdi.

Evet, Gazneli Türklerin zulmünden kaçanlar için Buveyhoğulları sığınak yeri olmuştur. Şair Firdevsi "Kainat yaratılmamış, ezelden var olmuş ve o, bizim gibi fenaya uğramaz, hep de hareket halinde var olacak" diye şiir yazdığı için Gazneliler tarafından "dehri" (materialist) diye suçlandi ve tutuklanmak üzere iken Buveyhoğullarına sığındı.

نه از گردش آرام گیرد همی

نه چون ما تباهی پذیرد همی

Büyük matematikçi ve Buveyhoğullarının döneminde bilge kişi olan İbn-i Heysem, Empedeklos´in felsefesi üzerine büyüteci keşfetti. Lakin Selcuklu Türklerinin Orta Doğuya ve Anadoluya egemen oluşlarıyla bütün bilim ve matematik odakları kapatıldı. Orta Doğu Muhammet zamanından başlayıp Emevilerin sonunadek süren gerçek islama geri döndü. Bilim öğrenimi yerine, orta çağ karanlıkları yayan Nizamiye medreseleri tesis edildi. Nizamiye medreselerinin mollaları başta Gazali olmak üzere felsefeyi (matematik, bioloji, kimya, fizik, hendese, gökbilim, ...) yasakladılar ve tüm felsefe kitaplarının yakılmasına ilişkinh fetva çıkardılar. Selcuklunun kuruluşundan çöküşüne denli felsefeyi (yani bütün bilimleri, özellikle doğa bilimlerini) kötülüyen Senai Gazneli, Gazali, şeyh-ul islamlar, Mevlana Celalettin Rumi, Hakani Şirvani, gibi yüzlerce yalaka şair ve yazar Selcuklu ahurlarından besinlenerek bilim düşmanlığı yaptılar. Türk iktidarlarının yükselişi ve sonrasında Osmanlı ile devam eden karanlık çağda İbn-i Sina, İbn-i Heysem, Zekerya Razi, ... yetişmedi. Bunun sebebi ne? Acaba bilim ve us düşmanlığı Arabın ve Türkün, Arapçanın ve Türkçenin doğasında mı vardır? Nedir bunun sebebi?

Hiç yorum yok: